Yaradılanı Sev Yaradandan Ötürü: Hristiyanlık ve Çevrecilik

Episode 75 March 07, 2026 00:26:17
Yaradılanı Sev Yaradandan Ötürü: Hristiyanlık ve Çevrecilik
Özgürce - Türk Hristiyanlar Anlatıyor
Yaradılanı Sev Yaradandan Ötürü: Hristiyanlık ve Çevrecilik

Mar 07 2026 | 00:26:17

/

Hosted By

Tiranus - Herkes Duyana Kadar

Show Notes

Hristiyanlık ve çevrecilik arasındaki derin ilişkiyi hiç merak ettiniz mi? Adana'dan gelen mangal keyfinden Elon Musk'ın Mars hayallerine, kutsal kitap öğretilerinden günümüzün çevre sorunlarına kadar geniş bir yelpazede çevrecilik anlayışını inceliyoruz. Dünya'nın neden bize emanet edildiğini, emanete nasıl sahip çıkmamız gerektiğini ve Hristiyanların bu konuda nasıl bir bakış açısı geliştirmesi gerektiğini Özgürce'de tartışıyoruz.

View Full Transcript

Episode Transcript

[00:00:00] Speaker A: Arkadaşlar merhaba. Özgürce'ye hoş geldiniz. Bugün tekrardan konuğum Metin hocam ve bugünkü konumuz çevrecilik. Ya da çevreye bakış açımız ne olmalı? Hristiyan teolojisinde ne olmalı? Ve kültürel olarak hangi alanlarda biraz zayıfız veya iyiyiz? Ona bakacağız. Hoş geldiniz. Hoş geldin hocam. [00:00:16] Speaker B: Hoşbulduk Özgür. [00:00:17] Speaker A: Hocam bugün bir Adanal olarak çok önemli bir konu. Çevrecilik deyince ya da çevre dış alan deyince bir Adanal olarak direkt mangal yapılan bir alan olarak gördüğüm için mangal en iyi mangal nerede yapılır? Çam ağaçlarının olduğu. gölgelik bir alanda özellikle bir yaz sıcağında gidip öyle bir rüzgarı bol olan iyi esen bir yer bulup mangal yapmakta buluyorum ama çevrecilik deyince ister isterse böyle yaş ilerledikçe ya da Kadıköy'de dolaştıkça farklı iyi kişilerin destek olur musunuz bak yani kutupta yaşayan bir ayının alanı yok oluyor falan deyip böyle bir anda günlük kargaşadan Ya aslında o da var. Bir yandan hayvanlar acı çekiyor, yangınlar oluyor yazın elbette. Ne yazık ki her yaz olduğu gibi. Ama bak bu kadar yer, bu kadar arazi, bu kadar kaç yıllık ağaçlar bir anda yok oluyor. Böyle böyle çevrecik hakkında duyuyoruz ama ne kadar gerçekten fikir sahibiyiz o konuda. [00:01:11] Speaker B: Evet. [00:01:11] Speaker A: Ya ''Mahvettik bu dünyayı'' deyip klişe laflardan ya da ''Bugün var, yarın yok''uz yani o kadar da önemli değil. Gelecekte geleceği fazla düşünmeden ya da çocuklarımıza, torunlarımıza ne bırakıyoruz düşüncesi olmadan böyle bir bilinmezlik, klişe laflar ama çevrecilik deyince senin aklına ne geliyor, ne düşünüyorsun, aklında canlanan nedir? [00:01:29] Speaker B: Yani birincisi çevrecilik deyince biraz önce sen de mangaldan bahsettin. Aslında yaratılış aklıma geliyor. Yaratılış da Adem bahçesine yaratılmış olan Adem bahçeye bakması ve gözetmesi için oraya yerleştirildi. Gözetmesi aslında bu Adem'den itibaren aslında hepimize verilmiş bir görevdir. Çünkü yaşadığımız yeryüzü Tanrı tarafından yaratıldı. Biz yaratılışta onun ne kadar iyi yaratıldığını görüyoruz. İçindeki bütün unsurlarla, özellikle yaratılışta birinci bölüm, bunun bütün unsurlarıyla iyi yaratıldığını söyler. Ama şimdi çevrimize bakıyoruz, yani o iyiliği birçok anlamda maalesef bozmuşuz. Sular kirleniyor, hava kirleniyor, ağaçların sayısı azalıyor ve aslında biz Nasrettin Hoca'nın bindiği dalı kesen hikayesinde gibi kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz çevremize iyi bakmayarak. Aklıma gelen güzel sözlerden bir tanesi, hani aslan yattığı yerden belli olur. Aslında sözü birazcık da bizim çevremize gösterdiğimiz ilgi ve alakayla doğru rantalıdır. Ben şey olarak düşünüyorum. İçinde yaşadığımız çevreye çok ihtiyacımız var. Neden ihtiyacımız var? En temel biz insan olarak hava soluyoruz değil mi? Havanın temiz olmasına ihtiyacımız var. Hava temiz değilse bu bizim vücudumuza iyi gelmiyor, hastalıklar çıkartıyor. Temiz havayı sağlayacak olan unsurların başı ağaçlardır. Ağaçlara iyi bakmıyorsak ve onları azaltıyorsak soluyacak havamız kalmayacak. Çünkü o