Episode Transcript
[00:00:00] Speaker A: Kardeşler merhaba. Özgürce'ye hoş geldiniz. Bugün Ömer Baysal kardeşimle birlikteyim. Diyarbakır Protestan Kilisesi'ndeyiz. Bugünkü konumuz yeni bir halk olmak. Yani İsa Mesih'in talebesi olduğumuzda ve kilisesinin bir parçası olduğumuzda yeni bir halk olmak ne demek? Buna bakacağız birlikte.
Tekrardan hoş geldin Ömer kardeşim.
[00:00:21] Speaker B: Hoş bulduk.
[00:00:23] Speaker A: Seninle birlikte birkaç defa buluştuk. Bir tane podcast yaptık. Bu ikinci podcastımız elbette. Birlikte sohbetimiz yani. yerel bir anlamda nasıl algılayabiliriz? İster istemez protestanlık bu ülkenin geçmişinde o kadar yoğun. Hristiyanlık zaten etnik bir düşüncede Ermeni, Rum ve Süryani kardeşlerimiz daha çok bir Hristiyan olarak algılandığımızda ben mesela kendimi tanıttığımda ilk söylenen soru Ermeni misin, Yunus musun, Türyani misin? Böyle bir üç etnik köken hayır, hayır, hayır. O zaman sen nesin?
Dendiğinde ben Türk'üm ya da ben Kürt'üm dediğimizde mümkün değil ya da nasıl olabilir böyle bir şey gibi karşılanabiliyoruz. Bu nedenle senin de eminim ilk Hristiyan'ım dediğinde nasıl bir tepki almışsındır, nasıl tepkiler aldın onu merak ediyorum.
[00:01:08] Speaker B: Ya şimdi mesela soruyorlar, işimi soruyorlar, kilisede görevliyim diyorum ama senin ismin Ömer.
Nerelisin diyorlar. Diyorum Bingöl'lüyüm, Bingöl gençliğim, Zazayım.
Sonra duruyor biraz. Ya diyor Bingöl'de Hıristiyanlar var mıydı? Diyorum Bingöl'de Hıristiyanlar yoktu. Şimdi çıkmaya başladı yavaş yavaş.
Ya dediğim gibi burada o şey var. Hemen o soru gelir aklıma. Yani sen Hıristiyansın ama ismin Ömer. Ama sen Bingöl'lüsün, Süleyman Ermeni değilsin. Sen nesin o zaman?
Yani o zaman bu soruyu çok alıyoruz. Yani ben de çok karşılaşıyorum buradan.
Kökenlerinde var mı diye soranlar oluyor. Ailemde, geçmişimde. Yok diyorum. Ben bildiğim yok en azından. Ama hani diyorum ben sonradan İsa Mesih'i kabul ettim. Onu benimsedim ve onu izliyorum şimdi. Çünkü din değiştirme olgusu insanlara çok tuhaf geliyor.
Hristiyanlığı bırakıp Müslümanlığa geçebilir. Bu çok normal.
Ama Müslümanlığı bırakıp Hristiyanlığa geçmesi çok anormal geliyor insanlara. Yaşadığımız coğrafya açısından. Çok tuhaf geliyor. Ama yavaş yavaş onlar da anlatınca anlıyorlar, alışıyorlar. Ama ilginç şeyler alıyorum. Bir gün polis durdurdu. Normalde rutin bir kontroldü.
Dedi ne iş yapıyorsunuz? Dedim ki işte görevliyim. Sonra durdu dedi yani ne ama yani göreviniz ne?
Dedim papaz olarak görev yapıyorum.
Sonra biraz durdu. Dedi gerçekten mi? Dedim evet.
Döndü arkasına. Arkadaşlar gelin gelin burada papaz varmış gelin bakalım.
Sonra 5-6 polis geldi böyle bakıyor. Sen buralara benziyorsun.
Senin tipin hiç yapabazlara benzemiyor.
O zaman yani öyle söyleyince anlatıyoruz sonra.
[00:02:42] Speaker A: Ama turşuları yaşıyoruz.
[00:02:43] Speaker B: Aynen öyle.
[00:02:45] Speaker A: Elbette yani bir kültürel bir norm var ülkemizde ve o normun dışına çıktığından elbette ilgi çekmesi doğal. Elbette burada yargı tarafına girdiği an işler biraz yaşıyor ama bilmiyorum senin için nedir, nasıl bir algı oluşuyor ama ben protestan bir Hristiyan'ım dediğinde elbette ikinci bir engel. İlkinde bir etnik, Türk-Türksün, Kürtsün sen nasıl Hristiyan olabilirsin? Bir sonraki seviye, bir level daha atlıyorsun, onda da protestan, ya Katolik'i biliyoruz, Ortodoks'u biliyoruz, siz nesiniz? Protestanlık genellikle bu bizim bir hayal dünyamızda, ajanlıkla, eş birliği içinde, iş birliği içinde ilerlediğinden dolayı hemen şu devreye giriyor. Ya protestansın ama böyle bir tehlikeli bir yandığına bakmalar doğuyor. O anlamda var bu bir deneyimin.
[00:03:29] Speaker B: Ya şöyle hani ben açıkçası yani şeyi tabii ki de bundan gocunmuyorum, utanmıyorum.
Ama genellikle şunu ise gelen misafirlerden anlatıyoruz. Ben de genelde söylüyorum.
Yani protestanım tanımından ziyade ben şunu anlatmaya çalışıyorum insanlara.
Protestanlı aslında mezhep değildir. Biz bence orada biraz yanlış düşünüyoruz.
Çünkü protestanlı dediğimizde bir akımdır aslında protestanlılığın. Martin Luther'le beraber başlayan. ve belli ilkeler üzerinde oturan, işte her imanlık sayıtabı okuyabilir, her imanlık kendi başına bir kahindir.
O zaman bu gibi kavramlar, o beş sola dediğimiz şeyler, aslında bunlar protestanlı bir mezhepten ziyade bence bir akım haline getiriyor.
Biz mezhep dediğimizde mezhebin belli başlık kriterleri olması lazım. Mesela ne diyoruz? Mezhep dediğimizde şu olması lazım. Birincisi bir merkez olması lazım, hiyerarşist olması lazım, bir din lideri olması lazım.
O zaman bunun gibi şeyler, yani protestanlarla baktığımızda bunları çok görmüyoruz. Çünkü protestanların içerisinde, o çatı altında Karizmatiği, presteryeni, baptisi, şuyu, buyu bir sürü şey çıkabilir içerisinde. Aynlikanlı. Ve her birinin kendi içerisinde kendine özgü bazı şeyleri vardır.
Bazı mesela bazı aynlikan kiliselerine baktığında yapı olarak lütreji anlamında katolik içerisinde benzer şeyler var içerisinde.
