Para İyi Bir Hizmetçi, Kötü Bir Efendidir! | Kutsal Kitap'a Göre Para

Episode 74 February 28, 2026 00:34:35
Para İyi Bir Hizmetçi, Kötü Bir Efendidir! | Kutsal Kitap'a Göre Para
Özgürce - Türk Hristiyanlar Anlatıyor
Para İyi Bir Hizmetçi, Kötü Bir Efendidir! | Kutsal Kitap'a Göre Para

Feb 28 2026 | 00:34:35

/

Hosted By

Tiranus - Herkes Duyana Kadar

Show Notes

Para iyi bir hizmetçi ama kötü bir efendidir." Peki biz paramızı nasıl yönetiyoruz? Bu bölümde, paraya ve çalışmaya Hristiyan bakış açısıyla yaklaşıyoruz. Kutsal Kitap, maddiyat ve zenginlik hakkında ne öğretiyor? "Para sevgisi her kötülüğün köküdür" ayeti aslında bize ne anlatmak istiyor?

Özgürce podcast'in bu bölümünde Metin Özkaya ile birlikte Türkiye'deki iş ahlakından Protestan çalışma ahlakına, Martin Luther'in dürüst ayakkabıcı örneğinden John Wesley'in "Kazanabildiğin kadar kazan, biriktir ve bağışla" felsefesine kadar derin ve pratik bir sohbete imza atıyor. Hayatımızdaki istek ve ihtiyaç dengesini kurmak, parayı bir put olmaktan çıkarıp Rab'bin yüceliği için bir araç haline getirmek üzerine düşünmek istiyorsanız, bu bölüm tam size göre. Kahvenizi alın ve bize katılın!