havayı üreten... [00:02:52] Speaker A: Temiz havamız kalmayacak. Temiz havamız kalmayacak. [00:02:54] Speaker B: Temiz havamız kalmayacak. Artı o ağaçların içinde bulunduğu toprağa değer vermiyorsak açıkçası o ağaçlar yetişmeyecek. O toprağın ihtiyacı olan suyu değerli kullanmıyorsak o toprak susuz kalacak. Sonu kurak. ve biz bu dünyanın yaşadığı bu atmosferin içinde yaşayabiliyoruz. Yani uzayda atmosfer yok, orada yapay atmosferler kurmak zorundasın ama hiçbiri Tanrı'nın sağladığı, bu dünyanın sağladığı bu doğal unsurlarla kendi başına hiç emek vermeden içinde yaşadığımız bu unsurlara yerini tutmaz, benzemeyecek. [00:03:29] Speaker A: Elon Musk, Elon Musk arıyor hocam ama Bence o da vazgeçti artık. Diyor ki Mars'tan bir şey yapabilir miyiz? Nasıl bir adam edebiliriz orayı? [00:03:38] Speaker B: Yani onun Mars'ı düşünmesinin sebebi Mars'ın buzul iç yapısı. Buz demek su demek. Yani ve su demek yaşamın devamı demek. [00:03:48] Speaker A: Bulabilseler doğrultucu gününde böyle devamlı haber çıkıyor. Her yıl şey haberi gibi bir yerde doğalgaz Çıkıyor bir şeyler bulunuyor. Orada olduğu gibi burada da Mars'a da bak suyun kalıntısının kalıntısının kalıntısı bulundu. [00:04:01] Speaker B: Tabii ki. [00:04:01] Speaker A: Vardır burada bir yerde. [00:04:02] Speaker B: Tabii ki. [00:04:03] Speaker A: Arayış devam ediyor. [00:04:04] Speaker B: Mesela bu anlamda çok önemli bir şey. Vücudumuzun yüzde 80'i su. Ve bu sebeple gıdayı tüketemesen bile en temelinde her türlü zorluğu yaşasan da susuzluğa karşı yaşayamazsın. Kutsal yazılarda biz İsa Mesih'in kırk gün oruç tuttuğunu görüyoruz. Yani insan vücudunun kırk gün yemek yemeden yaşayabileceğini biliyoruz ama bilimsel olarak su içmeden üç gün yaşayabilirsin. Ve üç gün sonrası kötü. Hani bu sebeple aslında organlara zarar verir vesaire. Tabii ki, tabii ki, tabii ki. Bu sebeple içinde yaşadığımız bu çevreye muhtacız. Evet. [00:04:37] Speaker A: Bunu muhtacız fakat bir yandan da böyle gelip geçen bir hayat var ve özellikle bazı dini grupların, dinlerin öğretilerinden de etkilenerek insanlar bu dünyayı bir nevi hor görüyor, hor kullanıyor ve görevini ne kendi yapması gerektiği, yaratılıştan gelen Buraya bakın. Buranın ihtiyacını karşılayın. Bereket olun bir anlamda. O bahçıvanlık görevini bir kenara iterekten kullanın. İhtiyacı olan her şeyi alın, çalın, çırpın. Bu tarafa doğru dönüyor insanoğlu. Yani aklını o kadar düşünmüyor. Yavaş yavaş ne oluyor mesela? Yeni şeyler buluyoruz. Yeni bir ürün. Dünyaya zararı o kadar önemli değil. Kullanıyoruz, kullanıyoruz. Aa bu kötüymüş ya. Tamam, biraz azaltalım o zaman. Oluyor ama devamlı bir aşırı bir zarar verip ondan sonra azaltmakla gidip geliyoruz. Dinlerin buradaki rolün hakkında ne düşünüyorsun? Çünkü yaratılış ayetinden başladın. Diyorsun ki Tanrı böyle bir dünyayı yaratıyor. Tanrı bir ayar, bir sistemle kuruyor bu dünyayı ki biz burada yaşayabilelim. Fakat aynı zamanda hatta bazen aynı düneye mensup olan kişiler gelip dünyayı istedikleri gibi kullanıyorlar, kendilerine bir araç ediniyorlar. Burası bir görev alanı değil de istediğini yapabilirsin. [00:05:52] Speaker B: Yani o aslında egomuzla alakalı bir şey, bencilliklerimizle alakalı bir şey. Bir de hani sonuçta yaygın dini görüş var ya hani... Nasıl olsa kıyamet kopacak, nasıl olsa her şey yok olacak. Yok olacaksa o zaman ne önemi var? Hani korumanın, kollamanın, ben tüketeyim, şu an ben yaşıyorum burada, o zaman her şey benim için kavramı var. Bu aslında yanlış bir yürek tutumudur. Bir de bu kullanat kavramı var ya, bu kullanat kavramı aslında başımıza bela bir kavram. Nasıl olsa atıyorum, attığım şey nereye gidiyor? Tamam ben çevremi düşündüm, çöp kutusuna attım. İyi de çöp kutusundan nereye gidiyor? Hani bunun arkasından nereye gidecek? Geçenlerde bir yazı okudum. Mesela plastik diye bir olayımız var değil mi? Kimyasal bir malzemedir ve doğada kendi başına yok olmuyor. Yani binlerce