[00:04:50] Speaker A: Aynen lüteryen kardeşler.
[00:04:51] Speaker B: Tabii. O zaman kendi içerisinde birçok grup vardır. O yüzden ben de diyorum ki o çatı altındayım. Ama ben diyorum ki ben İsa Mesih'i izlemeye çalışan, İncil'in öğretilerine sadık kalmaya çalışan bir Hristiyanım.
[00:05:04] Speaker A: Doğru.
[00:05:04] Speaker B: Ve onun arkasından gidiyorum. Hani genelde bunu anlatıyorum insanlara. Ama yine dediğim gibi ben Protestanlığın Kötü, yanlış olduğunu tabii ki de öyle bir şey düşünmüyorum.
Ama hani daha çok insan meselesini izleyen kişiyim diyorum. Olması gereken de odur diye inanıyorum. O şekilde genelde söylüyorum.
[00:05:24] Speaker A: Gedikpaşa Kilisesi'nde bir onların hikayesini duyduğumda ve kardeşle bir sohbet ediyordu. Şey dedi, gidiyorlar ilk başta sultanla. Yani biz kilise açacağız. Ermeni kilisesinden biraz kovuluyorlar. Ne yapalım?
Kilise kuralım. O zaman ne olacağız biz? Sorulan soru, Ortodoks musun değiliz? Katolik misin değiliz? O zaman sen nesin? Protestantsın o zaman. Tamam o zaman biz protestansız.
[00:05:46] Speaker B: Öyle oluyor. Aynen doğru söylüyorsun.
[00:05:47] Speaker A: İnsanlar bir şeyi seviyor. Canlı yayın açtığımızda TikTok'ta en çok gelen soru, katolik, ortodoks veya protestan mısın abi? İngilizler mesela.
kalıba sokmaya çalışıyor. Ne kadar denesen de o çırpınsak da bazen insanları zorla oraya bir yerde tutmaya çalışıyor. Protestanlığın da geçmişinden dolayı Türkiye'de bir yanlış anlaşılmaya biraz daha açık. Çünkü dediğin gibi bir merkezi lokasyonu yok. Yani gidip de biz bu şu protestanların başına iki şey konuşalım.
[00:06:13] Speaker B: Evet.
[00:06:13] Speaker A: Mümkün değil. Bu nedenle bir Patrikhane yok ortakta, bir Vatikan yok.
[00:06:17] Speaker B: O zaman biz kiminle konuşacağız?
[00:06:19] Speaker A: Kimin dediğini ciddiye alacağız?
[00:06:20] Speaker B: Aynen öyle.
[00:06:21] Speaker A: Bu olmuyor. Bazen şaka olarak da protestanlar arasında deriz yani. Herkesin bir ayrı papası var. Çok papamız var. Her kilise kendi başına biraz en çok da belki kritize edildiğimiz noktalardan bir tanesi burada bir protestan kilisesi olarak. Tam o zaman eğer bizler bir Türkiye'de bulunan bir Hristiyanlarız, Katolik veya Ortodoks değiliz bir akım diyelim buna protestan akımındayız. Bu akımda ilerlerken kendimizi tanıtmak, sadece insanları tanıtmak değil, Biz kendimizi nasıl tanıyacağız? Yani ben kimim dediğimde ben Türk'üm, ben Kürd'üm, ben Hristiyan'ım ya da İsa Mesih'in talebesiyim nerede geliyor? Onunla etnik kimliğimin ilişkisi nasıl olacak?
Bu bence biraz düşündürüyor insanı.
[00:07:05] Speaker B: Ya hele ki Diyarbakır gibi bir yerde çok da önemlidir. Yani çünkü bizim bizde mesela her şeyden önce bizim bir kimliğimiz var.
Yani bizim için, bizim kültürümüz, coğrafyamız için etnik kimlik önemlidir.
Tabii ki de ben gurur duyuyorum. Ben seviyorum. Razı olmaktan mutluyum.
Bu coğrafya doğduğum için mutluyum yani. Gerçekten de bir daha dünyaya gelsen ne de gelmek istersen diye sorarlarsa yine burayı söylerim.
Diğer bakırda sül içerisinde tercih ederim gerçekten.
Mutluyum bundan. Ama bana bu mutluluğu veren şey İsa Mesih'in kendisidir. Yani ben iman eden önce O kadar da şey yoktu yani bu konuda. İşte burada mutluyum. Kendi halkıma da defalarca buradan kaçmaya bile çalıştığım zamanlar oldu. Gençlik yıllarımda, 17-18 yaşlarında. İstemiyordum ama... İsa Mesih'e iman edince yüreğim değişmeye başladı. Yüreğim değişince o zaman kendi içimde bunun toplumu, halkımı, etrafımdaki coğrafyamı sevmeye başladım.
Biraz da buranın aslında değerlerinin de nasıl olduğunu, ne kadar güzel olduğunu fark ettim.
Ama tabii ki de şu da önemli. Mesela genelde övünüyoruz bununla, etnik kimliğimizle.
Ama etnik kimliği neden ortaya çıktı? Yani kutsal kitabı açıp okuduğumuzda yaratılış 11. bölüme geldiğimizde Aslında o kimliğin yani dillerin ve kimliğin bir isyan sonucu ortaya çıktığını görüyoruz.
Diyor ki orada insanlar diyor bir kule yapıp Tanrı'ya ulaşmaya çalıştılar. Onu ziftle kapladılar ki çünkü öncesinde tufan oldu. Zift olsun ki o tufan bir dahi olup yıkamazsın onu.
O zaman ne yaptılar? Tanrı'ya ulaşmaya çalıştılar. Tanrı ne dedi ki? Onların dillerini karıştırdı. Ve bakıyoruz ki diller ortaya çıkmaya başladı. Yaratılış 11. bölümde. Yine enteresan farklı bir şey var Kutsal Hitab'ın Yeni Antlaşmanı içerisinde, İncil'de.
Diyor ki, Elçilerin İşleri 2. bölümde, diyor ki orada meddeler var, partiler var, elemler var, bir sürü halk var. Ama diyor her biri kendi dilini işittiler.
Bunu sağlayan neydi? Kutsal rubunu sağladı.
Kutsal ruhun kendisi o zaman ne yaptı?
[00:09:01] Speaker A: Birleştirdi.
[00:09:02] Speaker B: O zaman artık etnik kimlik ortadan kalktı. Yani biz artık etnik kimlik çatısı altında değil, İsa Mesih'in çatısı altında bir araya geliyoruz. Mesela o dönemde, geçen işlerinde yine 6. bölümde bakıyoruz ki diyakonlar atanıyor. Ne için atandılar? Çünkü karmaşa çıktı kimlikler arasında. O da bizim yoksullarımıza az yardım yapıldı. O da bu şöyle oldu. O zaman diyakonlar atandı.