View Full Transcript

Episode Transcript

[00:00:00] Speaker A: Arkadaşlar merhaba. Özgürce'ye hoş geldiniz. Bugün Metin hocamla birlikte çok önemli bir konuya bakacağız. [00:00:05] Speaker B: Para konusuna bakacağız. [00:00:07] Speaker A: Bu konu hakkında kutsal kitap ne öğretiyor? Beklentilerimiz kültürel olarak, beklentilerimiz neler? Ve aynı zamanda para nasıl kullanılmalı? Kutsal kitabın öğretileri nelerdir? Çok yüzeysel bir giriş olacak ama giriş yapmamız gereken konulardan biri kesinlikle. Hoş geldin hocam. [00:00:21] Speaker C: Hoş bulduk Özgür, nasılsın? [00:00:23] Speaker A: Ben iyiyim hocam, iyiydim. Ta ki dün bir şey görene kadar iyiydim. Dün senin bir videon paylaşıldı Sat 7 kanalında. Bilmiyorsanız gidin o kanalda da görürüz. Burada bir yerde linkini de bırakırız hatta. [00:00:36] Speaker B: Bir videoya çıktın orada böyle güle oynaya çekimler yapmışsınız. Yani ne istedin de verdik hocam. Güzel geçmiş ama sohbet. Yeni bir program yapmaya başladılar orada. [00:00:49] Speaker A: Kardeşler çok güzel gidiyor. [00:00:51] Speaker C: Güzel bir programdı. Yani benim açımdan da güzeldi açıkçası. Hani orada anlattığım şeyleri anlatma fırsatına sahip olabilmek bence güzeldi. [00:00:59] Speaker A: Evet evet bir tanıklığından biraz bahsettin. Özellikle bayağı bir seramik konusuna girdiniz. Oradan çıkamadık. [00:01:05] Speaker B: O bayağı güzel bir konuydu. [00:01:07] Speaker C: O güzel bir konuydu. Yani aslında onlar daha çok oraya girmek istedi. Ama hani ben o geçmişimi bir kenara atmadım. Hani o geçmişim aslında benim hayatımın bir parçası. Bazı şeyleri anlarken dahi, irdelerken hani ben onu kullanıyorum hayatın içerisinde ve kutsal kitabın içerisine de çok uygun aslında bir şey. Çünkü kutsal kitap da Tanrı'yı bu anlamda ifade eder, bizi de çömlek kaplar olarak nitelendirir. Aslında seramikle ilgilenmek bunu anlamak açısından çok daha güzel oluyor. [00:01:36] Speaker A: Evet, bir şey daha fark ettim videoyu izlerken. Senle benzer yanlarımızdan bir tanesi birçok şeye [00:01:41] Speaker B: bulaşmayı... Yok, birçok şeyi öğrenmeyi seviyoruz. [00:01:44] Speaker A: Dahil olmayı, yani tek iş yaparken bile yandan 2-3 iş daha olsun ki böyle onlarla da biraz ilerleyeyim. Farklı bir, yani dikkatimi dağıtmak için bile gidip yine bir iş yapayım ama farklı bir alanda olsun. Ben de yapıyorum ama sen bayağı uzun bir yıllardır yapıyorsun. [00:02:01] Speaker C: Ya onun aslında bir sebebi var Özgür. Bizim jenerasyonda sen her şeyi yapmayı bilmek zorundasın aslında. Yani aslında şimdilerde de bence oraya doğru evriliyor hayat. Farklı şekillerde. Farklı şekillerde. Öyle her şey için usta çağıramazsın, şey yapamazsın, senin bir şeyleri nasıl yapacağını bilmen gerekiyordu. Öyle bir jenerasyonda büyüdük. Hani ve o aslında hayatımıza da bir şeyler kattı. Ya bilmiyorum ben öğrenmeyi seviyorum, yeni şeyleri araştırmayı seviyorum, kendime yeni şeyler katmayı seviyorum. Bir de bu konumuzla alakalı olmayacak çok fazla ama DEP'le de alakası var. Dikkat eksikliği, bir hiperaktivite bozukluğu var. Ben de ama bu beni aynı anda çok işi yapabilen ve kolay adapte olan bir kişiye dönüştürüyor. Hani bunu ama ben çok geç farkettim. Yaklaşık böyle bir 46-47 yaşında falan farkettim ve bunun aslında meyvesini de yiyorum. Yani bir konu olduğu zaman o konu hakkında bir fikrim var, nasıl yapıldığını biliyorum ama bazen her şeyi de ben yapmıyorum. [00:02:58] Speaker A: Yani bir yandan da birlikte öğrendiğimiz şeylerden bir tanesi de mesela prompt yazma. [00:03:03] Speaker B: Bunu böyle 10 yıl önce sorsalar da arkadaşlar prompt yazmanız gerekiyor deseler, hayırdır o da nedir, yenilir mi? [00:03:09] Speaker A: Şu an prompt nasıl yazılır, nasıl yazılmalı, böyle yazmışım ama böyle yazsaydım şöyle cevaplar alırdım gibi gibi çok aklımızda olmayan bir şeyi yapmayı öğreniyoruz. Bunu video alanında da kullanıyoruz, programımızı hazırlarken de kullanıyoruz. Destek oluyor, bazen dikkatimi dağıtıyor, mesela her [00:03:26] Speaker B: şeyi sormak istiyorum da. Böyle yolda giderken, hocam bir şey soracaktım, tanışacaktım sana diyorum ama. [00:03:31] Speaker A: Ama dönecek olursak konumuza, para konusu. Hani bir sözümüz var ya, para elinin kiridir. Evet. [00:03:38] Speaker B: Yeteri kadar kir vermiyoruz ama ne yapalım. Biraz daha sanki hamamdan çıkamıyormuş gibi hissediyorum, tertemiz. [00:03:46] Speaker C: Yani yok şimdi bu toplumumuzda söylenilen bir şey. Bunu söylemenin arka planında açıkçası paranın aslında o kadar da hani büyütülmemesi gerektiği düşüncesi var. Ona bakarsan başka atasözlerimiz de var. Mesela bal tutan parmağını yalar gibi ama açıkçası hani bu söz de birazcık yolsuzluğu ve kendine yontmayı normalleştiren aslında çok da iyi olmayan hani kültürel bir koddur ve biz Hristiyanlar olarak aslında bunun karşısında duruyoruz. Birçok atasözümüz var para ve paranın kullanımıyla ilgili aslında. Doğru. [00:04:18] Speaker A: Beklentimiz de çok. Para anlamında mesela yılbaşı geldiğinde ya da yıl sonuna doğru insanlar biletlerini alır. Sorarlar insanlara, para çıkınca ne yapacaksın? Hepsi böyle bir şeye, manipülasyona doğru kayar. [00:04:29] Speaker B: Para çıkarsa ben şu kadarını bağışlayacağım, şu hayır kurumuna bağışlayacağım. [00:04:33] Speaker A: Hiç kimse de şeyden bahsetmiyor. Kendime bir araba, şunu alacağım, bunu alacağım, altını alacağım demiyor. Olacaklar onlar. [00:04:39] Speaker B: Ama sanki böyle bir halkı ve belki yukarıdakini bir manipüle ederekten ben o kadar bağışlayacağım ki ben bu sıraya girme sebebim zaten bağışlamak yani. Ben bunun için bilet alıyorum demeye kadar gidiyor. [00:04:51] Speaker C: Şimdi o şey var hepimiz kolayı severiz. Yani bir şey bizim elimize kolay yoldan gelmesini arzu ederiz çünkü hani çalışmayı, yorulmayı hani çok fazla sevmiyoruz ama Emeksiz yemek olmaz. Yani emek harcamadan elimize gelen şeyler de başka bir atasözümüz var. Hay'dan gelen huya gider deriz. Yani bunun da sebebi çok kolay geldi. Hani çok kolay da gidecek o. Çünkü onun için bir emek vermedik. Maalesef emek vermediğimiz için değerini de çok bilemeyeceğiz. Ama maalesef bu bence her ülkede var. Ben çocukluğumda hatırlıyorum insanlar hani ailemde de birçok kişi hani bu sport otolar vardı. [00:05:27] Speaker A: Bunun gibi şeyler