Kendini İnkar Etmek: Hristiyanlıkta Narsisizme Bir Bakış

Episode 76 March 14, 2026 00:27:23
Kendini İnkar Etmek: Hristiyanlıkta Narsisizme Bir Bakış
Özgürce - Türk Hristiyanlar Anlatıyor
Kendini İnkar Etmek: Hristiyanlıkta Narsisizme Bir Bakış

Mar 14 2026 | 00:27:23

/

Hosted By

Tiranus - Herkes Duyana Kadar

Show Notes

Narsisizm ve Hristiyanlık arasındaki paradoksları keşfedin. Özgür Uludağ ile kendimizi inkar etmenin ve Mesih'te gerçek kimliği bulmanın ne anlama geldiğini konuşuyoruz. Modern dünyanın "önce kendini sev" dayatmasıyla İncil'in "kendini inkar et" çağrısı arasındaki çatışmayı inceliyoruz. Kendi benliğimizi yüceltmek yerine, Tanrı'da bulduğumuz tatmin ve özgürlüğü derinlemesine ele alıyoruz. Bu podcast, kendimizi Tanrı'nın yerine koymaktan vazgeçmenin ve O'nun iradesine teslim olmanın hayatımızdaki yerini anlamak isteyen herkes için.

View Full Transcript

Episode Transcript

[00:00:00] Speaker A: Arkadaşlar selam. Özgür C.'ye hoş geldiniz. Bugün Özgür Uludağ kardeşimle birlikteyiz ve bugün narsisizm üzerine konuşacağız. Önemli ve günümüze uygun bir konu. Ve aynı şekilde yanlış yaptığı bir olay var. Kardeşimin onu konuşacağız. Hoş geldiniz. Hoş geldin Adaş. Hoş [00:00:16] Speaker B: bulduk Adaş. Nasılsın? [00:00:17] Speaker A: İyidir. İyidir. Seni sormak gerekir aslında. Bizde [00:00:20] Speaker B: yanlış olmaz. Olsa da yanlışlıkla olmamıştır. Ya [00:00:23] Speaker A: sen ne yapıyorsun ya? Bir Metin abi bak. 2 hafta önce Metin abiyle podcast çektik. Metin [00:00:28] Speaker B: abi gitmiş. Güzeldi. [00:00:29] Speaker A: Güzel miydi? Sevindim. [00:00:31] Speaker B: Neydi? [00:00:32] Speaker A: O gitti sat ye diye. Sen gittin Kanal Hayat'a. Ne yapacağız ya? Bizi satıp gidiyorsunuz ya. Ne istediniz de vermedik kardeşim. Ne istediniz de vermedik. Geri [00:00:45] Speaker B: geldik ama kalmadık orada. Yok [00:00:47] Speaker A: şaka bir yana güzel programlar çektiniz ikinizle. Evet de şakasını yapıyoruz. Umarım. Bakalım bu podcast nasıl geçecek göreceğiz. Ama seninle tekrardan birlikte bir podcast çekilmek güzel. Nasıl [00:01:01] Speaker B: geçti? İyiydi, yoğundu. Yani haftalar. Çoluk çocuk, işler, güçler, kilise, seyahatler. Evet. Sonra [00:01:11] Speaker A: da buradayız yine. İstanbul'a gidip geldin. Oraya kardeşlerle biraz zaman geçirme fırsatın oldu. Neydi program? Biraz ondan bahsedebilir misin? Biraz [00:01:19] Speaker B: kilise sağlığı ve Hristiyan sağlığı üzerine aslında konuştuk. Yani sağlıklı bir Hristiyan olmak nedir? Sağlıklı bir kilise nasıl oluşuyor? Tabi şey değil böyle hani biz biliyoruz arkadaşlar gelin bizden sağlıklı bir Hristiyan olmayı, kilise olmayı öğrenin değil. Öyle bir haddimiz de yok. Ama kutsal kitabın üzerinde düşünerek ya bunlar olursa gerçekten sağlıklı kalabiliyoruz. Sağlıklı topluluklar oluşturup sürdürebiliyoruz. Onun üzerinde konuştuk bölüm bölüm. Çok güzel. İyi geçti yani sevdiğim konular. Kimlerle [00:01:50] Speaker A: yaptın programı? Diyarbakır'dan [00:01:52] Speaker B: Ömer kardeşimle, Van'dan Davut kardeşimle. Üçünüz [00:01:56] Speaker A: ha? Evet. Diyarbakır-Van iş birliği çok güzel. Gittik geldik işte. Hayırlısı, güzel güzel. Sevindim ama yeter yani. Sen [00:02:04] Speaker B: de yaptın podcastler burada. Yok [00:02:06] Speaker A: güzel geçti özellikle Metin abiyle son iki podcastımız ondan öncesinde Senem ablayla yaptığımız podcastler zaten dolu dolu uzun uzun hatta hatırlıyorum bir tanesinde şey diyor baya konuştuk ama bir saat sonra değerli konulara girdik konuları ele aldık güzel gidiyor devam bizim tarafta da Yoğunluk, iş güç. Amin amin. Konumuza girelim. Bilmiyorum, bu narsizm konusunda belki paradoksa kaldığımız, böyle ikilemde kaldığımız konulardan bir tanesi. Hristiyanlar olarak özellikle. Yani bir yandan kendimizden fazla bahsetmek istemiyoruz, övmek istemiyoruz. Bir yandan böyle ben hiçim, bir yandan... Rabb