yıl hani benim kemiklerim o kadar kalmıyor ama plastik doğada kalmaya devam ediyor ve denizlere karışan plastiklerin mikroplastik olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Balıklarda en son denk geldiğim bir şeyde hamile bir kadının bebeğinde rahmindeki ceninde mikroplastik ortaya çıktı. Şimdi baktığın zaman bu iyiye gitmiyor. Biz bunun faturasını ağır ödeyeceğiz. Bu yüzden de aslında kolaylıkmış gibi gözüken şeylerin tamam benim için kolaylık ama çevreme de gerçekten kolaylık mı? [00:07:13] Speaker A: Doğru, doğru. Ama ilk dediğine geri dönecek olursak yani burası bize aitmiş gibi düşünüyoruz. Kutsal kitaptaki o Mezmur 24. ayet daha yakın bir zamanda TikTok'tan paylaşırken değinmiştim. Mezmur 24. bir. Yeryüzü ve üzerindeki her şey dünya ve üzerinde yaşayanlar Rabbindir. Yani Tanrı diyor ki bu benim. Bize diyoruz ki hayır bu benim. Biz isterimiz gibi yaşayabiliriz, isterimizi yapabiliriz. Tanrı da diyor ki bu benim yarattığım bir şey. Bu bana ait, sen de bana aitsin ve bir iddia var. Hristiyanım diyen kişilerde bile bu tepkiyi, düşünceyi görebiliyoruz. Bu dünyayı Tanrı bize verdi, artık bizi ilgilendirir konu. Fakat Kutsal Kitap diyor ki hala onundur. Sana verdi, Ama emanet ettiği, kahyalık görevini sana verdi. Sen kahyasın, iyi bir kahyamsın, dünyanın durumu ortada. Kahyalık görevimizi iyi yapmayınca da hesap verebileceğimiz kişi yine Tanrı'nın kendisi çünkü her şey O'nun. [00:08:08] Speaker B: Evet, burada emanet kavramı çok önemli. Biz emanete canımız gibi bakıyor muyuz yoksa emanete hıyanetlik ediyor muyuz? Biz bu malın sahibi değiliz, bu ürünün sahibi değiliz. Tanrı yarattı dünyayı ve O'nundur. Yaratılışta biz bunu görüyoruz, mezmurda biz bunu görüyoruz. Biz buraya gözetmek için yerleştirildik. Elbette gözetirken de burası bizim ihtiyaçlarımızı karşılıyor. Doğru. Ama şimdi benim ihtiyaçlarımı karşılıyor diyerekten tüketip yok mu ediyorum yoksa ihtiyaçlarımı karşılıyor o zaman ihtiyaçlarımı karşılayan şeye de iyi bakayım mı diyorum. Yani aslında çevrecilik burada biraz Hristiyan bakış açısıyla emaneti koruyup kollamaktır. Biz Tanrı suretinde yaratıldık. Yaratılış 1.26 bunu böyle söyler. İnsan Tanrı suretinde yaratılmıştır. Tanrı yarattığı ve baktığı Adem bahçesine de Adem'i gözetmesi için koydu. Matta'da da sonuç olaraktan kahyalık örneğinden bahsedilir. Ve baktığın zaman biz aslında hani malın sahibi değil, Kur'an'ın kahyalarıyız. O zaman kahya, Efendi'nin sahip olduğu şeyleri gözetmesi gerekir. Kahyalığını doğru bir şekilde yapabilmek için. Ve bir ünlü Kızılderili atasözü var, ona da değinmekte fayda var. Biz dünyayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldık der. Çünkü biz, bu emanet bize verildi, biz bu emaneti doğru bir şekilde devredelim. Ama biz bu emaneti eksilterek devrettiğimizde ve hep eksiltilerek devrettiğinde bir süre sonra ortaya bir şey kalmayacak. [00:09:38] Speaker A: Doğru. [00:09:39] Speaker B: Yani benden sonrakini düşünmeden hareket edersem aslında çocuklarıma yanlış yapıyorum. [00:09:46] Speaker A: Çocuklarıma, torunlarıma, tanıdıklarıma. Özellikle dini gruplar yapıyorsa bunu bir dini iddia ederek, bir dini bakış açısını iddia ederek burada bu sefer suçlayacağımız kişiler siyasi bir otoriteren daha fazla ilahiyatçı ve ilahiyat yazarları oluyor. Amerika'ya ilk gittiğimde, orada okumak için gittiğimde Amerika'da bazı kitaplar vardı Dünya'nın sonu hakkında. Dünya'nın sonu gelecek nasıl olacak? Her taraf patlıyor, gümlüyor, yok olacak. Yani hiçbir şey kalmayacak ortada. Armageddon ve öyle bir olay olduğunda zaten... Ha korumuşsun, ha korumamışsın. Yani olmak üzere zaten diyerekten, düşünerekten. Bu sefer insanları neye itiyor? Boş ver, kullan. Kötü bir kimyasal mı? Daha ucuzsa dök ne yere gitse, akıyor gidiyor ne de olsa. Diyerekten böyle böyle fikirlere altyapı oluşturma ihtimali var. O zaman da bu da bir yanlış kutsal kitap öğretisine dönüşüyor. Bu dünya