vardı. [00:05:29] Speaker C: Tabii ki hani bunlarla ilgili kuponlar alınır, üzerine şey yapılır, ya işte buradan bize para çıkar mı, buradan bir şeyler olur mu? Hani açıkçası biz bunun da karşısında duruyoruz esasen. Yani bunlar hiçbir şekilde hani Tanrı'nın sağlayışı ya da işte Tanrı'nın bereketi olamaz çünkü sen onun için gerçekten bir emek vermedin. Kolay bir şekilde sana geldi ama birçok kişi bu bana gelsin ümidiyle oraya bir şeyler verdi ve kaybetti. Yani o yüzden aslında bu etik olarak da doğru bir şey değil. [00:05:59] Speaker A: Doğru orada da biraz dikkatli olmak gerekiyor çünkü çok kolay bir şekilde tanrı ve tanrıya olan ilişkimi dünyada olan ilişkimle ayırıp [00:06:07] Speaker B: pazar günü farklı bir özgür, pazartesi günü [00:06:10] Speaker A: işe giderken acaba nasıl olur da ben bu girdaptan kurtulabilirim, bu parasızlıktan, bu maddi zorluktan kurtulabilirim diyerekten artık bu kolay yollar, zor yollar yani artık hangi yol mümkünse, mümkün görünüyorsa önümde o yolda yürümek için çabalıyor insanlar. Bir de bunun Hoşuma giden beğendiğim paylaşımlardan, alıntılardan bir tanesi Francis Bacon'in, ''Para iyi bir hizmetçi ama kötü bir efendidir.'' sözü de. Biraz dünyası anlamında hani diyor ya insanların, ''Param olsa şu problemi çözerim, param olsa şunu çözerim, bunu çözerim.'' Çok parası olan insanların da etrafımızda görüyoruz. Onların da derdi bayağı var. Eğer özellikle bu şeyi çözemezlerse, para senin için bir hizmetçi mi, bir araç mı, yoksa bir amaç mı? Amaç olunca da direkt efendi konumunda. Yani sen daha fazlasını istiyorsun, o da diyor ki... bir onu bul bana daha fazla getir yani o sevda içimizdeki o istek arzusu Tanrı'nın önüne geçiyorsa vay halimize bu sefer her şeyi denemeye hazır oluyoruz. [00:07:09] Speaker C: Paranın kendisi mi aslında kötü? Para bir kağıt parçası. Evet yani kendi başına şuraya bıraktığımız anda hareket edemez ve hiçbir şey yapamaz. Bizim ona yüklediğimiz anlam veya onunla elde etmeyi istediğimiz düşünceler ve bu anlamda yaptığımız bazı hırslar onu eğer ki doğru kullanmayı bilmiyorsak kötü bir unsura çeviriyor. Ama kötü unsura çeviren gene bizim yürek tutumumuz olur. Özellikle 1. Timotheus 6-10'da ne der? Çünkü her türlü kötülüğün kökü Para demez, her türlü kötülüğün kökü para sevgisidir der. Yani paraya duyulan arzudur ya da çok paraya sahip olma isteğidir. Çünkü o da artık bir puta dönüşür. Yani çok param olsun, çok param olsun. Niçin çok param olsun? Ne yapacaksın çok paramı? İnsanlar bunu sormaz kendilerine. Çok param olursa ne yapacağım? Genellikle biraz önce dedin ki mikrofon tutulduğunda çok param olursa çok yardım edeceğim, şuraya bağışlayacağım. Sözleri söyleniliyor ama bu sözleri söyleyenler bile bu sözlere ne kadar inanıyor bunu masaya yatırmak lazım. Ama şu an ben bu piyango bayisinin önünde yakalandım. Dur bari güzel bir şey söyleyeyim. Ama bu aslında içimizdeki hırsların dışarı vurumudur. Bazen yaşadığımız yoksunluklar veya bir şeylere sahip olamama, bir şeylere sahip olma özlemini içimizde şey yapıyor. O özlemi bile doğru yorumlayamazsak illaki sahip olacağım. Yani birazcık kendimize yüklediğimiz anlam ya da kimliğimizi nereye koyduğumuzla da bence çok alakası var. Yani ben sahip olduklarımla mı bir anlam kazanıyorum yoksa kim olduğumla ilgili mi bir anlam kazanıyorum? [00:08:41] Speaker A: Bizim kültüde kim olduğum ve sahip olduğum şeyi direkt ilişkilendiriyoruz. Yani ben buysam benim şuyum olmalı. Özgür sen şöyle bir insansın, senin en azından şöyle bir arabanın markasına kadar insanlar şey yapıyor, önerilerde bulunabiliyor. İstanbul'da yaşarken mesela sen böyle bir iş yapıyorsun Özgür, o zaman böyle bir hayat sürmelisin. Bir standart belirleniyor. Elbette zorunda olmadığımız bir statü yarışı başlıyor. Ve o statü yarışında devamlı geridesin. Devamlı biraz daha olabilir. Devamlı önünde birkaç kişi var. On kişi, binlerce, milyonlarca insan var. Ve o zengini veya fakiri tanımıyor o statü yarışını. Yani herkes o statü yarışının içinde bir anda. Ve bu da bana şeyi hatırlatıyor. İsa Mesih o dağdaki bazında ruhta fakir olmaktan bahsederken. Ruhta fakir olmak, tamam. Yani ben fakir bir insansam maddi anlamda bu beni ruhta fakir eder mi? Biliyoruz ki cevabı hayır. Ruhta fakir olmak yani içse anlamda ben devamlı dışarıdan bir şeyler beklemiyorum. Devamlı eksikliğimin farkındayım. Ben fakir olduğumu kabul ediyorum. Ben Tanrı'ya muhtacım. O'nun iyiliğine, O'nun merhametine, O'nun lütfuna. İçse olarak Tanrı bize bunu öğretiyor. Fakat dışta? Eğer varsa ben şunu da sahibiyim. Fakir değilim, benim hiç kimseye ihtiyacım yok. Ben muhtaç değilim. Seviyesine ulaşmak için elimizden geldiğince hızlı gitmek istiyoruz. Ama Hıristiyanlar için bu böyle olmamalı. Senin dediğin o ayet çok güzel. Yani her türlü kötülüğün kökü para sevgisidir. O zaman biz parayı sevmiyorsak paraya nasıl bakmalıyız? Para sevgisi bizim için ön planda değilse paranın o zaman amacı ney biz Hıristiyanlar için? Belki oraya biraz daha bakabiliriz. Yani o düşüncede, o bakış açısında sen parayı nasıl görüyorsun? [00:10:14] Speaker C: Ben açıkçası parayı bir araç olarak görüyorum. Yani para kazanmak, elbette şimdi şöyle bir şey var. Çalışmak, işini doğru yapmak, özellikle kutsal yazılarda bununla ilgili hani efendilere, Mesih'e hizmet eder gibi hizmet etme kavramı vardır ve bu kavram açıkçası bende şu yankıyı uyandırır. Eğer ben bir çöpçüysem ve bu sokağı temizleyeceksem, bu sokağı eğer ki doğru yürekle nasıl temizleyebilirim? Buradan Mesih geçecekmiş gibi temizleyebilirim ve bu işi iyi yapmamı sağlar. Bu işi iyi yaparsam da o emeğimin karşılığını Tanrı almamı sağlar ve bu da benim ihtiyaçlarımı karşılar. Ve işini iyi yapan, ben şöyle düşünüyorum, hani en bozuk toplumda bile, yani etik olarak bozuk ya da işte iş ahlakı olarak bozuk bir toplumda bile işini kötü yapan insan işsiz kalır. İşini iyi yapan, çalışkan insanı en kötü işveren dahi kaybetmek istemez. Yani bu sebeple işini gerçekten hakkını vererek yapan birisinin emeğinin karşılığını elbette ki kendi gözünde bir değer yargısı vardır. Ben işimi iyi yapıyorum ben bunu hak ediyorum der. Karşısındaki işveren de hayır daha çok bunu hak ediyorsun der. İnsanlar bazen bunun karmaşasını yaşar. Hak ettiğimi alamıyorum tarzında şeyi yaparlar ve bu yüzden