güzel şeyler yapıyor, bazen kendimizi inkar edelim İsa mislinin öğretilerine bakıyoruz, Paulus'un yazılarına bakıyoruz, kendini böyle feda edişinden, bedenini kullanmaktan bahsediyor mesela Paulus Efendi. Bunlar bazen yanlış anlaşılabiliyor. Yani ya kendimizi sevecek miyiz? Kendinden böyle seviyorum ama böyle nefret edercesine bir kullanmam mı var bedenini? Bunu duyduğunda özellikle genel olarak kültüre baktığında ne geliyor aklına? Neler görüyorsun? O [00:03:10] Speaker B: biraz bence toplumun bize dayattığı şey. İnanç ikilemi yaşıyoruz. Biraz belki inanç çatışması diyebiliriz. Mesih'e geldiğimizde yeni bir kültüre sahip oluyoruz. Bir de hala hazırda büyüdüğümüz var olan kişilerin hayatında ailesinden, çevresinden, arkadaşlarından, eğitiminden, işinden gelen birçok kültür var. O zaman bunlar buluştuğunda Bir anlamda senin dediğin şey sanki oluyor. Çatışma oluşmaya başlıyor. Niye? Çünkü modernizm genelde hepimize şunu öğretiyor. Sen yeterlisin, sen mükemmelsin. Önce kendini sev. Önce kendine odaklan. İncile dönüp bakıyoruz. Belki oradan bir gaz alıyoruz önce. Ya evet artık benim kendime bakmam lazım. Haklısın bazı konularda bakman lazım ama İncil tam tersi kendini inkar et diyor. Yani bir anlamda senin dediğin gibi birçok şeyi sanki geride bırakıp İsa'nın ardından gitmek var ama bunu doğru yere oturtmak önemli. Hangisi gerçek özgürlük? Özgürlük [00:04:11] Speaker A: tarafı var. Bir de mesela Pavlos Efendi mektuplarında da diyor. Yani ihtiyacımız olan her şey ruhsallık anlamında, İsa Mesih'e benzemek anlamında ihtiyacımız olan her şey bize sağlandı. Bundan bahsediyor farklı şekillerde, ruhsal araçlarla, Galatyalılarda özellikle mesela değiniyor onlara. Fakat bir yandan da kendini inkar et. Ya her şeyim var, kendimi inkar edeceğim. Bunlar belki üst üste geldiğinde ya da tam doğru düşünülmediğinde sanki birbirlerine zıtmış gibi algılanabiliyor. Bir de bunun üstüne bizim hazır böyle kültürdeki bu bireysel gelişim, kendini geliştirme, kendini odaklan, kendini sev, kendine odaklanma şeyi var. Yani ihtiyaçlarını düşün. Bütün gün ben kendime şunu yapamadım, bunu yapamadım. Devamlı bir şunu da eksiğim, şunu da tamamlayınca olacak. Bunu mesela İstanbul'da yaşadığımda çok duyuyordum. Ya şu da oldu mu tam olacak. Ve gözlemle görüyordum yani o oluyordu. Ama bak burada da eksikmişim ben. Onu şimdi fark ettim. Devamlı. Yetmiyor. Ama kendimi devamlı seviyorum. Sevmeye [00:05:12] Speaker B: çalışıyorum. Ya bir de şey var şimdi kişi belki bu şeyi söylemez. Hani kendimi seviyorum, kendime değer veriyorum. Hatta bazı kişiler yok kendimden nefret ediyorum bir de diyenler tanıdık. Ama kültür yani bir benliği beslemek üzerine kurulu. İşte senin dediğin gibi hep bir hedef var. Şunu da alayım, şuna da sahip olayım, şu konuda da tamamlanayım, bu da eksik, o da yerine gelsin. Bir şeye dönüşüyor bu, varoluş biçimimize dönüşüyor. Yani hedefte bir şeyler yoksa fiziki olarak, o yüzden ruhsal boyutu genellikle eksik kalıyor. Sanki eksikmişiz gibi, sanki böyle tamamlanmamışız gibi bir doyumsuzluk oluşmaya başlıyor hayatlarımızda. Dünyada da yani birçok slogan görüyoruz. Hatta geçmişten gelen şeyler. İşte bu tam ihtiyacın olan şey. Reklamlar bile ona göre insanların satın almaya ya da eksikliklerini tamamlamaya yönelik. O zaman insan sürekli bir doyumsuzluk içinde. Ya bak ihtiyacı olmayan bir şey bile bir pazarlama tekniğidir zaten. Ne derler pazarlamada? O kişiyi buna ihtiyacı olduğuna ikna et. Doğru. Bir ikna tekniği kullanılıyor. O zaman da bizde hep bir doyumsuzluk, şikayet oluşmaya başlıyor. Bu yüzden bence İsa Mesih'in bize bıraktığı miras önemlidir. Şükredici olmak. Neden? Çünkü eksikliklere odaklandığımızda artık mutsuzluk başlıyor, bencillik başlıyor, tatminsizlik başlıyor. Onun içerisine benlik, ego girmeye başlıyor. O zaman her zaman mutsuzuz, her zaman doyumsuzuz, her zaman haklıyız ve her