yakılacak, yıkılacak. Boş ver, yap yapabildiğin kadarını. Yani elbette kendi alanını koru. Kendi arka bahçeni, ön bahçeni koru. O ayrı. Ama diğerlerininki önemli değil. [00:10:44] Speaker B: Ya ben orada şöyle düşünüyorum, aslında biz maalesef cahiliz. Yani dünyaya karşı da cahiliz. Şimdi nehre zehirli atık atıldığı zaman aslında kişi Nasrettin Hoca misali kendi bindiği dağı kesiyor. Neden? Çünkü zehirli atık o nehre gidiyor, o nehirdeki balıklara gidiyor. ve orada sıcak hava yoluyla o hava buharlaştığında o zehir de buharlaşıyor. Yani o partiküllerle havaya karışıyor ve daha sonra yağmur olarak senin başına yeniden yağıyor. Sen aslında onu o nehre döktüğün zaman aslında yani ben bunu kendi kafama boşaltsaydım daha iyiydi bir durumuna bu zaten dönecek. Bu benim ilkokulda gördüğümüz bir şeydi. Ekolojik sistem ve ailen öyle. Bu dünyaya yaptığın her bir kötülüğü veya düşüncesizliği aslında farkında değilsin kendine yapıyorsun. Fransız Schieffer bu konuda çok güzel bir şey söylüyor. Diyor ki, Hristiyan bir karıncanın bacağını bile sebepsiz yere koparmaya hakkı olmadığını bilen kişidir. Çünkü o karınca Tanrı'nındır. Çünkü o karıncanın dahi Tanrı'nın istediği bir işlevi var bu ekolojik sistemde. Bazen yaz geliyor, şimdi Antalya'da yaşıyoruz, yaz geldiği zaman sineklerle başımız belaya giriyor ve diyoruz ki ne kadar çok sivri var vs. Sivrisineğin bile bir işlevi var. Yani doğada yaşayan her türlü canlının bir işlevi var. Bu ekolojik sistem içerisinde bir döngüsü var. Yani bazısı doğanın en doğal çöpçüleridir, bazıları atık biriktiricileridir. Bugün tarımda bile özellikle bu batıda daha çok yaygınlaştırıldı tarımı daha da çok geliştirmek için ekilen ürünlere zirai ilaç atmak yerine Şu tarz böceklerin bu bölgede çoğaltılması zirai ilaçtan daha sağlıklıdır hasat için araştırmaları yapılıyor ve bu araştırmalar sayesinde aslında yararlıydı. Biz bunları yok ettik şimdi yeniden bunları doğaya kazandırmak için uğraşmamız gerekiyor döngüsüne dönüyoruz. Yani o yüzden bizim aslında bir Tanrı dünyayı yakacak, yıkacak, nasıl olsa her şey yok olacak deyip de hani ha ben yok etmişim, ha Tanrı yok etmiş. Benim o konuda aslında bir düşüncem var. Vahiy kısmında özellikle o son günlerin belirtilerinden bahsediliyor ya ben şey diyorum yani valla Tanrı'nın kıyameti getirmek için ekstra bir çaba sarf etmesine gerek yok çünkü biz kendi kıyametimizi kendimiz getiren varlıklarız. Yani biz zaten yaşadığımız toprağa iyi bakmayarak, suyumuza iyi bakmayarak, Tanrı'nın yarattığı bu dünyaya karşı işlediğimiz günahlarla biz sanki kendi kıyametimizi kendimiz getiriyoruz. [00:13:23] Speaker A: Evet doğru. Burada elbette dediğim gibi doğru teolojinin olması iyi bir kaynak olabilir. Nasıl ki yanlış teoloji böyle yanlış öğretilere gebe kalıyor. Aynı şekilde doğru öğretiler de Doğru işlevlere, hareketlere gebe kalabilir. Yani bir Nostik, bu Erken Hristiyan ilahiyatında da olduğu, yani bu Nostik öğretiler bedene değer vermeyip, fiziğe değer vermeyip, maddeye değer vermeyip, ruha, içselliğe değer veren öğretilerde gördük mesela bunu. Aynı şekilde Tanrı'yla maddenin ilişkisi nedir? Tanrı bir şey yapıyor, O'nun iyi olduğunu gördü. Daha insanoğlu yok. Daha kadın, erkek yok. Fakat Tanrı bakıyor, iyi yaptım. Tanrı'nın maddeye bakış açısı buyken biz gelip onu... Ya madde o kadar önemli değil. Asıl biz, asıl içselliğimiz, asıl ruhumuz demek Tanrı'nın sözüne aykırı. Bir önceki podcast'te bahsetmiştik bu Martin Luther alıntısı. Martin Luther'in de çok güzel alıntıları varmış. Bu konuda da diyor ki, yarın kıyametin kopacağını bilsem bile bugün yine de elma fidanını fidanımı dikerim. Yani yarının ne getirdiği önemli değil. Ben bugün yapmam gerekeni yapacağım. Yarın istersen ne oluyorsa olsun sorun değil. Ben yine görevimi yerine getireyim. Fidan dikmem gerek. Dikeceğim ben o fidanı. Yarın olsun olmasın önemli değil. Böyle bir bilinçle, hatta bunu görüyoruz bazen insanlar emekliye ayrılıyor. Türkiye'de de var çok güzel örnekleri. Bundan yani ülkemize de yapılıyor. Emekliye ayrılıyor. Emekli öğretmen, emekli şu ya da bu. Gidiyor boş araziye ağaç dikmeye başlıyor. 