de Hani ya hak ettiğimi alamıyorum, bir de kıyaslamalar var. Yani biz şimdi yaşadığımız toplum gereği kıyaslamaların içine giriyoruz. Yani bu toplumda, bu ekonomide, bu iş yerlerinde ve bu gelir gider düzeninde yaşıyoruz. Ama kendimizi genellikle Avrupa ülkelerindeki refah seviyeleriyle kıyaslıyoruz. Sonra bu kıyaslama içerisinde şunu görüyoruz ama bizde bu eksik ama buna çok fazla para veriyoruz. Sonra içimizde oralarla yarışma hırsı ortaya çıkıyor. Yani hırs bu anlamda negatif. bir anlama sahip çünkü daha sonra buna da sahip olayım buna da sahip olayım yani bu da bende olsun bak onlar buna çok kolay ulaşabiliyorlar ben niye buna çok zor ulaşıyorum o zaman ben daha çok hırs yapmalıyım'a dönüyor. Bir de hırsın olumlu olan bir kısmı var tutku aslında o da birazcık pozitif bir duruşu var. Ve aslında biz bir şeylere sahip olmakla kendi kişisel değerimizi kendimize ispatlamak zorunluluğuna sahip değiliz. Yani parayı bir amaç değil ya da çok paraya sahip olmayı ve bu çok paraya sahip olarak belli bir hayat kalitesinin üstünde yaşamayı kendimize bir hedef koyuyorsak evet o zaman kötü hırslarımız oluyor ve para sevgisi de orada ortaya çıkıyor. İçimizde çok büyük bir borçluğu doldurmaya çalışıyoruz onunla ama biz o boşluğu Tanrı'yla doldurduğumuzda, para o boşluğu artık dolduracak bir araç olmadığında artık ben paramı Tanrı'ya hizmet için dahi nasıl kullanabilirime dönüyor hayat ve yani elimdekiyle nasıl yetinebilirime dönüyor hayat. Elbette ki dinleyicilerimiz arasında bunu eleştirebilecek, yani ben şu kadar kazanıyorum, işte elektrik faturası bu kadar geliyor, işte su faturası bu kadar geliyor, cep telefonu faturası bu kadar geliyor ve yetmiyor diyen insanlar da olacaktır, çoğunlukla da olacaktır ve hak veriyorum da. Çünkü içinden geçtiğimiz bazı ekonomik durumlar karşısında hepimiz bunların sıkıntılarını yaşıyoruz. Ama bu sıkıntıları yaşıyoruz diye bu bizim hayatımızda bir daha çok para olsun bu sıkıntıları aşeğin para hırsına dönüşmeye başladığı zaman aslında bir tehlike çanları çalıyor ve yüreğimizin bulunduğu yer değişmeye başlıyor. [00:13:29] Speaker A: Doğru, doğru, doğru. [00:13:32] Speaker C: yanlış şeyleri yanlış yerlere koyuyoruz. Hani tanrının durması gereken yere bu sefer eksiklikler yaşadığımız için parayı koymaya başlıyoruz ve tanrı da kıskanç bir tanrıdır. Övgüyü ve hayatımızdaki merkezi konumu o almak ister. [00:13:47] Speaker A: O hak eder. [00:13:48] Speaker C: O hak eder. Aynen öyle. Hani biz birazcık hayatımızın merkezinden tanrıyı çıkartıp parayı koyduğumuzda sıkıntı başlıyor. [00:13:55] Speaker A: Doğru. [00:13:56] Speaker C: Para sevgisi burada devreye giriyor. Yani bu demek değildir ki para sevgisi kötü, o zaman parayı hiç sevmeyeceğim. Hayır, para bir araçtır. Araba da bir araçtır. Diş fırçası da bir araçtır. Hepsinin belli amaçları vardır. Hani para bazı şeyleri yapmayı kolaylaştırabilir hayatta ama onun bizim gözümüzde nerede durduğu ve ona ne değer yüklediğimiz bence çok önemli. [00:14:18] Speaker A: Evet, şey geliyor aklıma. Yani bir yandan dediğin çok doğru. Ben de büyüdüğüm ailede çok varlıklı bir aile değildi. Böyle ay sonunu zor getirmek değil. [00:14:26] Speaker B: Maaş geldi, bir hafta sonrasında böyle sıkıntılar başlar. [00:14:29] Speaker A: Üç hafta boyunca o devam eder ki tekrar elimize biraz bir miktar bir şey geçsin. Onun zorluğuyla büyüdük. Bu da hep bana şeyi hatırlatıyor bir izlerken. Oyunun adını hatırlamıyorum ama söylenen şarkı en azından hatırlıyorum. Yılbaşında hep böyle ekranlarda olurdu. Ah bir zengin olsam. O bir Yahudi ile alakalı bir oyundu da. Rusya'da yaşayan. Göç ediliyor. Orada bir ünlü sözü var. Yarab diyor herkesi deniyorsun diyor farklı şekilde. Biraz da diyor benim parayla denesen. [00:14:56] Speaker B: Yani parayla bana vursan, benim parayla dövsen olmaz mı diye bir yakarışı var Tanrı'ya. [00:15:00] Speaker A: Yani ülke olarak o kadar çok insan yoksullukla tırnak içinde deneniyor ki ve ben bunu Tanrı'ya değil de alınan kararlara elbette daha çok değerlendirmek gerekir. [00:15:12] Speaker B: Hiç ki herkes suçsuz. Bütün fakirliği, bütün yoksulluğu Tanrı veriyormuş gibi [00:15:16] Speaker A: yansıtmak da sorumluluktan kaçmak oluyor. Mesela bu iş alanına girdiğimizde bir Türkiye'deki iş ahlakı mesela yakın bir zamanda evde tadilat yaptırdım. [00:15:25] Speaker C: Evet. [00:15:26] Speaker A: Onun sıkıntısını anlatamam. Evet. Çünkü çok Antalya gelişen bir yer, çok hızlı büyüyen bir yer. Nüfus anlamında devamlı ustalara ihtiyaç var. Lütfen taşının buraya, iyi ustaysanız. [00:15:36] Speaker B: Onu söyleyeyim de. [00:15:37] Speaker A: Yani bir iş yaptırmakta çok zorlanıyoruz. Acaba neye eksik yapıldı diye kaygılanıyorsun ister istemez. [00:15:43] Speaker C: Hatta şey geliyor aklıma. [00:15:44] Speaker A: İlk Türkiye'yi İstanbul'a taşındığımda eşimle birlikte SGK ofisine gittik. Göztepe'deydi, hala oradan bilmiyorum. Girdik, duvarda koskoca bir yazı çıktı, almak ücretsizdir diye. [00:15:54] Speaker C: Evet. [00:15:55] Speaker B: Yani daha önceki memurlar çıktılar için para, ücretsiz olan bir şey için para alıyorlardı. Bizim yerel hükümet de onu oraya koyma zorunluluğu hissetti. [00:16:04] Speaker C: Tabii ki. [00:16:04] Speaker A: Ki almasınlar. Para yetmediği için ne yapacağım? Kendi yolumu bulmam gerekiyor. Aynı zamanda bazı işlerden kıytırırsam, daha az şunu kullanırsam, daha fazla şuradan almaya çalışırsam, ay sonunu getiririm diyerekten bu para hırsı, para sevdası artıyor da artıyor. Ama fark etmiyoruz. Ne oluyor genellikle? ne yapacağız, geçineceğiz, kiraları görmüyor musun?" diyerekten bir nevi o işe olan görüşümüzü ya da paraya olan bakış açımızı değiştirmeye başlıyor, işten işten, yavaş yavaş. Ve bunu da enflasyona suçlayaraktan yapıyoruz ama karakterimiz etkileniyor, kişimiz etkileniyor ve bu para sevdası oluşuyor bir anda. [00:16:39] Speaker C: Yani Tim Keller'ın bu konuda güzel bir alıntısı var. İş sadece para kazanma yolu değil, Tanrı'nın dünyayı sevme ve ona hizmet etme yoludur der. Biraz önce dile getirdiğim ayet özellikle kutsal yazılardan, hani Tanrı'ya hizmet eder gibi efendilere hizmet etmek özellikle iş konularıyla ilgilidir. O dönemin işçi sınıfına hitap ederek söylenmiş bir sözdür ve bu ikisi aslında Özellikle protestanlığın