zaman daha fazlasına ihtiyacımız var. Bazen [00:06:45] Speaker A: o zaman şey diyebilir miyiz? Yani biz kendimizi ikna etmişiz bir anlamda. Hani ben eksiğim ve tamamlayabilirim. Eğer doğru şeyler elime geçerse, doğru ilişkiler olursa, yeteri kadar artık ne olacaksa ben tamamlanabilirim ve bunu bir dışarıdan bekliyorum, insanlardan bekliyorum, çevremdeki insanlardan. Böyle bir hedefim var, içsel hedefim var. Bunu görüyoruz insanlarda. Bunu Agustin'in, burada yazıyor şimdi onu okuyayım da yanlış söylemeyeyim diye. Yine yanlış söyleyeceğim de. Incurvatus inse yani kendi içine kıvrılmış insan. Yani sorun onun açıklamasındaki sorun kendimizi sevmemiz değil, onun dediği yanlış sevmemiz. Ya da doğru sıralamada sevmememiz. Bunu duyunca ne geliyor aklına? Yani içine kıvrılmış insan yani sevip sevmemek değil olay yanlış sevmek. Ya [00:07:36] Speaker B: o işte hep bir madde algısı. Maddi şeyler sanki gerçektir, materyalist düşünceden de geliyor. Hatta kiliseye gelen misafirlerle de konuşuyoruz. Geçtiğimiz günlerde kutsal emanetlerden konuştuk, başka şeylerden konuştuk. Kimilerinin gerçekle ilgisi bile belki olmayabilir ama insanların yüklediği anlamlar var bunlara. Hep bizi biz yapan şey böyle dokunabildiğimiz şeyler. O zaman insanoğlu da ne yapıyor? Fiziki olarak görünmek istiyor. Fark edilmek istiyor. Tanınmak istiyor bir anlamda. Ve o tatminsizlik başlamaya başlıyor. Yani dün aslında konuşuyorduk. Bir seminer vardı. Yani Pavlos mektubunda diyor ki Filipinlilerde beni güçlendirenin aracılığıyla her şeyi yapabilirim. Onu biraz tartıştık. Yani Hristiyan bir kişi bazen alıyor bunu. Her şey için kullanabiliyor. O yüzden diyoruz ki bağlamını değerlendirelim. Bu metniyi değerlendirelim. Kutsal yazılar tam olarak hangi durumda bize ne anlatıyor bunu konuşalım. Yaşamanın sırrını Mesih'te bulmuştu. Yaşamın sırrını Mesih'te bulmuştu. O zaman hiçbir şeyi olmayan kişi Mesih'te her şeye sahip olduğunu iddia etmeye başlıyor. Kalıcı tatmin de oradan geliyor. Vaktimizde dediğin gibi narsizm, işte modernizm, şu bu bize hep eksikliğimizi, ihtiyacımız olan şeyleri, doyumsuzluğumuzu pompalarken orada bir paradoks olmaya başlıyor. Mesih geliyor ve diyor ki ardımdan gelmek isteyen kendini inkar etsin. Her gün çarmıhını yüklenip beni izlesin. Orada bir çelişkiye düşüyoruz bu defa. Dünya bana bunu söylüyor. Hatta bazen dünya başkalarını düşünmeye aptallık olarak adlandırıyor. Ama Mesih ne istiyor? Doğru. [00:09:21] Speaker A: Doğru. [00:09:21] Speaker B: O noktayı birçok kez herhalde çatışma yaşayarak ilerletmeye çalışıyoruz. Doğru, [00:09:27] Speaker A: doğru. Bu yanlış sevme tarafı da ilginç gelen şeylerden bir tanesi. Agustin ne demeye çalışıyor? Sadece sevmek değil, yanlış sevmek. Kendimi sevdiğim için, sevmemde sorun yok. Kendimi sevdiğim için bir şeyler yapmaya karar veriyorum. Ama... Aynen. Ve altındaki şeyler, sebepler ne? Mesela Filipinler'deki o ayet. Hiçbir şeyi bencil tutkuyla ya da boş övünmeyle yapmayın. Tamam. Kendimizi severken bunun altında yatan şeylerden bir tanesi bencil tutku ya da boş övünmeme. O zaman bunları yapan... Kutsal kitap çok net şeyler veriyor aslında. Sev, insanlarla ilişkiler hakkında ya da duygular, düşünceler hakkında... Yap, yapabilirsin. Kendini sevmeni sen elbette düşün. Komşunu kendin gibi sev. Yani tamam, kendine sevgin var, bir komşuyla ilişkin de aynı derecede, o benzer bir şekilde ona yansıt. Tamam, başüstüne. Ama ne diyor mesela Filipinlere baktığımızda, bence tutku olmasın, boş övünme olmasın. Tamam, yani bir nevi, bir filtre var burada. Ya [00:10:27] Speaker B: kendi bedenini sevdiğin gibi mesela bak diyor eşine. Doğru. Orada da bir kendini sevmek var. Evet. Ama ayırdığımız nokta neresi? İşte narsisizm ya da işte modern dünyanın sevgi anlayışı, benlik anlayışı. Orada çok büyük bir zıtlık var. İsa da kendini sevme hiçbir zaman demiyor bence. Hatta eşimizle