Ve o zaman yani bakıyoruz ki bu çatışma yaşanıyor ama yine de bu kimlikler İsa Mesih'in kendisinde birdir. Galata'ya da diyor ya ne köle, ne özgür, ne iskit, ne baba ayrımı yoktur artık. Her biri Mesih'te birdir.
Şimdi bu bizim için önemli. Yani benim için o yüzden ben diyorum ya Zaza olduğum için gerçekten de mutluyum yani çok da seviyorum. Yani mutluyum da ama hani bu benim için böyle çok olağanüstü bir ırk veyahut da bir şey anlamına gelmiyor.
Seviyorum ama ondan önce etnik kimliğimden önce bir Mesih imanlısıyım. Ben ona bağlıyım.
[00:09:55] Speaker A: Kimliğin bir sıralaması var.
[00:09:57] Speaker B: Tabii ki de.
[00:09:58] Speaker A: Kimlik yani sonuçta ben bir kimlik için insanlar kendi hayatını feda ediyor.
[00:10:02] Speaker B: Tabii ki.
[00:10:03] Speaker A: Bulunduğumuz bölge sonuçta. Ben bu kimlik için kendi hayatımı feda edebilirim. Bu sıralamada hangisi benim hayatımı şekillendiriyor? Çünkü kimlik şekillendirir. Kimliğimize göre bir kalıplar içine girersiniz ya da kimliğimize göre bir dünya bakış açınız olur.
[00:10:16] Speaker B: Tabii ki.
[00:10:17] Speaker A: Bu benim düşmanımdır, bu benim tarafımdadır, bu benim tarafımda değildir. Ayırmaya başlarız insanları.
[00:10:22] Speaker B: Aynen.
[00:10:22] Speaker A: Eğer Mesih'in kimliği, Mesih'in kimliği her şeyden üstünse Mesih gibi bakmak, Mesih'e benzemek, düşmanlarını sev diyebilen bir kim diyebilmem gerekiyor.
Kolay bir şey değil bunu ayırt etmek.
İki taraf bazı sorunlar oluyor. Bazı insanlar etnik kimliği çok daha ön plana çıkarma isteği duyuyor. Mesela Türk Hıristiyanlar da bu eğilime kapılabiliyor. Aynı şekilde Kürt Hıristiyanlar da. Ben ilk olarak Türk'üm. Ya tamam etnik kimliğe ilk olarak etnik kimliğe sahip oldun. Fakat İsa Mesih'in yollarında yürümek seçmiş olduğumuz bir kimlik.
[00:10:54] Speaker B: Tabii ki de.
[00:10:54] Speaker A: Bize doğuştan verilen bir kimlik değil. Sen Hıristiyan olarak annen hadi ben bunu Hıristiyan yaptım değil. Bu Rabbin yolunda yürümek bizim bir isteğimiz, bir arzumuz.
Daha üstün bir çağ.
[00:11:06] Speaker B: Tabii ki. Tabii ki. Yani o dediğin gibi çok önemli. Yani şimdi bazen bizi izleyenler hani yanlış anlamasınlar.
Ben şeyi söylemiyorum. Yani bu çok farklı bir durum. İşte kimlik açısından haklılardır vs. Ben onu söylemiyorum. O farklı bir şey.
Yani herkesin de her kimliğin de kendine özgü yasal haklar olması gerektiğine inanıyorum. Ama şunu demeye çalışıyorum. Yani bir Mesih İmanlısı hakkında konuşuyoruz şu anda. Mesih İmanlısı'nın Mesih İmanlısı'nın kimliği Mesih İmanlısı'dır.
Diyor ki İbrahimler'de anlattığında 12. bölümde etrafımızı bu ne tanrılar bulutu sardığına göre diye başlıyor. O zaman kimdir onlar? İbrahim'dir, Musa'dır hepsi. Diyor ki bunlar bir vatan aramadılar diyor. Onlar göksel olanı arzu ettiler. Bir Mesih İmanlısının anlayışı bu olması lazım. Benim cebimde bir kimlik var.
Türkiye Cumhuriyeti kimliği var. Bu kimliği taşımaktan onur duyuyorum.
Mutluyum. Ama o kimliğimden önce benim Mesih İsa kimliğim var. Ben Mesih İmanlısıyım.
Eğer ki cebimde olan kimliğim Mesih-i İsa'da, Alem-i İsa'ya sahip olduğum kimliğimin önüne geçiyorsa, bu da bir problem var bence.
O yüzden o çok önemli. Yani ben Mesih İmanlısıyım, o kimlikle yaşıyorum, her şeyden önce O'na aidim. Ondan sonra ben Zazayım, Kürdüm, Türküm, Çerkezim, fark etmiyor. Ondan sonra o diğer isimler geliyor.
[00:12:22] Speaker A: Doğru, doğru. Başlangıçta bu aklımda yoktu ama yapalım.
Dileğimi videoya uyar. Özellikle son 10-15 yılda.
Suriye'den gelen birçok insan oldu ülkemize ve bu kimlik kargaşasını kiliselerimizde o zaman da gördüm. Çünkü halkın ağzında bir laf var, bir nefret oluşmaya başladı. O durumda gelen insanlara karşı, ailelere karşı yanlış yapsın ya da yapmasınlar. Ondan bahsettim. İsa mislinin bir öğretisi var. Fakat biraz şey oldu o dönemde. Bizler bu dünyanın öğretisine kapılıp Suriyeliler, Afganlar, Pakistanlar bak söylenler bile insan anlamında değil de sanki bir bölünmüşlük şey içinde tanımlamak bizden olmadığını net bir şekilde göstererek düşmanınızı sev diyen Rab'den ülkemizde geçici bir süre kalan bir insana karşı bir tutum oluşmaya başladı. Dediğim gibi bu onlar her şeyi doğru yapıyordu, yanlış yapıyordu demiyorum. Ayrı bir şey. Fakat kiliselerimize bile sızabiliyor bu.
[00:13:19] Speaker B: Tabii ki.
Yani ilginç de bir tane bizim burada çocukluğumuzdan beri ailemiz bize küfür ettiğinde şöyle bir şey söylerdi.
Ya dürüzlü oğlu dürüzlü. Niye küfür ederdiniz? Şimdi böyle söylediğinde ya yıllarca hiç anlamadım bu dürüzler kim.
[00:13:35] Speaker A: Kötü bir halk diye düşünüyordum.
[00:13:37] Speaker B: Sonra büyüdük işte araştırdık iman edince özellikle araştırınca dürüzlüleri bir de İsrail'e gittiğimizde oradaki halkları gördük. Bu son zamanlar Suriye'de de belki haberlere çıkmıştır işte dürüzlüler falan yaşıyor.