başında Martin Luther'in de bu konuda çok değerli vurguları oldu ve bu aslında kutsal yazılarda da özellikle kahyalıkla ilgili örneklerde bunun içine katarsak aslında bir protestan iş ahlakı söz konusudur. Yani bununla ilgili makale okudum. Şimdi reklama girmesinin yazarından bahsetmeyeceğim ama makalede özellikle taksi şoförleri ve ülkeler, ülkelerde baskın olan, mezhepler üzerinden bir değerlendirme yapılıyor. Özellikle protestanlığın daha hakim olduğu Almanya gibi, İngiltere gibi ülkeler ve bu özellikle Hristiyan mezhepler arasında yapılıyor ve daha sonra bu anlamda daha zayıf olan gene batı ülkeleri kıyaslanıyor. Orada taksi şoförlerin gerçekten hakkının karşılığını mı alıyor yoksa sizi ekstradan dolaştırıp hani paranızı mı alıyor? Yani iş ahlakı nasıl açıklanacak? Bu fark nereden geliyor? Hani bu fark kültürel bir fark değil. Hani yoksa bunların hepsi Avrupa ülkesi nasıl bu kadar kültürel farklılıklar olabilir? Hani daha sonra işte bize daha yakın olan ülkelerde taksi şoförlerinin ne yaptığı ve nasıl yaptığı değerlendiriliyor. Avrupa'nın daha Akdeniz kısmı ülkelerinde taksi şoförlerinin doğru mu yapıp yapmadığı üzerine değerlendiriliyor. değerlendiriliyor ve ondan sonra soruluyor yani peki sen Türkiye'de hani bilmediğim bir adrese giderken taksi şoförüne güvenir misin? Senin ahlaki değerlerini, iş ahlakı değerlerini hani ne belirliyor üzerinde? Bu makale internette çok kolaylıkla bulunabilir ve bu makalede de aslında söylenilen şey şudur, iş ahlakı maalesef bizim ülkemizde yıpranmış ve bozulmuş bir yapıdadır. Biraz önce söylediğin şey gerçekten doğru çalışan ve sadece hakkının karşılığını alan ustalar lütfen Antalya'ya taşının çünkü Hani bizim burada bunlara çok ihtiyacımız var ve maalesef güvensizlik çok hakim. Çünkü birçok yanlış örneğin yaptığı yanlış işlerle o kadar çok karşılaştık ki hani yapması gereken işi yapmayıp, işi savsaklayıp, yine karşılığında ücretini alıp daha sonra bunu eksik yapmış, bunu eksik yapmış diye çağırıp ekstra ücret ödeyip işi doğru yaptırmaya çalıştığımız ustalarla o kadar çok uğraştık ki ve biz de açıkçası işler genelde nasıl yönür? İşte tanıdıkla. Bazen tanıdıklar birbirlerine daha az kazık atıyorlar. Eş-dost ilişkisi bazı durumlarda da tam tersi olabiliyor. Baktığın zaman biz bu anlamda aslında bozuk bir iş ahlakına sahibiz. Ve bu iş ahlakını düzeltmek için daha çok Tanrı'nın ortaya koyduğu değerlere odaklanmamız gerekiyor. Biz bir dönem açıkçası bu bozuk iş ahlakından dolayı çok ağzımız yandı. Yani işler yaptırıyorduk ve işleri de yaptırdığımız insanlar da sonuç olarak tanıdığımız insanlardı. Ve biz çok sonra ortaya çıktı ki elektrikçi döşemesi gereken kabloyu döşememiş. Daha sonra o elektrikçi kaybolmuş gitmiş başka bir elektrikçi çağırmışız. Bize soruyor ki ya buraya elektrik kablosunu kim döşedi? Ya işte tanıdığım birisiydi. Abi diyor burada priz var ama arkasında kablo yok. [00:19:55] Speaker B: Yani bu kablo iç döşen de bir şey. [00:19:59] Speaker C: Baktığın zaman yani bu tarz şeyleri yaşadıkça tabii ki güven ortamı yerini güvensizliğe bırakıyor ve her şeyden şüphe duymaya bırakıyor ve işini daha sağlama almak ve tabiri caizse bir iş yaptırırken kazıklanmamak için dört dönmeye devam ediyor. Elbette ki ekonomik durumlar, enflasyon bunu çok etkiliyor. Çünkü herkes bir şekilde daha çok kazanmak istiyor. Enflasyona karşı yenilmemek için daha çok kazanmak istiyor. Ama ben orada özellikle C.S. Lewis'in şu alıntısını dile getirmek istiyorum. Dürüstlük kimse bakmıyorken de doğru olanı yapmaktır ve bu aslında kutsal yazıların da öğrettiği bir şeydir. Yani Tanrı'nın önünde, mesela biz şimdi Lent dönemindeyiz değil mi? Yani oruçla ilgili kutsal yazılarda özellikle İsa'nın şu sözü aklıma geliyor bu dönemde. Yani oruç tutan bunu gizlideki Rabbi için yapsın. İşte bunu dışarıya belli etmesin. Saçına yağ sürsün, yüzünü tertemiz yapsın. Dışarıdan bakan insanlar gerçekten onun Tanrı için oruç tuttuğunu bile anlamasınlar ki tuttuğu oruç sadece ve sadece Tanrısı için olsun. Tanrı önünde dürüst olmakla alakalı. Elbette konumuz biraz ahlaka kaydı ama aslında bu... Çok alakalı. [00:21:09] Speaker A: Çok alakalı. Yani orada Sist Lewis'in paylaşımı, dürüstlük kimse bakmıyorken de doğru olanı yapmaktır. Biz devamlı bunu böyle birilerinin yakalama peşindeyiz ama aklımızın kalması orada ya acaba doğru olanı yaptı mı yapmadı mı? Üstüne çimento dökülmüş bilemeyeceğim artık ama umarım yapmıştır diyerekten evin içine taşındığımız oluyor. Yani deprem döneminden çıkıyoruz. En çok aklımızda bulunan kim yaptı burayı? Ve diğer yaptığı evler ne durumda? Gidip onlara bakmak hani güven olmadığı için böyle şeyler yapıyoruz. Ama dediğim gibi de protestanlığın getirdiği, özellikle Avrupa'da, sonra Amerika'da ve farklı bölgelerde iş hayatına olan etkisini görüyoruz. [00:21:43] Speaker C: Tabii. [00:21:44] Speaker A: Martin Luther'in de çok güzel bir örneği var, hikayesi var aslında. Şöyle diyor, Martin Luther'e bir ayakkabıcı gelir ve Mesih'e hizmet etmek için ne yapmalıyım, İncil mi satmalıyım, İncil mi vereyim, ne yapayım diye sorar. Luther cevap verir, hayır iyi bir ayakkabı yap ve onu dürüst bir fiyata sat. Ayakkabının içine küçük haçlar, çizme, sadece en sağlam dikişat. Yani Hristiyan alanında da biz bunu yaşıyoruz. Yani kardeşim biz Hristiyan değil miyiz? Hristiyan kardeş değil miyiz? Evet Hristiyan kardeşimsin ama bugün işten çıkardığın bir Hristiyan kardeşimsin. Yani niye böyle bir anda işimi doğru yapmıyorum ama o açıya nasıl kapatacağım? Din kardeşiyiz. Yani bunu zaten var olan ülkede var. Biz bunu direkt Hristiyan inancımıza da taşıyoruz. Din kardeşi değil miyiz? Ama kaytardın yani hani Rab için yapıyorduk her şeyi. [00:22:26] Speaker C: Evet. [00:22:27] Speaker A: Kutsal kitap çok net bir şey. Yaptığın her şeyi Rab adına Rab için yap. Ona yapıyormuş gibi yap. Bu ayakkabı yapmak da bununla aynıdır. İyi bir fiyata sat ve atabileceğin en kaliteli dikişleri at ki giyen kişi desin ya sağlam yapılmışsın. [00:22:40] Speaker B: Rabb'e yücelik olsun, bu kişi için işini [00:22:42] Speaker A: iyi yapan insanlar bir anda parlar böyle bir şekilde. Hristiyanlar olarak da biz, ya halk böyle yapıyor, biz de aynısını yapacaksak biz daha iyisini yapmalıyız. Daha güvenilir olmalıyız, daha