ilgili örnek verdiğinde kendi bedenini besleyip kayırdığın gibi onu da besle, kayır, sev. Ya da Rabbin kilisesini bu şekilde kayır, koru, ilgilen. Buna baktığımızda demek ki düşüncelerimize ve dünyanın verdiği şeye bir meydan okuma var. Az önce dediğin gibi yanlış sevme olayı yani sorun kendimizi sevmekten ziyade noktaladığın şey o, yanlış sevme algısı. İşte maddeye kayıyor. Hep değerimizi başka yerlerde aramaya kayıyoruz. O zaman yani bir şey düşün. Belki bu konuda zayıflı olan ya da üzüntü yaşayan birisi vardır. Kimseyi kırmak istemiyorum. Ama bir kız çocuğu düşün. Bir baba sevgisi görmediğinde büyüyünce onu çok yanlış insanlarda, çok yanlış şekillerde arıyor. Yani farklı arkadaşlıklar, farklı tecrübeler, yani çok tuhaf sevgi anlayışları ona zarar veren insandan hoşlanmaya başlıyor. Çünkü onun sevgi anlayışı yok. Ya da farklı bir eksiklikle büyümüş. Ve o çarpık sevgiyi, bu bana değer veriyor gibi görüyor. Halbuki zarar görüyor sevgiden. Doğru. O zaman biraz kıyasladığımız nokta bu. Narsisizmin verdiği şey, Tamamen Tanrı'nın zıttı bir yönde benlik, ego, gurur, kibirle beslenen bir sevgi ve benlik arzusu, anlayışı. Ama İsa'nın getirdiği şey, bence o kız çocuğunda verdiğim bir örnekte olduğu gibidir. Gerçek sevgiyi Tanrı'dan almış, Ve onunla tatmin olmuş, o açıdan kendini inkar edip başkalarına o sevgiyi ulaştıran kişidir. O zaman hem biz tatmin yaşıyoruz sevgi konusunda, benlik konusunda, değer konusunda. Hem de Tanrı'yı yücelten bir hayat yaşamaya başlıyoruz. Doğru. O da işte Rab'den geliyor. Başkasından değil. Benim benlik algımdan değil. Benim kibrimden değil. Benim yaptıklarımdan ya da çevremin bana verdiği değerden değil. Tanrı'dan geliyor. Onu doğru yere oturtmak lazım diye düşünüyorum. Kesinlikle, [00:12:51] Speaker A: kesinlikle. O zaman şeye geçelim, bu ana tema, bu kendini inkar et konusu. İsa Mesih benim talebem olmak isteyen, benim yollarımda yürümek isteyen insan kendini inkar etsin, çarmanı yüklenip ardım sıra gelsin diyor. Biz bunu duyduğumuzda kendini inkar et, çarmanı yüklen, bu ikisinin ne demek olduğunu biraz tahmin edebiliyoruz. O zaman kendini nefrete doğru eğilim de görebiliyorum bazen. kardeşlerim arasında. Bedeni kullanıyor, iyi bakmıyor, yeteri kadar uyku değil, uykuyu almıyor, yeteri kadar egzersizini yapmıyor, bir nevi bedenini kullanıyor. Diyor ki ben kilise için kendimi feda ettim. Biraz [00:13:31] Speaker B: şilecilik anlayışı. Şilecilik [00:13:32] Speaker A: ve gurur oraya sızabiliyor elbette. Çok doğal bir şekilde. İsa bunu kastetmediyse, kendini sev, full ego değilse ve narsizm değilse, diğer tarafları kendinden nefret etme değilse, İsa Mesih burada ne demeye çalışıyor, ne öğretiyor bize? Yani [00:13:49] Speaker B: özetlersem en basit anlamıyla bir kelime kendini Tanrı'nın yerine koymaktan vazgeç. Yani çünkü insanoğlunun hep böyle bir algısı var. Yani hayatımızın efendisi olma arzusu var. Ya da işte hayatımızın efendisiymiş gibi. Hatta bırak hayatımızı dünyanın efendisiymişiz gibi davranıyoruz bazen. Birçok kişiyle konuşuyorum yani hayatta bazı şeyler oluyor ki oldu ki geçmişte. Aslında ne kadar az şey kontrol edebiliyormuşuz. İnsan o gururu kırılıyor o anlarda. Yani aslında hiçbir şey. Bir telefonla hepimiz mahvolabiliriz. Bir kötü haberle hayatımız alt üst olabilir. Burada esas kendini inkar etmek kendi bence benliğinden, egondan, gururundan, düşüncelerinden... kendi kendine efendi olma denetiminden vazgeçip Tanrı'ya teslim olmaktır. Yani hayatımızın Tanrısıymış gibi hareket etmekten vazgeçmektir. O açıdan kendini inkar et dediğinde ne söylüyor İsa? Öncelik senin isteklerin mi yoksa Tanrı'nın isteği mi? Yani birçok insan bugün örnek vermek gerekirse Hristiyan olmak, konuşuyoruz. İnsanlar bazen Kumala'yı zannediyor işte haftada bir gün kiliseye gitmek zannediyor. Ama İncil'i okuduğumuzda, onunla çalışıp konuşmaya başladığımızda ne