Ya bunlar bir halk.
Yani yaşayan, Orta Doğu'da yaşayan bir halk. Normal insanlar yani bizim gibi.
Ama bizim burada dürzü oğlu dürzü diye küfür etmeye başladılar hep. Yani küfür gibi bize söylendi.
Son zamanlarda Suriyeliler de aynı öyle yani sanki bir küfürmüş gibi. Tabii ki de her halkın içerisinde yanlış yapan insanlar var, kötü olan insanlar var. Şimdi biz mesela düşünün buradan kalkıyoruz, Avrupa'ya gidiyoruz.
Almanya'da mesela Türkler'e karşı farklı bir şey var orada.
Şimdi biz öyle miyiz?
[00:14:17] Speaker A: Yok.
[00:14:18] Speaker B: Yani öyle olan insanlar da var, olmayanlar da var. Hepsi aynı kefeye koyamayız. Kesinlikle. İşte kilisenin farkı bence burada ortaya çıkıyor. Çünkü kilisenin içerisinde bir tane etnik kimliğe bağlı grup varsa Yani bence orada bir problem vardır. Çünkü kilise bu değil.
İnsan öğrenciler arasında bile bakıyorsun.
İçerisinde veli görevlisi, osul, busul bir sürü farklı farklı kişiler vardı.
Şimdi kilisenin içine bakıyorsun yine aynı şekilde.
Kilise tarihinde de öyle. Hep farklı kimlikler kilisenin içerisindeydi. Yani kusura bakmasın izleyen şeyler ama Süryani Kilisesi, Emeklisesi, Türk Kilisesi, Kürt Kilisesi. Yani evet yürek taşıyor olabiliriz. Ama hani kiliselerin içerisinde bu yaklaşım yoktur, husaytanın içerisinde bu yaklaşım yoktur. Etnik, kimlik yok husaytanın içerisinde. Yine diyorum severiz, onu duyarız, mutlu oluruz, hiç problem değil.
Ama bu yok husaytanın içerisinde. Yani bizim kiliselerimizde, yaşlarımızda elimizden geldiğince onu sağlamaya çalışıyoruz. Bizde yani Suriye'de Arap olan imanlılar var. Kötü olan Suriye'de kötü olan imanlılar var.
Hıza var, Türk var. Yani bizim Önday takımının içerisinde bile bir Türk.
Bir Arap kökenli, bir Zaza ve Kürt. Biz hepiniz ne diyorsunuz beraber? Yani hiçbir problemde yaşamıyoruz. Çünkü etnik kimliğimiz inancımızın önüne geçmiyor. Kilise böyle olması lazım.
[00:15:30] Speaker A: Doğru. Etnik kimlik müjdeyi paylaşmamıza engel oluyorsa, etnik kimlik sevgimizi azaltıyorsa bir gruba karşı bu o zaman bir tökezleme taşıdır. Yani Rabbin sözüne uymamıza engel olmuyor.
[00:15:42] Speaker B: Aynen öyle.
[00:15:43] Speaker A: Bir tek orada yüreğim... De onu hissetmiştim o acıyı yani kilisenin içinde bile bizler bir halka baktık.
[00:15:50] Speaker B: Tabi tabi oldu.
[00:15:51] Speaker A: Rabbin sözüne ihtiyacı olan bir insan grubu değil de Rabbin müjdesini duyma ihtiyacı duyan insanlar değil de keşke gitseler olmasalar. bir hükümeti olan bir ya da bir devleti olan bir ya kritize ettiğimiz o noktayı alıp insanların çoluğun çocuğun üstüne yüklemek İsa Mesih'in öğrencilerine onun adını kullanan insanlara yakışmıyor elbette.
[00:16:12] Speaker B: Aynen öyle, aynen öyle.
[00:16:14] Speaker A: Belki yüreğimize tövbe etmemiz gereken noktadan biri.
[00:16:16] Speaker B: Tabii ki, tabii ki.
[00:16:17] Speaker A: Fazla zaman geçirmeden.
[00:16:18] Speaker B: Aynen.
[00:16:19] Speaker A: Bu yeni bir halk olma sözü var.
Yani bir İsa Mesin halkı. Sanki biraz ayrıştı. Yani diyoruz ya, insanları, herkesi kucaklayalım.
[00:16:29] Speaker B: Yeni bir şey mi yapıyorsunuz yoksa? Aynen.
[00:16:31] Speaker A: Yani ayrıştırma, sanki biz farklıyız, biz üstünüz.
Böyle bir yorum geldiğinde ne dersin?
[00:16:37] Speaker B: Ya şimdi üstün değiliz ama bir halk var işin içerisinde. Yani Yuhanna birinci bölümde diyor ki, kendisini kabul edip, adına iman edenlerin hepsine Tanrı'nın çocukları olma hakkını verdi. Yani iman ettiğimiz anda bir şeyi alıyoruz, bir yere ait oluyoruz. O aitlik de Kutsay Tabatçı'nı okuduğumuzda bir halk bilinci. Eski ayette bakıyoruz, orada gerçekten bir halk var.
Yani Rabbinin yoktan var ettiği, sıfırdan var ettiği bir halk var. Sonra yeni antlaşmaya geldiğimizde Romalılar bölümüne geliyoruz. Pavus diyor ki aşılanmış zavallar diyor bizim için. Biz diyor onlara aşılandık ve o köklerimiz bir ama oradan yeni bir Filiz doğdu.
Artık yeni bir ulustan, yeni bir kimlikten bahsediyoruz. Yani şunu bir şey söylemiyoruz. Hani yeni bir devlet kurma falan öyle bir şey söylemiyoruz kesinlikle.
Burada ruhsal bir devletten bahsediyoruz. Ruhsal bir ordudan bahsediyoruz. Yani bu tamamen Mesih İsa'ya ait olan ve Mesih İsa'nın kendisinin oluşturmuş olduğu bir halttır. Mesela Efesliler 2. bölüm.
Bunu çok güzel açıklıyor. Çünkü 2. bölüm 1. ayetten başlıyor.
10. ayete kadar önce bireysele giriyor.
Bireysel olarak biz nasıl bir hayata başlıyoruz, gidiyoruz diye geçiyor. Devamında ise yeni bir ulus, yeni bir kimlikten bahsediyor. Diyor ki 11. ayet 2.11. ''Bunun için öteki uluslardan doğan sizler, bir zamanlar ne olduğunuzu anımsayın. Bedende elle yapılmış sünnete sahip olup sünnetli diyen anılamaların sünnetsiz dedikleri sizler, o zaman mesihsiz.