30 tane, 100 tane, 200 tane fidan dikerekten koskoca bir alanı ormanlık alana çeviriyor. Mükemmel bir armağan gelecek nesiller için ve kendisi içinde bir amacı var. Bence bu hem bu amaca hem de ülkemizin olan ihtiyacını görerekten bir zerde bir şey edinmemiz gerekiyor. Belki mahallemizdeki temizlik de buna dahildir. 3-5 kişi bir araya gelelim, hadi temizleyelim nehirlerimizi, sularımızı. Ama aynı zamanda ağaç dikerek farklı yollarla bu bilinci edinmemiz ve öğretmemiz gerekiyor kiliselerimize dahil buna. Evet. [00:15:19] Speaker B: Yani bir çevre bilinci çok önemlidir. Çevremizin farkına varmalıyız. Çünkü bu çevre bizim devamlılığımız için önemlidir. Yani Martin Luther'in sözü aslında bilinçli bir söz. Yani bize özellikle vahiydeki bir şeyi de hatırlatıyor. Bir de bizim kıyamet algımız. Nedir? Yani biz yanlış bir kıyamet algısına da sahip olabiliriz. Özellikle bu anlamda vahiydeki 20. bölümün sonu 21. bölüm. Yeni yer ve yeni gök yaratıldığından bahsediliyor. Tanrı her şeyi yeni yapıyor. Bizim kıyamet algımız her şey yok olacak ve sonra Tanrı sıfırdan yeni bir dünya yaratacak gibi lanse ediliyor ama nereden biliyoruz? Yani Tanrı var olan dünyayı yok etmeden içindeki unsurları zaten maalesef sonunu biz getiriyoruz da yepyeni ilk günkü haline çevirebilir ve yenilenmiş bir yer ve yenilenmiş bir gök altında o vahiyde bahsedilen yerde yaşıyor olabiliriz. Çünkü vahiy son derece yoruma açıktır. Yani oradaki her şey simgesel bir dille anlatılmıştır. Bu yüzden bizim algımız da çok önemli. O yüzden doğru bir yaklaşım, doğru bir teolojik yaklaşım bizim çevreye nasıl baktığımızı da değiştiriyor. Bir de maalesef şöyle de bir unsur da var. Bu da aslında bilim çevrelerinin söylediği bir şeydir. Hani benim de denk geldiğim bir sözdür ve seviyorum bu sözü de. Maalesef bir tek insan olarak biz içinde yaşadığımız doğaya uyumsuz yaşıyoruz. doğadaki bütün canlılar, bizim dışımızdaki bütün canlılar içinde var olan doğaya adaptedir, o doğayı değiştirmeye çalışmazlar. Ama bize baktığın zaman biz toprağın üstüne beton döküyoruz, doğal evlerde değil, kendi yapay evlerimizde, kendi kurduğumuz yapay şehirlerde yaşıyoruz, çöplerimizden ve kirlettiğimiz havadan şikayet ediyoruz. Sonra hafta sonu bir piknik yapmaya gidiyoruz ve diyoruz ki, oh dünya varmış, oh oksijen çarptı. Çünkü o kadar kendimi şehirde bundan mahrum ettim ki, Doğaya gidip aslını görünce bir anda yabancılaşıyoruz. [00:17:20] Speaker A: Doğru. [00:17:21] Speaker B: Esasen o doğanın içinde yaşadık binlerce yıl ama kendimizi buna dahi yabancılaştık. [00:17:29] Speaker A: Bu olay şehir planlamasına kadar gider hocam. [00:17:31] Speaker B: Tabii ki. [00:17:32] Speaker A: Ama burada hocam özellikle son alana geçmek istiyorum. Paylaşımımızda korku ve umut konusuna. Çünkü çevreceliğin de farklı grupları var. Çevrecelik var, çevrecelik var. Neden çevrecelik değer verilen bir konu? Neden yapmalıyız? Hatırlıyorum bir algı or. İlk Birleşmiş Milletler'de çevrecelikten dünya yok olacak, mahvolacak. 2030 yılına geldiğimize şu olacak, 2020'de bu olacak diye. Son 5 yıl kaldı. Hatta Greta Thunberg mıydı? Neydi kızın adını da unuttum. Şeyden, İskandinav ülkelerinden birinden. Dünyayı yatla gezerken dünya 5 yıl içinde yok olacak bir korku. Korkuyla. Yani neden çevrecilik? Çünkü yok olacak kardeşim bak kutuptaki ayılar ölüyor diyerekten, insanları hafif bir duygusal tarafını kullanaraktan yani aslında çoğu zaman insanlar dini bu anlamda suçluyor ama gördüğümüz gibi insanlar bunu bir araç olarak kullanabiliyor. Çevrecilik de bir araç olarak kullanıldı. 5 yıl önce 2025'e geldiğimizde şu olacak dendi. Şu an olmadı. Hiç kimse ya biz böyle bir şey dedik demiyor. 