yapıyorlar? Ya bu bana göre değil sanki diyorlar. Niye? Hatta bir kişi onu itiraf etmişti. Ya ben kendi hayatımın kararlarını vermeyi seviyorum demişti. Bir yerde çünkü kendini inkar şudur, doğru bildiğin, yapmak istediğin, arzuladığın şey Tanrı'nın standartlarına göre yanlışsa, Ondan vazgeçmek demektir. Mesih'in ardından gitmek budur. Bir kişi vardı, bir günah konusunda gerçekten mücadele ediyordu. Ve anlamıyordu neden bu günah, neden Tanrı buna müsaade etmiyor. Ona şunu demiştim, yani belki de senin yüklenmen gereken çarmıh bu düşüncedir. Ya ben kabul edemesem de ben anlayamasam da bunu Tanrı'ya teslim etmek. Yine de efendi olanın kim olduğunu kabul edip onun önünde secde etmek. İşte o kendini inkar etmek. Yani o çarmıha taşımaktır. Çok [00:15:57] Speaker A: çok güzel bir yere değindin o günah konusunda. Çarmıhı senin o dediğin yani Tanrı'nın senin taşımanı istediği çarmıh budur. Bir anda o İsa Mesih'in çarmıha gelinmeden önceki akşam o dua edişi, baba benden bunu al ama yine de benim istediğim değil senin istediğin olsun dediğinde içten içe bir vazgeçiş, kendini inkar etme. Orada görürüz yine benim istediğim değil, senin istediğin olsun. Belki [00:16:23] Speaker B: ağırdır, belki zordur. Ama işte kimi memnun etmek istiyor kendimizi mi? Doğru [00:16:28] Speaker A: doğru ve İbrahimlerde diyor yani İsa Mesih senin denendiğin her alanda denendi. Ama bu da aslında spesifik bir günah olmak zorunda değil. Bir kendini inkar etmek sonuçta. Tanrı bunu istiyor ve ben bunu istemiyorum. Kim, hangi kimin yolundan yürüyeceğiz? Ve elbette o ayetin başlangıcı ardından gelmek isteyen herkes için değil bu. Sadece İsa Mesih'in yolunda yürümek isteyenler için. ki [00:16:48] Speaker B: öğrencilerine de dedi, bazı kişiler İsa'nın öğretilerini reddettiler ya da kabul edilmesi güç buldular. Doğru. İsa ne dedi? Onlar onu terk ettiklerinde öğrencilerine döndü, siz de mi gideceksiniz? Hatta bazı kişiler ne dedi? Ya bu anlaması kabul etmesi çok güç. Dedi ki herkes için değil zaten. O zaman öğrencilerine dedi siz demek terk edeceksiniz. Öğrencilerin verdiği şey çok değerli. Rabbiz hüküme gidelim. O [00:17:17] Speaker A: zaman şey diyelim mi Özgür yani burada bir çok zor bir öğreti var. Dünyanın öğretileri var. farklı inançların, dinlerin öğretisi var. Bir de İsa Mesih'in öğretisi var. Sen ve ben İsa Mesih'in ardı sıra yürümek istediğimizde bir seçim aslında orada yaptığımız. Ben İsa Mesih olsun ama her şeyin üstüne böyle güzel bir çiçek bir şey koyarsın ya onun gibi değil de yok ya bu yol ya bu yol. Yol değişimi yani bir sırtını dönmek gerekiyor birçok şeye. Süs [00:17:45] Speaker B: değil bir amaç. Evet. Yani var gençler görüyoruz dışarıda haç takıyorlar. Eskiden korkardılar gerçi ama şimdi biraz moda gibi olmuş. Ama hayatının Hristiyanlıkla ilgisi yok. Yani kendini inkar etme desen ya da Mesih'i takip etme desen bilmez. Ya bir de özgürlük anlayışımız farklı. Konuşuyoruz ya bazı noktalarda özgürlük nedir? Yani insanlar zannediyor ki kendini inkar etmek bir şeye köle olmaktır ya da kendini yok etmektir. Yok. Kendini inkar etmek, kendini yok etmek değil, kendini Tanrı'da bulmaktır. Yani biz Tanrı'da kimliğimizi bulduğumuzda... Nasıl o zaman? Ruhsal tatmin ve içsel tatmin yaşıyoruz. Niye? Zaten kutsal yazılar söylüyor. Gereken her şeyi bize Mesih'te sağladı. Yani Tanrı yarattıysa bizi ki O yaratandır, O tasarlayandır. Bizim bir anlamda makinenin nasıl çalışacağını da o biliyor. Yani neyin gerekli olduğunu, neyin zarar verdiğini, neyin iyi olacağını. Biz anlamıyoruz. Benim çocuklarım da anlamıyor birçok şeyi. Onlara zarar verdiğimi ya da onların hoşuna gitmeyen şeyleri yaptığımı düşünüyor. Ama onlar için neyin iyi olduğunu... Hani harika, ben de kusurlu bir babayım. Ama neyin iyi olduğunu bildiğim için bazı şeyleri yapıyorum. Onlar bazen anlamasa da itaat etmeleri gerekiyor. Elbet bir gün cevaplar