İsrail atında açıdan yoksun, vaade dayanan atlaşmalara yabancı, dünyada umutsuz ve tanrısızdınız. Ama bir zamana uzak olan sizler, şimdi Mesih-i Sad'da Mesih'in kanı sayesinde yakın kılındınız. Burası çok anlatıyor her şeyi. Çünkü Mesih'in kendisi barışımızdır. Kutsal yasayı buyrukları ve kuraları birlikte etkisiz kılarak iki topluluğu birleştirdi. Aradaki engel duvarını yani düşmanlığı kendi bedeninde yıktı. Yani ne diyor? Eski ayetteki o İsrail halkıyla şimdi İsa Mesih'e ima eden halkı birleştirdi.
Arada bir uçurum vardı yasaya eserden gelen bir uçurum vardı.
Ama İsa Mesih geldiğinde iki halk bir araya geldi ve birleşti artık.
Burada yeni bir ulus ortaya çıkıyor. Bu yine diyoruz ruhsal bir ulustan bahsedilen İsa Mesih'e iman edenlerin oluşturmuş olduğu bir halk, bir topluluk, bir kitleden bahsediyoruz. O zaman burada Burada anlattığı şey odur. Sen diyor iman ettin, eski hayatını bıraktın, yeni bir hayata geçtin. Yeni bir hayata geçtiğinde ise yeni bir kimlik aldın, yeni bir ulus aldın, yeni bir varlık aldın.
Bizim vatanımız bu dünya değildir. Yani bize sorarlar, bazen espri yaparız. Sen nerelisin derler, espri yapıyor kardeşler, diyor ki biz göksel vatandanız.
Çünkü bizim vatanımız bu dünya değildir. Yani buraya ait değiliz biz. Evet burada bir kimliğimiz vardır.
Ama bizim asıl vatanımız ya da Rabbin yanındadır. Orayı özenle bekliyoruz. Kimliğimiz de Mesih İsa'nın kimliğidir. Yani orada yazdığında o yazar. Mesih İsa'ya ait. Mesih kendisi kanıyla sapın almıştır onu. O zaman bu şekilde bir kimlik oluşturur ve bize yeni bir halk, yeni bir ulus yaratır. Yani Yeni Antlaşma'yı okuduğumuzda bunu hep görüyoruz. Diğer uluslar.
dahil oluyor ve ortaya yeni bir ulus çıkıyor.
[00:19:51] Speaker A: Etnik kökene dayalı bir ulus değil, İsa Mesih'in bedelini, o armağını kabul eden bir ulus.
[00:19:57] Speaker B: Aynen öyle. Yani bu bizim için çok önemli. Çünkü onu karıştırıyorlar. Yani kilise farklı kimliklerin, farklı ulusların bir araya geldiği, hatta düşman kimliklerin bir araya geldiği içinde yaşadığı yerdir.
[00:20:10] Speaker A: Doğru.
[00:20:10] Speaker B: Güzel bir şey başımıza gelmişti yıllar önce.
İki kardeşimiz vafiz oluyor.
İşte bu bahsettiğim bir 10 yıl, 10-11 yıl önce. Bir tanesi diyor ki, ben diyor Diyarbakır'da bağlarda bir semtimiz var, canlı yayınıza biri söylemişti.
[00:20:22] Speaker A: Birkaç kişi geldi.
[00:20:23] Speaker B: Bağlarda büyüdüm, işte polis benim düşmanımdı, ona taş atıyordum, şöyle yapıyordum, böyle yapıyordum.
Battı suya sonra çıktı.
İkinci kardeş geldi.
Dedi ki ben Erzurumluydum. İşte Ülke Ocakları'nın başındaydım Erzurum'da. İşte benim için milliyetçilik, Türkçülük her şeydi.
Suya battı ve çıktı.
İki zıt kimlik, iki zıt görüş ama ikisinin girdiği su aynı su. Orada vakti sonra yıkandılar.
Hatta birisi vardı bir devlet görevlisi bunu duymuştu şey dedi ya keşke herkes Hristiyan olabilseydi. Ne güzel hiç kimlik havası yok, çatışma yok, bir şey yok. Keşke hepsi böyle olabilseydiler. Yani bunu sağlayan Nesih'tir.
[00:21:02] Speaker A: Kesinlikle.
[00:21:02] Speaker B: Sadece o bunu sağlayabiliyor.
[00:21:04] Speaker A: Havaliler arasında da görüyoruz.
[00:21:05] Speaker B: Aynen öyle, aynen öyle.
[00:21:06] Speaker A: Yani orada mat da var.
[00:21:08] Speaker B: Aynen.
O dönemde bir hain gibi görünen.
[00:21:10] Speaker A: Kesinlikle o. Büyük ihtimal orada bulunan havalilerin çoğundan para çalmış.
[00:21:13] Speaker B: Aynen öyle.
[00:21:14] Speaker A: Gereğinden fazla vergi almış biri. Onlara acı çektirmiş. Evet, evet.
Ve sonra İsa Misri alıyor onu. Chosen dizisinde de çok güzel emre alıyorlar onu. Ve ben bazen okurken dikkat etmiyorsam çünkü Şey gibi düşün yani 20-30 yıl boyunca mesela diyorum bir eziyet etmiş biri, 5 yıl bile olsa fark etmez. Babanın çok zor durumda olduğunu görüyorsun onun yüzünden ve isamesi onu da çağırıyor ve yan yana hizmet ediyorsun onunla.
İsa Mesih o 12 havaride, o grupta sanki bütün kiliseyi yansıtan bir şeyi gösteriyor bize. Bizi ayıracak çok şey var fakat bizi birleştirecek İsa Mesih. Tek vaktiz, tek bir ruh var.
Ama işte dünyayı dinlerken Rabbin ruhuyla yönlendirilmek arasında bir çatışma var.
Bu dünya diyor ki hayır onlar, bunlar, şunlar. İsa Mesih diyor ki tek bir beden. Tek bir beden o da kilise. Kilise farklı gruplardan oluşabilir ama tek bir bedendir. İnsanlarla paylaştığımızda müjde gibi gelmiyor bazen. Ben onlarla birlikte olmak istemiyorum.
Ben onlardan değilim. Onlarla asla yan yana gelme gibi söylenler oluşuyor. Böyle bir tutum görünce müjdeyi nasıl paylaşıyoruz?
[00:22:21] Speaker B: Ya bir kere başıma geldi.
Bir tane genç vardı işte çağırdı bekardı yani kendi evi vardı. Dedi işte akşam gel beraber yemek yiyelim. Sonra gittim böyle güzel bir yemek yaptı. Yemek yedik. Sonra sohbet ediyoruz, konuşuyoruz. Dedi ki şimdi bir isim vermeyeyim. Dedi yani şimdi bu filanca kişi İsa Mesih'e iman ederse o cennete mi gelecek?