2030'da böyle olacak diyor. Baktık hava biraz daha toparlanmaya başladı o dediklerini yapmadan. Ama bir yandan sus pus. Neden? Çünkü bir araçtı orada çevrecilik. Korku ve değişim için bir araçtı. Yapmayın yoksa yok olacağız. Dinin, o zaman kötü anlamda dinin dediğinden o kadar da farklı değil. Korkuyla bir nevi insanların değişimini sağlamak. Din de yapmazsan çarpılacaksın. Kötü dünyası anlamda dinden bahsediyorum. İsa Mesih'in öğretisinden bahsetmiyorum. Bir de çevrecilik de yapmazsan yok olacaksın, çarpılacaksın bir anlamda. Hava çarpacak, su çarpacak artık birçok şekilde. Bu seküler yaklaşım ve aşırı dindar yaklaşım birbirine o kadar çok benziyor ki o zaman bu ortamda Hristiyanların çevrecilik bakış açısı ne olmalı? [00:19:12] Speaker B: Aslında toplumumuzda, bizim özellikle toplumumuzda çok bilindik bir söz var. Konya'dan gelir. Yaradılanı sev yaradandan ötürü denir. Neden? Biraz önce dedik ya, her şeyin sahibi Rabb'dir. Her şeyin sahibi Rabb ise o zaman biz Rabb'i seviyoruz diyorsak, Rabb'in yarattığı her şeyi de sevmeli ve onlara iyi bakmalıyız. Ve bu dünya ve içinde yaşadığımız bütün unsurlar Tanrı'nın aslında bizim devamlılığımızı sağlamak için oluşturduğu bir sistem olduğunun farkına varmamız lazım. Korku maalesef toplumları yönetmek için kullanılan bir kavram oldu. Yüzyıllarca böyle oldu. Ama bizim kaçırdığımız şey şu, doğru bilinç verilirse korkuya gerek yok. Yani benim çocuklarımı korkuyla terbiye etmeme gerek yok. Eğer çocuklarıma her şeyin olması gerektiği gibi anlatır ve onlara doğru ile yanlışın arasındaki farkı öğretmeyi başarırsam, onları çevre konusunda bilinçlendirirsem, Başlangıçta ne dedik? Bir Adanal olarak mangalı çok seviyorsun. Yani çevrene iyi bakmazsan mangal yapacak eti de bulamayacaksın. Çünkü o mangal yapmak için kullandığın eti bulduğun canlı da o çevreden besleniyor. Onun için dahi bu çevreye ihtiyaç var. Bu bir döngü. Bizim bu çevreye ihtiyacımız var. Bazen şöyle komplo teorileri şey yapılır. İşte yeryüzünden insanlık bir anda yok olsa ne olur? Hiç böyle videolara denk geldin mi? İşte şu kadar gün sonra bu olur, bu kadar gün sonra bu olur. O videolarda da yanlış bir motivasyon var. Bütün yeryüzüne tek zarar veren varlık bizsiz gibi addedilir ama aslında içinde bir de doğru olan bir şey vardır. Bizim yeryüzüne ihtiyacımız var. Yeryüzünün bize ihtiyacı yok aslında. Yani bizim ağaçlara, bizim temiz suya, bizim temiz havaya, bizim sağlıklı canlılara bizim bu ekolojik sistemin düzgün devam etmesine ihtiyacımız var. Eğer ki bunu çok bozarsak biz de devam edemeyeceğiz. Yani ve Tanrı bizim için bunu şey yaptı. Bu yüzden Martin Luther'in sözü çok derece değerlidir. Çünkü o Tanrı'yı tanıyor, Tanrı'yı biliyor ve kendisinin yeryüzündeki işlevinin farkında. Evet yarın kıyamet kopacaksa bile ben o elma fidanını dikeceğim. Sebep? Çünkü Atam Adem yeryüzünü gözetmek için ve o ağaçları dikmek için buraya geldi. Ve ben o Adem'in soyuysam bu zamana kadar benim de görevim burada bu. O ağacı dikmeye devam edeceğim. O doğaya dikkat etmeye devam edeceğim ki o doğaya ne kadar iyi bakarsam o doğada bana o kadar iyi bakacak. [00:21:44] Speaker A: Doğru. Sadık bir şekilde o görevi yerine getirmek var. Bir de Tanrı'ya bakış açısı da var orada. Tanrı'yı nasıl bir varlık olarak görüyorsun? Yakıp yok edecek. Yok hayatımızda bize vaadi ne? Seni yenileyeceğim. [00:21:54] Speaker B: Tabii ki. [00:21:55] Speaker A: Tanrı'nın düşüş öncesi halime, yenileyen, o yücelikten yüceliğe. kendi oğlunun biçimine benzetiyor. Aynı şekilde bizler acılıyı da bu dünya içinde yapıyor. Bazı yerler dediğim gibi çok kötü durumdayken şu an mesela Suudi Arabistan'da bile onu denemeye başladılar. Yeşillendirmeyi nasıl yapabiliriz çölün ortasında? Yani insanoğlu olarak Tanrı bize hem yok edebilme, mahvedebilme aynı zamanda değişim olursa yüreğimizde, içimizde, bakış açımızda bu dünyaya yenilikle, umutla yaklaşabilme ve değiştirme, yiğit anlamda değiştirme fırsatı veriyor. Ve