bulacağız, elbet bir gün Tanrı'nın görkem-i ihtişamı karşısında. Her şey geride kaldığında sadece tapınacağız, sadece ona hayran olacağız. Ama önemli olan bu dünyada nasıl yaşadığımız, yani nasıl adım attığımız. Kendimizi ne şekilde inkar edip Tanrı'da bulduğumuz. Doğru, [00:19:27] Speaker A: doğru. Kendini inkar et derken o zaman özünde bir şeyi inkar etmek değil, dünyanın sana yüklediği o beklentiler, amaçlar, o kimlikleri inkar etmek özellikle. Çünkü asıl özümüz Tanrıdan geldiğine göre o zaman asıl özümüze dönebilmek için onları inkar etmek gerekiyor. Siyaset üstünde o İngilizcesinde daha şey oturuyor az oturuyor çünkü bir kelime oyunu var orada. Alçakgönüllülük diyor kendinizi aşağı görmek değil kendiniz hakkında yani benliğiniz hakkında daha az düşünmektir. Alçakgönüllülüğü böyle bir şekilde anlatıyor. Yani kendini gömmek değil orada ya ben sabah akşam kendi ihtiyaçlarımı düşünebilirim. Ama etrafındaki insanların da ihtiyaçları var. Eşimin, çocuklarımın, kilisedeki kardeşlerimin, yan komşumun gibi gibi. İşte [00:20:15] Speaker B: başkalarının sorunlarını, ihtiyaçlarını görmeyince zaten o kibir bizi alaşağı ediyor. Doğru. [00:20:21] Speaker A: Birkaç tane de ayet var. Var mı? Paylaşmak istediğim bir ayet. Birkaç ayet bu konu hakkında kendini inkar etmek. Kutsal kitapta. Ben mesela Galatyalılardaki iki yirmide Mesih'le birlikte çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum. Mesih bende yaşıyor. Çok da yine bir kendimi inkar ettim. Asıl benim yani Mesih canlandı artık ona teslimim gibi. Yani [00:20:43] Speaker B: ayet şu an numara olarak aklımda değil ama kutsal yazılarda diyor ki yani az önce dediğim gibi Tanrı ihtiyacımız olan şeyleri Mesih'te bize sağladı. Eski ahit çalışıyorduk. Orada sağlayan bir tanrı var. Ve yeni ahitte geldiğimizde İncil'de Mesih için aynı ifade geçiyor. O dün, bugün ve sonsuza dek aynıdır. Yani bize her şeyi sağladıysa ki çarmıhtaki söylediği sözlerden birisi tamamlandıdır. O zaman kimliğim gerçekten nerededir? Yani nerede arıyorum, nerede buluyorum? O bizi özgürleştiriyor. Modern algı köleleştirirken Mesih'teki özgürlüğe sahip olduğumuzda o zaman gerçek özgürlüğün olduğunu anlamaya başlıyoruz. Bolca [00:21:26] Speaker A: özgürden bahsettik. Sen zaten son bölüme de getirdin. Bu kimlik konusu. Mesih'te [00:21:33] Speaker B: kimlik? Birçok [00:21:33] Speaker A: podcastle de değindik ama değinmeden de edemiyoruz çünkü her şey buna bağlı. Ben kimim? Benim kimliğim? Kimliğime baktığımda ben orada ne yazıyor? Ben bu dünyanın isteklerine mi, ben bu farklı felsefelerin isteklerine mi, kimin isteklerini yerine getirmeye çalışıyorum bu dünyada? Elbette eminim birileri diyordur. Ben hiçbirine, ben kendi Bilimin yolunda gidiyorum kardeşim, ben bilimin yolunda ilerliyorum diye de bilir. Bunu elbette saldırı anlamında söylemiyorum ama çünkü bilim kendi alanında konuşabilir. Yani sana bir amaç veremez. Bu dünyadaki yaşamın hakkında bir amaç sana iddia edemez. Ama onun dışında yani biz kimiz? Mesiteki, hani dedin ya mesiteki kimliğimiz. Neyi kastediyorsun tam olarak? Mesite kimliğimizin olması ne demek? Basit [00:22:21] Speaker B: ifadeyle performansa dayalı olmayan bir şeydir. Yani dünya bizi hep performansla değerlendirir. Hatta Türkiye'de insanlar genellikle ne söylüyor? Tanıştığı gibi ne iş yapıyorsun? Nerelisin? Bu iki soru ilk başta geliyor. Bilerek ya da bilmeyerek. Hocam ben Adanalı'yım deyince zaten bir puan kaybına uğruyorum. Zaten bu yani diyorum bunu sorma niyetimiz kötü kötüdür demiyorum her zaman. Ama bilinç altımızda o kişiyi bir sınıfa koymak var. Yani mesleğine göre işte bulunduğu konuma göre geldiği memlekete göre bir yere sınıflandırıyoruz ve ister istemez de onun kimliğini o şekilde görmeye çalışıyoruz ya da o şekilde bir değer yüklemeye çalışıyoruz. Buna performans diyorum. Yani iş yerinde patron seni performansına göre