kaliteli iş yapmalıyız. [00:22:53] Speaker C: Yani sonuçta yaptığı işidir insanı gösteren. İşin senin hakkında konuşsun. Açıkçası şöyledir, bazen ben bunu kendi hayatımda yaşarım, birisi yaptığı işi çok anlatırsa aklıma bir şüphe gelir. Çok konuştu bu işi hakkında, acaba işi gerçekten konuştuğu kadar mı? Ama bakıyorsun bazı insanlar iş yapıyor ve işi hakkında konuşmasına gerek yok çünkü işine imzasını atmış ve yaptığı işin sağlamlığıyla sen tekrar o insanla çalışmak istiyorsun. Yani bundan 3 ay kadar önce çok sevdiğim bir elektrik tesisatçısı vardı. Ben yaklaşık aynı elektrik tesisatçısıyla 2010 yılından beri çalışıyordum. Onun vefat ettiğini duydum ve yani çok üzüldüm. Yani şimdi mesela kara kara düşünüyorum, belki yeni bir eve taşınacağım. Hani nereden ben bu kadar güvenilir bir elektrik tesisatçısı bulacağım? Gerçekten yaptığı işe imzasını atan ve arkasında duran bir sorun bile yaşamadım bu zamana kadar o insan sayesinde. Ve o gerçekten işini çok doğru yapan bir adamdı. Kaybına çok üzüldüm mesela. Çünkü hayatımızın içerisinde bunun gibi şeyler var. Lüter'in özellikle bu sözü bana şunu da hatırlattı. Yani o dönemde... Şu yüceltiliyordu hani dünyadaki bütün işler murdar, hani kutsal olmak istiyorsan manastıra gel 7-24 dua et ya da işte ayakkabını altına haç yapmak veya işte hani bu tarz görsel etiketlerle hani sanki daha kutsallık üzerine durmak yok. Aslında Martin Luther'in söylediği şey İsa Mesih'in söylediği şeydir. Gizlide olan Rabbin için yap. Yani seni... Ve onu gören Rabbin. Evet. O seni gören Rabbin için yap. Çünkü yaptığın işin hesabını Rabbe vereceksin. Yani Rab onun hesabını soracak. [00:24:35] Speaker A: Ama haç çizmiştim hocam. [00:24:37] Speaker B: Dikiş kötüydü ama. [00:24:38] Speaker C: Yani haç çizmiş olman, onu sattığın insanlar o ayakkabının dikişi söküldüğünde içine su aldığında içine oraya çizdiğin haç resmi bir işe yaramayacak. Ama ona attığın sağlam dikiş ve insanlar ya şöyle bir ayakkabı satın aldım ve bu kadar yıldır da kullanıyorum ve hala eskimeli, ne sağlammış dediği zaman insanlar şunu sorar. Nereden almıştın? [00:24:59] Speaker A: Doğru. [00:24:59] Speaker C: Yani bunu kim yapmıştı ki ben de gidip oradan alayım ve hani doğru iş yapmak aslında böyle bir şey. [00:25:06] Speaker A: Dilerim artar. Hepimiz, bizim için de çok büyük bir ders bu. Yani yaptığımız her şeyi Tanrı için yapar gibi yapıp, candan, içten gelerek bunu yapmamız gerekiyor. Para konusuna dönecek olursam... Evet. Onda da bayağı bir araç olmasından bahsettik. Elbette ihtiyaçlarımız var. Fakat yani elektriğimin şuymuş, kirası şuyu buyu, artıyor da artıyor. Zaten çocuklar da var, okula gidiyor. [00:25:28] Speaker B: Her döndüklerinde şunun için de para gerekiyor vesaire. [00:25:31] Speaker C: Tabii ki. [00:25:31] Speaker A: Her neyse, onları kenara koyarsak, yani bu ihtiyaçlar var. Fakat paraya genel bakış açımızda araç olarak nasıl kullanabiliriz? O John Wesley'nin bir alıntısı var. John Wesley şöyle diyor, yapabildiğin kadar kazan. Yani kazanabildiğin kadar kazan, biriktirebildiğin kadar biriktir, verebildiğin kadar ver. Yani bağış anlamında ihtiyacı olan insanlara... Yani bir limit değil de... [00:25:51] Speaker B: Limit bu, yüzde şu kadara denk geliyor. [00:25:54] Speaker A: Bu kadara vereceksin değil de verebildiğin kadar. [00:25:56] Speaker C: Burada aslında John Wesley'in söylediği şeyin Kutsal Kitap'ta birçok arka planı var. Bu arka planlardan bir tanesi. Vaizde ve Süleyman'ın özdeyişlerinde tembellik Tanrı'nın iğrendiği bir günah olarak addedir. Ve özellikle Yeni Antlaşma'da çalışmayan ekmek de yemesin sözü kulağımıza çınlar. Tanrı çalışkanlığı ve işini doğru yapmayı aslında değerli bulur ve bu yüzden de aslında protestanlık doğru çalışmanın da bir ibadet olduğunu söyler. Yani bu yüzden hani biraz önce dedik ya en başta bir çöpçü eğer ki çöpü temizlerken buradan Mesih geçecekmiş gibi bu sokağı süpürüyorsa o yaptığı iş de onun ibadetidir çünkü o işi Tanrı'yı yüceltmek için yapıyordur. Yani ne yaparsan yap, Tanrı'yı yüceltmek için ve Tanrı'ya layık bir iş yap. Bu yüzden de eğer yapabildiğin kadar yap, kazan ama bunu bir hırsla, çok paraya sahip olma hırsıyla değil, Tanrı'yı yüceltmek için yap, doğru işi yaptığın zaman... Ben mesela çocuklarıma bunu öğütlemeye çalışıyorum. Özellikle şimdi benim oğlum 14 yaşında işte bu yıl LGS'ye hazırlanıyor. Bundan bir dört yıl sonra da üniversite sınavına hazırlanacak ve onunla biz bunu konuşuyoruz. Yani ne iş yapmalıyım? Ben özellikle diyorum ki mutlu olduğun işi yapmalısın. Çünkü mutlu olduğun işi yaparsan yorulmazsın. Seni mutlu eden işi yaparsın. Bir de bu işi hani Tanrı'yı yüceltmek için yaparsan eğer senin yaptığın işin kalitesi o kadar artar ve herkes o işi senin yapmanı ister. Bu sana kazandırır. Yapabildiğin kadar biriktir kısmı da aslında kutsal yazıdaki israfa karşıdır, müsrifliğe karşıdır. Şimdi diyeceksin ki ya biz bu ekonomik koşullarda neyi müsriflik yapıyoruz? Bazen kendimizi kıyaslıyoruz ya batı yaşamlı standartlarıyla ve bazen de oradan bazı özentiler geliyor hayatımıza. Ve bunlar bazı belki gereksiz abonelikler oluyor ya da bazı gereksiz alışkanlıklar oluyor ve biz aslında bunlarla müşriflik yapıyoruz. Ve daha sonra biz müşriflik yaptığımızı da kabul etmiyoruz. Diyoruz ki ya onlar da içiyor ben de içeyim ne olur ki. [00:27:52] Speaker A: Bunu bana çok görme hocam. [00:27:56] Speaker C: Yani ama bu çok görmekten alakalı değil. Bu hayatımda gerçekten neyi israf etmeyi bırakabilirim? Ve bu da aslında bu lent döneminde en önemli şeydir. Hani hayatımda Tanrı'dan daha çok yer tutan bir şey varsa onun orucunu tutarak Tanrı'ya hayatımda daha çok yer açabilirim. Ve eğer ki kahveyi çok seviyorsam, bu dönemde kahveyi azaltabilirim. Ya da işte ne bileyim, sosyal medyayı çok seviyorsam, onu azaltabilirim. Ve bunu azaltırken de bir yerden tasarruf yapabilirim. Hani neyi boş yere harcıyorum? Neyi bu sıralar hani kısabilirim ve biriktirme yapabilirim? Ve yapabildiğin kadar vermek de Tanrı'ya güvenmenin altındadır. Yani özellikle matlada kaygılanmayınla ilgili kocaman bir pasaj vardır. Ve orada Tanrı der ki yani bak der şu kır zambaklarına bak Süleyman bile bunlar gibi güzel giyinmemişti ki sen bundan daha değerlisin. Senin ihtiyaçlarını Tanrı