İncil'e göre öyledir. İman ederse Cennet'e gelecek. Kusura bakma ama ben o Cennet'e gelmiyorum. Kabul da etmiyorum o Cennet'i. Benim için bitmiştir.
Ben inanmıyorum. Şimdi onun yüreğinde bir acı var. Duyduğu bir acı var. Haklıdır kendince.
Ama yani budur. İşin gerçeği budur.
Birisi İsa Mesih'e iman ederse eğer O zaman o imanı onu Rabbi yanına alır, yanına götürür. İsa Mesih'in çarmıhta ettiği anında iki haydut vardı.
İyi insanlar değillerdi. Ama dedi ki egemenliğini beni hatırla dedi gittiğinde.
İsa Mesih dedi ki o gün seninle beraber orada olacaksın. Çünkü onun kimliğine iman etti. Kim olduğuna iman etti. Yani o yüzden bu biraz ağırdı. Hele ki bizim coğrafyamızda çok ağırdır.
Ama bu bir gerçektir. Kişi İsa Mesih'e iman ettiğinde onunla beraber olur ve o halkın içerisine dahil olur.
[00:23:36] Speaker A: Direkt şeyi hatırlatıyor elbette, Ferisilerin, Söğütlilerin, İsa Mesih'i hayat kadınlarıyla evlendirdiklerini görünce... Bunlarla mı? Sen kimlerle oturup kalkıyorsun? dediklerinde İsa Mesih'in dönüp onlara hastaların doktora ihtiyacı vardır. Yani oradaki problem genellikle şey oluyor. Elbette bu dünyada çok farklı kötülükler var.
Bir yalan söylemek, bir adam öldürmek evet ikisi de günah. Ama elbette biri can almak etkisi çok daha farklı oluyor. Fakat bu durumda bile Tanrı iki tarafa da merhamet sunuyor. Bu taraftaki belki o kadar günah işlemedin ya benim çok az bir şeyim var gibi düşünüyor. Buradaki biraz daha fazla farkında olabiliyor çünkü herkes hatırlatıyor. Sen ne kadar berbat bir insansın. Bir hayat kadını gibi ya da bir hırsız gibi herkes onu öyle görüyor, o kimlikle anıyor. O kişi ihtiyacının biraz daha farkında oluyor.
Bazen müjde sadece o hayat kadınları değil de o günahını göremeyen kişilere de.
Atarmak daha da zor oluyor. Mesela bu kişi gibi.
[00:24:33] Speaker B: Tabii, tabii, tabii. Aynen öyle. Yani bu gerçekten zordur.
Yani bunu anlatmak ya da atarmaya çalışmak gerçekten zor oluyor. Ama İsa Mesih'i tanıdıkça değerler değişmeye başlıyor. Yani bir insanın bir kere bunu kabul etmesi çok zordur. Ama zaman içerisinde onu tanımak, onun kim olduğunu bilmek ve o zaman onunla yaklaştıkça insanla yaklaşıyorsunuz. Çünkü onunla yaklaştıkça farkına varıyorsun ne kadar muazzam bir şey olduğunu. Ve o düşünce de insanlara göre değişiyor. Yine Efesler devam ediyor. Diyor ki, onun aracılığıyla 18. ayet, onun aracılığıyla hepimiz tek ruhta babanın huzuruna çıkabiliriz. O sağlıyor bunu.
Yani bizim için aracılık ediyor ve devam ediyor diyor ki artık yabancı ve garip değil. Kutsallarla birlikte yurttaş ve Tanrı'nın ev halkısınız. Kimin üzerinde diyor elçilerle peygamberlerden oluşan temel üzerine inşa edildiniz.
Yani bir yıllar önce bir tane şey vardı. Bir siyasi partinin bir videosu vardı.
İşte bayraktan bayrak var, Türk bayrağı.
Sonra hepsi böyle insanlardan oluşan, üstüne basa basa en sona doğru yetişiyor ve bayrağı en sona asıyor. İşte bu öyledir. Yani insanlardan oluşan bir yapı, herkesin birbirinin üstüne basarak, yani kötü anlamda değil.
Ama birbirinin üstüne basarak devam ettiği, destek olarak gittiği bir yer. O eskiden şeylerde vardı ya, geç şimdi halen var.
19 Mayıs senelerinde böyle işte kule yapılır, üstler çıkar, askerler şey yaparlar. Bu da öyle.
Yani öyle bir yapı. Yani düşün Tula.
Ama Tula'nın içerisinde bir insan var, işte elçiler var, gidiyor böyle.
Ama ne diyor?
Köşe taşı.
Mesih İsa'nın kendisidir.
Çünkü köşe taşı demek, bütün yönleri belirleyen taş demektir. Onu koyarsın, sonra bir ip bağlarsın, daha en sona götürürsün, o ipin hizasında artır, taşları dizmeye başlarsın. Yani hizayı Mesih'ten alır ama elçilerle temeller kurur, bağışlar ve sonra her gelen imalı üstüne gider. Yani bazen gözümde cam aldırınca şey düşünüyorum, Hani bir bina yapılır ya tulalara koyarsın, işte düşünüyorum ismini yazıyor Ömer, Özgür, işte Ahmet bilmem isimler sayıyor böyle gidiyor ama o tulalar koyuluyor böyle yavaş yavaş.
Tam böyle bir yapı gibi bedenden oluşan, etten oluşan bir yapı ama ruhsal bir yapı. Köşede aşağıda Mesih İsa.
[00:27:01] Speaker A: Ve göklerin egemenliği derken de senin birazcık dediğin gibi evet bir göklerin egemenliği var ve burada var. Burada da bir göklerin egemenliği var. Sınır tanımayan, etnik köken tanımayan, hatta günah tanımayan herkes için bir yer var orada.
Kadın erkek senin dediğin gibi köle özgür fark etmeksizin herkes için bir yer var o göklerin egemenliğinde. Göklerin egemenliği burada kilise aracılığıyla yayıldığını görüyoruz. Bir örnek bir tek 1. Petrus. 2-9'da geliyor. Ama siz seçilmiş soy, kralı, şahinleri, kutsal ulus, Tanrı'nın öz halkısınız. Sizi karanlıktan şaşılası ışığına çağıran Tanrı'nın erdemlerini duyurmak için seçildiniz. Bir zamanlar hak değildiniz. Şimdi Tanrı'nın halkısınız. Bir zamanlar merhamete erişmemiştiniz.
Şimdi ise merhamete eriştiniz.
Bunu okurken de dediğiniz gibi bir ulus.