bahsettiğimiz o umut ve itaat bir arada. Umut ediyorum, Tanrı'ya güvenerekten itaat ediyorum çünkü bir gün o kral buraya gelecek ve bu dünyayı da yenileyecek. Yani bizim bakış açımız Tanrı dünyayı yok etmeye geliyor değil, Tanrı bu dünyayı yenileyecek. Kendi planına sadık, kendi plandan vazgeçmiyor. Ya bu insanoğlu mahvetti bütün her şeyi değil, ben geleceğim ve ben tekrardan bu dünyayı yenileyeceğim. Çünkü benim halkım da, kilisesi de yenileniyor kutsal ruhun aracılığıyla. [00:22:55] Speaker B: Tabii ki. [00:22:55] Speaker A: Bu da bizim aslında bakış açımız ne çevreciliğe? Tanrı ile birlikte iş birliği içinde çalışıyoruz. [00:23:01] Speaker B: Tabii ki. [00:23:01] Speaker A: Ben bu dünyaya bakarken, ya bakın bu dünyaya bize çok şey kazandırıyor değil. Ben Tanrı'yla birlikte iş yapıyorum. Bir sistem kurdu ve ben bu sisteme bir parçasıyım. Ben böyle kendi başına iş yapacak bir insan değilim. Çünkü bu dünya onun, ben de onunum. Otlağının koyunlarıyız diyor mesela Mezmur'da. Evet, biz onun bir himayesinde olan bir halkız ve bizler de bu sorumluluğu üstlenip hem dünyaya bakacağız hem de dünya aracılığıyla yarattığı insanlara bakma görevini almış insanlarız. Bunun ikisinin de dengesi, yani elbette bu dünyaya ihtiyacımız var, beslenmek için, gıda için, bütün vitaminler için. [00:23:39] Speaker B: Süreklilik için. [00:23:40] Speaker A: Aynı zamanda bu dünya yani hem onlara ihtiyacımız var ama aynı zamanda onlara bakmakla da hükümlüyüz. O ihtiyaç yine bizde var, o sorumluluk bizde var. [00:23:48] Speaker B: Tabii ki. Yani şöyle bir şey var sonuç olarak. Hani vahiy 11-18'de der ki, yeryüzünü mahvedenleri mahvedeceğim zaman geldi. Yani düşünsene, bak bu bir yargı. Çünkü yeryüzü Tanrı'nın elinin eseridir. Biz bunu yaratılışta görüyoruz. Yani onun elinin eseri ve yaptığı her şeyin güzel olduğunu bize gösteriyor. Özenerek yaratıldı. Yani Tanrı'nın elinin eserini mahvetmekten korkmamız gerekiyor. Ama o elinin eserine iyi baktığımız zaman o zaman bu yargıdan korkmamıza gerek yok. Çünkü ben senin yarattığın eseri mahvetmedim. Ona baktım. Çünkü ilk insanı, Adem'i yarattığında ona verdiğin görevi ben de sürdürmeye devam ediyorum. Bakıyorum, gözetiyorum ve sadece gözümle bakmıyorum, ona iyi bakıyorum, eylemli bir şekilde bakıyorum. Koleseliler 1.16-17'de şöyle der, ''Nitekim yerde ve gökte görünen ve görülmeyen her şey onun aracılığıyla ve onun için yaratıldı.'' Yani kozmik bir Mesih tanımıdır bu. Yani bütün kainatın Efendisi için yaratıldı, O yarattı ve O'nun için yaratıldı. Yani baktığın zaman hani ben neyim ki? [00:25:01] Speaker A: Doğru. Bunun sahibi olan Mesih bir gün gelecek. O da yine o vahiy bölümünde geçen bir hesap günü olacak, bir muhasebe günü olacak ve burada korkutmak için değil, işin ciddiyetini ve bize verilen sorumluluğu bize göstermek istiyor. Çünkü ister iseniz insanlar hemen buradan şey çıkarabilir, ''Ya bak yine bizim başımız belada.'' Yok kardeşim, şimdi tövbe edebilirsin. Bu da dünyaya karşı, Tanrı'ya karşı ve bize verilen sorumluluğu hiçe saymadan tövbe fırsatı. Biz Tanrı'yla tövbe etmemiz gereken konulardan bir tanesi bu. Bize emanete ihanet diyoruz ya. Bir emanet var ve biz emanete iyi bakamadık ya da bakamıyoruz. Belki iyi bakıyorsunuz. Devam edin onu iyi yapabiliyorsanız. Rabbi şükürler olsun. Fakat Tanrı'nın egemenliğinde bu dünya Yaratılış, insanlar, hayvanlar, bitkiler, böcekler, onlar da egemenliğin bir parçası ve dediği gibi onun aracılığıyla ve onun için yaratıldı. Gerçekten çok değerli. Kardeşler, sorumluluğumuz çok büyük. Ağzına sağlık hocam. Bu sorumluluğu üstlenelim. Yani etrafınıza varsa yapabileceğiniz bir şey, o taşın altına elinizi koyun, etrafınızdaki çöpleri biraz olsun, arındırmak olsun, çocuklarımızı eğitmek olsun. Tanrı'nın yarattığı bu mükemmel dünyada gelin bizler de O'nun değiştiren ve dönüştüren kişiliğine, kimliğine eşlik edelim. Kendinize iyi bakın, esen kalın kardeşler.