karşılayacak, karşılamayacak mı? Ve bununla şunu bağlamak istiyorum. İlkokula giden çocuklara bugünlerde güzel bir şey öğretiliyor. Yani bunu benim oğluma da öğrettiler. İstek mi ihtiyaç mı? Hani bazen bunu sormamız gerekiyor hayatımızda. Şu an para harcayacağım şey isteğim mi yoksa ihtiyacım mı? Çünkü bazı istekler ihtiyacım değil. Doğru. Eğer bunların arasında bir denge kurmayı başarırsam, ihtiyaçlarımın karşılanmasını sağlarım ama bazı isteklerimin artık yani ihtiyacım olmadığını fark ettiğimde ve daha önce onlara çok para harcadıysam, onlara para harcamayı bıraktığımda açıkçası tasarruf yapabilirim ve Tanrı'ya güvenmeye devam de bu sefer ya ben bu kadar arttırdım ve hemen yanı başımda buna ihtiyaç olan birisi var ve bunu açıkçası o ihtiyacı olan kişiyle de paylaşabilirim. Evet. Ve bu sayede aslında yardım da etmiş olurum. İyilik de yap. ortaya çıkabilir. O yüzden bu sıralar mesela en çok bunu masaya yatırmaya çalışıyorum hayatımda. Ney gerçekten ihtiyacım, ney isteğim, ney hayatımda lüks, ney sadece konfor için harcıyorum. Mesela kahve örneğini verdik. Kahveye karşı değiliz biz de kahve içiyoruz, seviyoruz da. Ama mesela açıkçası bazen her gün ünlü markaların kahve dükkanlarında hani çok daha pahalı rakamlara o üstünde o markanın yazılı olduğu bardağıyla içtiğim bir kahve gerçekten ihtiyacım mı? Yani yoksa isteğim mi? [00:30:17] Speaker A: Doğru. [00:30:17] Speaker C: Ya da işte lüks bir markanın bir kıyafeti ihtiyacım mı, isteğim mi? Yoksa onu, o ihtiyacı karşılayabileceğim ve benim ekonomime göre daha uygun olan yerler var mı? Eğer bakarsak hani bu anlamda bile aslında tasarruf edebilir, biriktirebilir ve birikim yaparak da hani hayatımızı daha iyi ve güzel noktalara şey yapabiliriz ve para orada araç olmaya başlar. Evet. [00:30:42] Speaker A: Yani orada o zaman demek istediğimiz yani bu şu günahı yapmayın, etmeyin değil de bu çünkü yüzeysel olarak söylediğimiz laflar direkt bir bariyer olabilir çoğu insan için. Ya bak gelmiş benim kahvemle uğraşıyor. Değil de yürek tutumu. Aslında burada bahsettiğimiz ve kutsal kitabın bence Hristiyanlığında en derin ve en zor alanlarından bir tanesi Tanrı ve kutsal ruhunu bireye veriyor. [00:31:03] Speaker C: Evet. [00:31:04] Speaker A: bireyle birlikte çalışıyor. Sen bakma sahanın sonuna, seninle ilgileniyorum, seninle [00:31:08] Speaker B: birlikte bir şey yapalım. [00:31:09] Speaker A: Yani var mı değişecek? Elbette hepimizin var değişecek yanlarısı. Başka birisi için kahvedir, benim için bir oyundur, benim için bir teknolojik bir araçtır, artık neyse. Oraya bakmaksızın Tanrı'yla bir ilişki ve o ilişkiden doğan bir cömertlik. Belki para değildir. Belki ben zamanımı bir insan için harcayacağım. Ya şu kişinin bana ihtiyacı var. Gidip şu zamanda bunu değil de şunu yapayım. Şu kişiye destek olayım. Şu kişi taşınıyormuş bir yüzünden ben tutayım diyebilmek de bunun bir parçasıdır. Ama para tarafında o vermek de o araç olarak gördüğümüz için parayı diğer insanlara verirken de bir dua ederek hazırlanmak da gerekiyor. Çünkü çok ihtiyacı olan aile var etrafımızda. Herkesin ihtiyacını bilemiyoruz, göremiyoruz. Dua ederek de kendi yüreğimizi de hazırlamalıyız. [00:31:53] Speaker C: Tabii ki. [00:31:53] Speaker A: Eşimle birlikte yaptığım pratiklerden bir tanesi, yatırım yapıyorum, ister isterse bir şeyler alıyorum, bir şeyler satıyorum. Bunu yaparken de düşüncem şu, öncesinde, daha yatırım yapmadan, eğer Rab bunu, yani bu alanda bir bereket gelirse ben şuraya şuraya şuraya harcayacağım ve o sözü bir nevi yazılı olarak tutuyorum. [00:32:10] Speaker C: Evet. [00:32:10] Speaker A: Ki o gerçekleşirse elimin altında hazır bir plan var, bir proje var. [00:32:14] Speaker B: Ya o zaman elimize geçsin düşünürüm dediğimde düşünmüyorum. O kadar harcayacak şeylerim çok oluyor. [00:32:19] Speaker A: Ama bin liraysa bile o ben şununla ne yapabilirim acaba? İhtiyacı olan her zaman var. Ben bir bereket kaynağı olabilir miyim? Onda da bir proaktiflik. Rabb gözlerimi aç. Kimlerin buna ihtiyacı var? Vereyim ki senin bana sağladığın bu bereketi başka bir insanlara. Kanal olma. Hem araç, bu sefer de ben bir kanalım, Tanrı'nın verdiğini. Veriyorum. Tanrım her şey Tanrı'dan, her iyi armağan Tanrı'dan geliyorsa, para da bunlardan biriyse, o zaman ben bu armağanı birileriyle paylaşmam gerekiyor. [00:32:46] Speaker C: Tabii ki. Yani bu konu son derece doğru. Yürek tutumudur ve ben şöyle bir fikre sahip olmuştum. O zamandan beri de hala bu fikrimin arkasında dururum. Hristiyanlık, belli şeylerin nasıl yapılacağının, ne zaman yapılacağının buyruk olarak verildiği ve hani hiç düşünmeden üzerine tamam böyle söyledi o yüzden böyle yapıyorum diyebileceğin bir inanç değil. Her durum açıkçası yürek tutumuyla analiz edilmesi gerekiyor. Ben bunu yapıyorum, bu yaptığım doğru bir yürekle mi yapıyorum yoksa yanlış bir yürekle mi yapıyorum? Yani sen kariyer hırsına sahip olan birisi olabilirsin, dışarıdan çalışkan gözükebilirsin. Derler ki ya ne kadar çalışkan adam ama senin içinde bir kariyer hırsı putu vardır. Yani bunu ancak sen bileceksin. Yani sen işkolik birisi de olabilirsin, dışarıdan bu çalışkan olarak gözükür ama bunun içinde yanlış bir yürek tutumu da olabilir. [00:33:38] Speaker A: Doğru. [00:33:38] Speaker C: Sen israf etmeyen birisi olarak dışarıdan gözükebilirsin. Derler ki, aa ne kadar tutumlu birisi. Aslında bu içinde yüreğinde başka yanlış yürek tutumlarıyla yaptığın bir şey de olabilir. O yüzden dışarıdan benzer gözüken durumlar vardır. Bunu hangi yürekle yaptığın çok önemlidir ve o yaptığın yüreği Tanrı görüyor ve en sonunda o gün geldiğinde o yürek tutumundan dolayı biz Tanrı'ya hesap vereceğiz ve bu bizim sorumluluğumuz. O yüzden ne yaparsak, yapalım. Bunu Tanrı'yı yüceltmek isteyen bir yürek tutumuyla yapmamız gerekiyor. Yücelteceğimiz kişi biz ve bizim isteklerimiz değil. Hani bu yapacağım şey Tanrı'nın adını benim yaşantımda veya çevremde nasıl daha çok yüceltebilir'e dönmek zorunda. Amin. [00:34:21] Speaker B: Dileriz öyle olur. [00:34:22] Speaker A: Arkadaşlar çok teşekkürler bize eşlik ettiğiniz için. Dilerim bazı sorunuzu cevap ve hatta bazı yeni sorular eklemişizdir. Düşüncelerinizi, o sorularınızı yorumlarda paylaşırsanız çok seviniriz. Kendinize iyi bakın, esen kalın.