Evet bir ulus var, kutsal ulus, Tanrı'nın ulusu, Tanrı'nın evi. Yani kimliğimizin nereye ait olduğu bu nedenle çok değerli. Yani benim kimliğim, benim aidiyet hissiyatım Tanrı'nın düşünceleri mi? Yoksa bu dünyada ben bundanım, ben şundanım, ben böyleyim, ben şöyleyim mi? Ve o devamlı değişiyor. Devamlı farklı bir hedef buluyor kendisini. Devamlı ayrıştırmak için bu da bizden değil, bu da bizden değil. Bazen düşünüyorum, politik gruplara bakıyorum, bunlar geçtiğimiz yıl bunlar aynı partide yaşadılar. Bölündüler. Buraya geliyor. Ama bu da bizden değilmiş. Altı ay geçiyor ya bu da bizden değilmiş. Bölünerek artma var. Fakat burada da bir artış var ama.
[00:28:33] Speaker B: Mesih'in Rabbiliğini bölünerek teknikte. Aynen öyle. Yani bu bir tane güzel ilahimiz var, çok eski bir ilahi. Derdi ki orada şeydir, gideyim gideyim göksel vatana diye başlar böyle.
Hatta sonra başka bir ilahi, çok çok seviyorum o ilahiyi.
Diyor ki ben burada ancak garip yaşarım.
Gök'te değil benim vatanım diye söylüyor. Burada İbrahimiler'de, önceki poteslerde de konuşmuştuk. Diyor ki bu kişilerin hepsi imanlı olarak öldüler. Vaat edilenlere kavuşamadılarsa da bunları uzaktan görüp selamladılar.
Bu çok önemli ve çok güzel burası. Yeryüzünde yabancı ve konuk olduklarını açıkça kabul ettiler. Yani bildiler bana ait değil. Kimden bahsediyor İbrahim, İsa, Yakub hepsi. Önceki peygamberlerin hepsi.
[00:29:19] Speaker A: Vaat edilen toprak var.
[00:29:21] Speaker B: Aynen. Ona rağmen kendileri... Çok güzel bir nokta kesinlikle. Yani o dediğin gibi eski hayatta bir toprak vardı, vaat edilen bir yer vardı ama yine de diyor ki onlar da değillerdi ya.
Onlar da görsel olanlar arzu ettiler. Devam ediyor. Böyle konuşanlar bir vatan aradıklarını gösteriyorlar.
Ayrıldıkları ülkeyi düşünselerdi Geri dönme fırsatları olurdu. Ama onlar daha iyisini yani göksel olanı arzu ediyorlardı.
Bunun içindir ki Tanrı onların Tanrısı olarak anılmaktan utanmıyor. Çünkü onlar bir kent hazırladı.
Mesih diyor ya gideceğim seni hazırlayacağım. Ondan sonra siz geleceksiniz.
Onu söylüyor diyor ki bir kent hazırladı Tanrı onlara. Sonra vahiye geliyoruz bakıyoruz ki vahide diyor gökten bir kentin yere indiğini gördüm diye söylüyor. Artık yeni bir kent yeni bir hayat. O zaman bizim isteğimiz ve arzu ettiğimiz şey budur.
O vatandır yani göksel vatandır. Burada vatanımız var evet yani dünya sağlam bir vatanımız var tabii ki de.
Ama bizim asıl vatanımız göklerdedir ve orayı bekliyoruz orayı arzu ediyoruz.
Belki bir gün görürsek Rabbin geldiğini, bizi alıp götürdüğünü, göremesek de öldüğümüzü onunla beraber dirilip anlayacağız. O zaman bu dünyada olan halk...
Sonra o geldiğinde onunla beraber egemenlik sürecek.
Ve yine bir halk bilinci var. Bu halkın kendine ait ruhsal orduları var.
Yani bu dünya sana silahlı orduyu söylemiyorum. Evet. Göksel bir ordusu var bu halkın. Meleklerden oluşan bir ordusu var. O zaman bu ordu gerçekten de her zaman o halkın içerisinde halkı koruyor. Yani öyle iman ediyoruz. Bizi koruyan göksel bir ordu var. Hatta eski ayette diyor, gözlerini aç diyor Elişah için. Eşan-ı Şan'a aç görsün o orduları diyor Rab.
O zaman gözlerini açıyor ve orduları görüyor. Ben diyor Rab'bin ordularının komutanıyım diye söylüyor. Bu da bizim için öyleydi. Yani bu halk daha sonra Mesih geldiğinde ona göre egemenlik sürecek ve onun adını yüceltecek olan bir halk. Yani ne kadar ne kadar güzelmiş. Yani bu dünya bize ait değil. Gerçekten bu dünya bizim yerimiz değil. Dünyaya ait değiliz. Uzaya da değiliz ama bekliyoruz.
[00:31:27] Speaker A: Biz yabancıyız burada.
[00:31:27] Speaker B: Yabancıyız, kesinlikle yabancıyız.
[00:31:29] Speaker A: Blaise Pascal, bir filozof, onun söylediği çok değerli bir söz var. Şey diyor, yüreğimizde diyor bir sonsuz boşluk var. Bu sonsuz boşluğu daha sadece bir sonsuz bir varlığa doldurabiliriz. Biz de ona Tanrı diyoruz. Fakat biz bu sonsuz boşluğu görüyoruz, herkes görüyor. Bu nedenle etnik köken olsun, bu dünyada bir yer edinme, kavgamız var. Ben burada kendimi yüceltmek istiyorum.
Hatta biraz önce bir kardeşin İnstagram paylaşımını dinliyordum. Yani Marcus Aurelius'un sözünde şey diyor yani en büyük kahraman bile bir gün unutulacağını bilir. Ne kadar geçici bir şey için çabalıyoruz. Kalıcı şey için değil. Kalıcı olanı unutuyoruz. Geçici aman beni tanısınlar. Biraz daha tanıyın. Biraz daha sevileyin. Biraz daha.
Hep böyle onun peşinden koşuyoruz. Fakat o sonsuz boşluk olduğu için yetmiyor. Dolduramıyor.
Ve bunun verdiği tatminsizlik var. ve Kutsal Akdam'ın bize vaadi, Tanrı'nın o sonsuzluğu doldurup biz gerçekten burada yaşayabileceğiz. Onun sayesinde bol yaşam olsun diye geldik. Burada acı çeksinler, burada sürünsünler diye. Bol yaşam olsun diye geldik.
[00:32:30] Speaker B: Aynen öyle. Yani dediğin gibi gerçekten o önemlidir. Yani bizim bir Mesih imamlısının umudu odur. Yani bizim tek bir umudumuz var.
Bir gün Rabbin yanına gideceğiz. Bir gün onunla beraber egemenlik süreceğiz. Onun evinde onunla birlikte olacağız. Onu yüz yüze göreceğiz.
Yani bizim umudumuz budur. Ve o yüzden Fussilet diyor ki bu umut diyor çürümez lekesiz solmaz bir mirasa kavuşturur bizi.