Other Episodes

Episode 77

March 21, 2026 00:25:48
Episode Cover

Dijital Kilise: Metaverse'te İbadet Gerçek Mi?

Özgürçe'ye hoş geldiniz! Bu bölümde Özgür Uludağ kardeşimle birlikte "Dijital Kilise: Metaverse Üzerinden İbadet Mümkün mü?" sorusuna yanıt aradık. Modern çağın sunduğu dijitalleşme ve...

Listen

Episode 55

October 25, 2025 00:35:20
Episode Cover

Türkiye'de Özgürce Hristiyan Olmak: 1 Yıllık Podcast Maceramız

Özgürce podcast olarak birinci yılımızı geride bırakmanın heyecanını yaşıyoruz! Bu özel bölümde, sunucularımızla birlikte geçen 55 bölümün enlerini, unutulmaz anları ve "Emrece" darbesi gibi...

Listen

Episode 30

May 10, 2025 00:28:46
Episode Cover

Hristiyanlık: Zulümle Sınanan İnanç | Roma İmparatorluğu ve Hristiyanlığın İlk İki Yüzyılı

Roma İmparatorluğu döneminde Hristiyanlık nasıl bir yolculuk yaşadı? Hristiyanların inanç uğruna verdikleri mücadeleler tarih boyunca hangi izleri bıraktı? Özgür Jerdan’ın moderatörlüğünde ve Antalya İncil...

Listen