Other Episodes

Episode 18

February 22, 2025 00:52:36
Episode Cover

Sizden Gelen Yorumlar - Berberi Korsanlar, Barnabas İncili ve Nikolas Kopernik | Özgürce Podcast

Bu bölümde Özgürce podcast'inin sunucusu Özgür Jerdan ve konuğu Emre Uflazoğlu sizden gelen yorumlara yanıt veriyor. Barnabas İncili, Kutsal Kitap, Hristiyanlık ve ünlü astronom...

Listen

Episode 19

March 03, 2025 00:27:45
Episode Cover

Hristiyanlık: Nerede Başladı? Nereye Ait? Türkiye'de Hristiyanlık Üzerine Özgürce Sohbet

Hristiyanlık: Nerede Başladı? Nereye Ait? Türkiye'de Hristiyanlık Üzerine Özgürce Sohbet Bu bölümde Özgür Uludağ ve Emre Uflazoğlu, Hristiyanlığın kökenlerini, tarihsel ve kültürel bağlarını ve...

Listen

Episode 57

November 08, 2025 00:23:56
Episode Cover

Hristiyan Oldum Diye Ailem Beni Eve Hapsetti: Dilara Vatansever'in Türkiye'de İnanç Mücadelesi

"Özgürce"nin bu bölümünde, Dilara Vatansever ile Türkiye'de Hristiyan olmanın getirdiği eşsiz deneyimleri konuşuyoruz. Dilara, ailesinin tepkilerine rağmen inancına nasıl sadık kaldığını, Rab'bin onu zor...

Listen