değerlendiriyor. İşte okulda öğretmen seni performansına göre değerlendiriyor. Aile içerisinde bile yani ne yazık ki bazen işte bu çocuk bize ne katıyor, bu ne katmıyor ona göre bir sanki ayırma kayırma olabiliyor. Herkes de olmasa da. O bizi bu özgürlük dediğimiz şey, o kimlik bizi bundan kurtarıyor. Mesih'e ait olanlar performansa dayalı bir kimliğe sahip değildir. Kutsal yazıların çok güzel söylediği bir şey var. O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili olanın egemenliğine attardı. Onda kurtuluşa günahlarımızın bağışlanmasına sahibiz. Mesih'in bizden beklentisi ardından yürümemiş. Bizi zaten kötü bir krallıktan alıp iyi bir krallığa getirir ve her zaman söylüyoruz bizim vatanımız göklerdedir. Esas vatanımız göklerdedir. Bu dünya geçicidir. Her yönetim, her ülke, her şey ortadan kalkacak. Mesih'in bize sunduğu kimlik bir sonsuzluk kimliğidir. Bu şeyler hepsi sınırlar içerisindedir. İşte bu ülkede, bu şehirler içerisinde, bu iş içerisinde, bu aile içerisinde şu performanslara dayalı Ama Mesih'in sunduğu kimlik çok daha üstte olan bir kimliktir. O [00:24:33] Speaker A: zaman geçici ve çabaya dayalı bir kimlik ve çabaya dayalı olsa da bir gün gücün bitecek, bir gün yorulacaksın, bir gün düşeceksin. Diğer tarafta ise Tanrı'dan gelen, göklere ait olan yani senin ve benim amellerime değil Tanrı'nın bize verdiği bir kimlik. Fakat burada şey oluşabilir. Hıristiyanlar için bir kimlik, dünyadakiler için bir kimlik. Ama bizim iddiamız bu değil. Aslında bütün insanlığın tek bir kimliği var. Yaratılış bölümüne baktığımızda Tanrı'nın suretinde yaratılmış bir varlık, insanlık. Ama bu kimliği, bu benim kimliğim diyenler ve demeyenler. Aslında Hıristiyanlar bile, Hıristiyanların arasında bu kimliğe sahip olmayanlar da var. İsa Mesih bunu çok net bir şekilde söylüyor. Yani dinleyenler şey düşünmesin. Yani bak bunlar Hristiyanlar, bunlar ayrı kimliği var, onlar özel, biz değiliz değil. Aslında tam tersi, insansak bizler Tanrı'nın suretinde, O'na benzeyen varlıklarız, O'nun ellerinin işleriyiz. Bu nedenle değerimizi veren, o kimliği veren Tanrı'nın kendisi. Ya [00:25:32] Speaker B: Tanrı'nın çaresi de ne? Herkes için evine döndüğü, reddeden var ve kabul eden var bu kimliği. Mesih'in sunduğu kimlik iki cevap vardır. Ya evet ya hayır. Yani bunu yaşanmaz şeklimiz evet hayırı gösteriyor biraz. Ben gerçekten o kimliğe uygun yaşıyor muyum yaşamıyor muyum? Orada onu belki ayırabiliriz. Senin dediğin gibi hani biz buyuz onlar bu demekten ziyade. Ve bu bizi iki şeyden kurtarıyor. Birincisi kendimize tapınmaktan. Evet. Hani ben, ben, ben. Doğru. Diğeri de tam tersi kendimizden tamamen nefret etmekten. Yani iyice alçak bir vaziyette görmekten. Yok senin dediğin gibi Tanrı'nın suretinde yaratıldık. Onu anlamak zordu benim için ilk zamanlarda böyle 10-15-20 yıl önce. Nasıl Tanrı'nın suretinde bu insanlar mı falan böyle. Yani. Dünyanın içerisinde bir sürü kirlilik var. Ama gerçekten Tanrı bize öyle bir kimlik vermişti ki biz bu kimliği kirletmeden, bozmadan önce. Ve şu an onu yeniden temizlemek istiyor. O yüzden Mesih'in çaresi de budur. Ardımdan gelir. O [00:26:39] Speaker A: zaman asıl davet o zaman Hristiyan olun ya da olmayın değil. Bu kimliği ya kendi kimliğinizi çabalayarak elde etmeye çalışın. Fakat biliyoruz ki geçecek. Ya da onun tükenmez bitmez son bulmayan o kimliği yani Tanrı'nın çocukları olma kimliğini kabul edin. Sıs işinek bu. Öyle [00:26:57] Speaker B: ben kimim diye soruyoruz. Ama işte o kimim nasıl cevaplanıyor? Başkalarının gözünde mi ben kimim yoksa Tanrı'nın gözünde mi ben kimim? Tanrı'da aldığımız cevap bize kalıcı tatmin verecek. Evet. [00:27:11] Speaker A: Amin. Dileriz öyle olur herkes için. Dinleyenler için de kardeşler varsa sorularınız lütfen yorumlarda paylaşın. Elbette videoyu beğenip kanalımızı takip ederseniz çok seviniriz. Kendinize iyi bakın. Esen kalın.