O zaman o umuda sahip olduğumuzda dünyası anlamındaki her şey etrafımıza gelip geçiyor. Yani ben şey demiyorum yani dünyası açık zevkimiz yoktur demiyorum.
Seviyoruz tabii ki yani gezmeyi, dolaşmayı, yemek yemeyi, ciğer yemeyi seviyoruz. Yani hepsini seviyoruz ama odamız o değil.
Yani onun için yaşanmıyoruz. Çok iyi bir ev, çok iyi bir araba, çok iyi bir hayat, her şey mükemmel olsun. Bunun için yaşanmıyoruz.
Diyoruz ki bizim umudumuz mesitedir, göklerdedir. Ama bu dünyadaki bu şeyler bizim için bir araçtır, amaç değildir.
Onu anlamamız gerekiyor.
[00:33:33] Speaker A: Çok değerli. Ağzına yüreğine sağlık. Gerçekten seninle konuşurken hem farklı kimlikler, farklı geçmişimiz var. Fakat dediğimiz gibi Rab'de biriz.
Vaftezimiz bir, ruhta biriz. Buna bu dünyaya bakış açımız gerçekten değerli. Seninle ben olduğumuz için değil, Rab'bin sözünde.
[00:33:50] Speaker B: Tabii ki de, tabii ki de.
[00:33:52] Speaker A: Dünyaya ait olmama ve arayış içinde olduğumuz bir ulus için, bir ben kimim sorusuna cevap veren bir kutsal kitabımız var.
[00:33:59] Speaker B: Kesinlikle.
[00:34:00] Speaker A: Diğer milletlerin üstünde bir egemenlik taslamak için değil, tam tersine alçak bir hizmet arayarak Rabbin güzelliklerini yaymak için.
[00:34:07] Speaker B: Tabii ki. Aynen öyle.
Yani bu dediğin şey çok önemli aslında. Yani biz kendimizi şey olarak görmüyoruz. İşte biz iman ettik, işte artık çok üstümüz. Bir gün şeytani terimi kullanıyoruz ya biz Hristiyanlar, imanlı imansız terimi. Bir gün bir arkadaşım bana dedi ki, lisede son sınıftaydım.
Sen niye habire bana imansız diyorsun?
Ben de kendime göre bir imanım var.
[00:34:30] Speaker A: Doğru.
[00:34:30] Speaker B: Sonra düşündüm, ya doğru söylüyor bu aslında. Niye ben imansız diye söylüyorum? Tamam, benim inandığım şeye inanmamış olabilir. Ama kendince bir imanı var.
[00:34:40] Speaker A: Doğru.
[00:34:40] Speaker B: Ben kabul etsem de etmesem de o bir şeye inanıyor. O zaman hani aslında, o zaman onu düşünüyorum. Şimdi hatta o terimi kullandığında diyorum ki, inanma olmayanlar.
diye söyleyince daha da anlaşılır ama doğrudur. Yani biz aslında sanki bir üstünmüşüz gibi. Evet biz işte her şeyi bulduk. Aslında tam tersi. Bulduğumuz için alçak yönlü olmamız lazım. Çünkü asıl kimliğimizin ne kadar kötü olduğumuzun farkına varıyoruz.
Efese de şöyle söylüyor. Çağrınızdan doğan, tek bir umuda çağrıldığınız gibi Beden bir, ruh bir, Rab bir, iman bir, vaftiz bir, her şeyden üstün, her şeyle ve her şeyde olan herkesin tanrısı ve obası birdir. Biz bu umuda çağrıldık.
Bu birliğe ve bu esenliğe çağrıldık. Yani hem kilise içerisinde bu birlik ve esenlik olması lazım.
Bu halk bilinci olması lazım. Yani şey yanlıştır. Bazen şöyle bir şey son zamanlarda çok duyuyorum. Tabii ki de hani olabilir de.
Yani işte diyor ki o benim kiliseme ait değil ki. Benim kilisemde değil ki. Benim üyem değil ki o. Ne fark eder?
Tamam yerel bir kilise var evet. Bizim hesap vereceğimiz Rab'be o yerel kilisedir ama Evrensel bir kilise var.
Yani Rabbim bedenini oluşturan, dünyanın her yerinde olan kilise var. O zaman bir kardeşin bir el ağaç çekmesi, ben ona hayır, beni ilgilendirmez ya da onun yaptığı bir günah, o beni ilgilendirmez, o onun şeyidir, bana ait değildir, anlayışını bizde doğurmaz.
Aksine orada el ağaç çeken bir kardeş, benim kardeşimdir. Ben nasıl onun yanında olabilmem gerekiyorsa, olabileceksem, o şekilde onun yanında olmam gerekir. Yani bu şeyler, bu çok önemlidir gerçekten de.
Birlik bağımızdır, Rab'den gelen bağımızdır ve bu da önemlidir. Son olarak şeyi de okuyayım diyor ki 15. ayeti devamında Mesih'e doğru her yönden büyüyeceğiz. O zaman bizi büyüten ve geliştiren şey de bu olacak. Bunu yaptığımızda Mesih'e doğru büyüyüp gelişeceğiz.
[00:36:42] Speaker A: Amin. Dileriz öyle olur. İlk olarak Türkiye'de bulunan kiliseler içinde dileğimiz, arzusumuz bu. Ayıran çok şey olabiliyor. İnsanın dediğimiz gibi yüreğimize devamlı bu dünyanın verdiği bir öğreti var. Onlar, bizler, şunlar, bunlar. Fakat Mesih.
Mesih'in adıyla hepimiz bir anlamda biriz. Onun kilisesinin bir parçasıyız. Tek bir bedeniz bu anlamda. Bunu unutmadan birbirimize bakmamız çok değerli. Aynı zamanda Mesih'in kilisesinde olmayan kişileri de bir yanacak odun gibi değil de, Tanrı'nın suretinde yaratılmış varlıklar olduğunu hatırlayarak bakmamız da çok önemlidir.
Rabb bereketlesin. Kardeşler çok teşekkürler bizlere eşlik ettiğiniz için. Sorularınız, düşüncelerinizi paylaşmak isterseniz lütfen bunu yorumlarda paylaşın. Müsait bir zamanda sizlere geri dönüş yaparız. Aynı zamanda videomuzu beğenerek takip ederseniz çok seviniriz. Diyarbakır Kilisesi'nde YouTube kanalını aşağıda belirteceğiz. Oradan siz de takip ederseniz, oradan hem canlı yayınlarla Pazar günü ibadetlerini takip eden, aynı zamanda yaptıkları podcastler ve diğer videolarla da biraz hem bu kilisenin mirasını da anlamış, biraz daha öğrenmiş olursunuz. Kendinize iyi bakın, esen kalın.