Other Episodes

Episode 18

February 22, 2025 00:52:36
Episode Cover

Sizden Gelen Yorumlar - Berberi Korsanlar, Barnabas İncili ve Nikolas Kopernik | Özgürce Podcast

Bu bölümde Özgürce podcast'inin sunucusu Özgür Jerdan ve konuğu Emre Uflazoğlu sizden gelen yorumlara yanıt veriyor. Barnabas İncili, Kutsal Kitap, Hristiyanlık ve ünlü astronom...

Listen

Episode 33

May 24, 2025 00:40:29
Episode Cover

Prof. Dr. Mehmet Çelik’in Hristiyanlık ve İznik Konsili Efsanelerine Yanıt!

Özgürce Podcast | Tarihin Derinliklerine İznik Konsili ile Yolculuk Bu bölümde, Özgür Jerdan ve Emre Uflazoğlu tarihin en çok tartışılan olaylarından biri olan İznik...

Listen

Episode 40

July 11, 2025 00:58:21
Episode Cover

Süleymancı Tarikatından Ateizme, Ateizmden Kiliseye: Pastör Ramazan Arkan'ın Tanıklığı

Süleymancı tarikatından ateist bir dünya görüşüne, oradan da kilise pastörlüğüne uzanan inanılmaz bir hayat yolculuğu... Özgür Jerdan'ın sunduğu Özgürce'nin bu bölümünde, Türkiye Protestan Kiliseleri...

Listen