Episode Transcript
[00:00:00] Speaker A: Sevgili dostlar hepinize selamlar Tiranos'a hoşgeldiniz. Bugün konuğum Metin Özkay'a onunla birlikte 6 Şubat depremini konuşacağız. Biliyorsunuz dün 6 Şubat 2026'u 3 yıl önce gerçekten bütün Türkiye'yi yasa boğan hepimizi etkileyen bir haberle uyandık.
Kimilerimiz hiç uyuyamadı bile. Kimilerimiz de o yazı atlatamadı. Halen bir süreçte. Ama yaz hakkında bahsederken aynı zamanda da umut hakkında, diriliş hakkında, ayağa kalkmak hakkında da bol bol konuşacağız. Metin abi hoş geldin.
[00:00:34] Speaker B: Hoş buldum Özgür.
[00:00:35] Speaker A: Nasılsın?
[00:00:36] Speaker B: Şükür. Hamdolsun. İyiyiz.
[00:00:38] Speaker A: Bugün buradayız.
Önemli bir tarih. Üç yıl önce büyük bir deprem atlattı Türkiye. Büyük bir doğal afetti. Ama tabii ki sadece tarihi hatırlamak için konuşmayacağız.
O acıyı da hatırlıyor olacağız.
O sessiz zamanı da anımsıyor olacağız.
Bugün gelirken bile buraya yani böyle bir şeydi sanki her şey sessiz gibiydi. Eminim herkesin çünkü yüreğinde bir şey var. Bizim de olduğu gibi.
Yani bazı acılar var.
Takvim geride bırakmıyor onları.
[00:01:09] Speaker B: Çok zor.
[00:01:09] Speaker A: Zor bir dönem.
Beden bırakmıyor, ruh bırakmıyor, beyin bırakmıyor, kalp bırakmıyor, hafıza hiç bırakmıyor.
[00:01:18] Speaker B: Yani hafızamız silinmiyor, unutamıyoruz.
[00:01:21] Speaker A: Öyle.
Yani depremin üzerinden 3 yıl geçti ama bazı insanlar için biliyoruz ki o gece hala aynıdır. Biz belki yakınlarımızı kaybetmedik.
Ama birçok kişi yakınlığını, arkadaşını, dostunu, eşini, çocuğunu kaybetti. Yas hakkında konuşurken ama aynı zamanda imandan da ayırmıyoruz biz. Çünkü Yas, imanın ya da iman Yas'ın bir alternatifi değil. Birlikte yürüyorlar. Bizim bugün amacımız aslında yasın içerisinde Tanrı'yı aramak.
[00:01:52] Speaker B: Evet.
[00:01:53] Speaker A: O kederin içerisinde. O zaman belki 3 yıl önceye geri dönecek olursak biz de o gün uyandığımızda büyük bir şokla uyandık.
[00:02:03] Speaker B: Tabii.
[00:02:03] Speaker A: Bilmiyorum belki şeyle başlayabiliriz. Sen haberi nasıl aldın?
O gün senin için nasıl başladı? Neler oldu?
[00:02:11] Speaker B: Yani dün gibi hatırlıyorum.
Sabahleyin bir kalktık.
Yani birçok şehirde, özellikle o bölgede yıkıcı bir deprem olduğu haberiyle uyandık. Öncesinde o bölgeden kilise önderleriyle buluştuğumuz bir toplantı vardı.
[00:02:27] Speaker A: Değil mi? Hemen önceydi.
[00:02:28] Speaker B: Evet, hemen önceydi. Cumartesi o insanlarla beraberdik. O insanları işte uğurladık. Toplantı Antalya'daydı ve arkasından 6 Şubat sabahı bir anda haber aldık ki müthiş, yıkıcı bir deprem gerçekleşmiş. Hemen aklımıza ilk o cumartesi uğurladığımız kardeşler geldi. Tanıdığımız insanlar geldi. O süreçte telefonlar yarım aksak çalıştı. Yani çalışmadığı internet ülke genelinde biraz zorlayıcı bir durumdaydı. Özellikle o bölgeden birçok insandan haber alınamıyordu.
Yani ilk aklımıza gelen bizler ne yapabiliriz oldu ve birçok bildiğim o bölgenin dışındaki kiliselerde Hani ne yapabiliriz, ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz? İlk saatlerde bunlar konuşulmaya başlandı ki deprem haberi alındığı gibi hani o bölgeye intikal etmeye çalışan tanıdığımız kardeşler oldu ve tarifi mümkün değil. Tabii ki yaşayanlar için çok daha acı bir şey. Yani o şoku yaşamayan bilmez, yaşamayan onu tarif edemez ama dışarıdan bakan bizler için yani ne yapacağımızı, ne düşüneceğimizi, nasıl hareket edeceğimizi şaşırdık bir anda böyle büyük bir şokla aslında güne başladık kendimize gelemeden bu şokun haberiyle bunu hayatımızdan nereye koyacağız ve yani İnsanın ilk sorduğu şey, ben ne yapabilirim? Nasıl yapabilirim? Ne olacak şimdi? Hani tabii ki sevdiklerinden haber alamamak, ne oldu? Bunlar iyi mi? Bunlar iyi mi? Aklında hemen büyük bir liste başlıyor gelmeye, isimler gelmeye. Bundan haber var mı? Bundan haber var mı? Bundan haber var mı? Herkes birbirine yazıyor.
Çok karışık bir zaman.
[00:04:07] Speaker A: Açıkçası. Büyük bir kaos vardı. Evet. Yani ben de hatırlıyorum.
Genelde telefonum sessizdedir benim uyurken.
Birçok kişi arıyor malum konuşmuştuk onu.
Kardeşlerim aramış beni.
Benim için biraz korkutucuydu. Diyarbakır'daydı onlar.
[00:04:24] Speaker B: Evet.
[00:04:24] Speaker A: Yani 11 il baya yerle bir oldu neredeyse. Diyarbakır'da baya etkilenen şehirlerdendi. Yani onlar haber vermeye biz iyi miyiz? Çünkü öyle korkunç bir şey ki Sanki bütün Türkiye yerle bir olduğu gibi bir algı oluşmuştu. Tabii. Yani batıda durum ne, doğuda durum ne dediğin gibi telefonlarda, şebekelerde sorunlar var.
İnternet yarım yamalak çalışıyor. Kardeşlerim aramış.
Sabaha karşı uyandım. Zannedersem 6 gibi falandı. Eşim de uyandı. Deprem falan diyorlar dedi.
Hemen bilgisayarımı aldım, oturdum, bakmaya başladım. O sırada kardeşlerimi aradım.
Deprem oldu diye haberleri açtım. Yerle bir olmuş. O kadar büyük bir şoktu ki.
Yani şaka gibi.
Bir şehir değil, iki şehir değil. Kahramanmaraş'ta merkez diyorlar.
Bakıyorsun farklı şehirlerden birçok binaların yıkım haberleri, birçok ölü yaralardan bahsediliyor. Ben ailem için tabii ki çok kaygılandım ister istemez. Bütün ailem Diyarbakır'da. Evet, yani onlara ulaştıktan sonra biraz rahatladım ama sonra tabii ki senin dediğin gibi birçok kardeş aklımda. Kimseye ulaşılmıyor, herkes dışarıda. Ailem de birkaç gece sağda solda kaldı, dışarıda kaldı.
Onlara yer ayarlamaya çalıştım. Kendileri bir şekilde halletti. Oraya buraya ulaşmaya çalıştık. Ama yani herhalde birkaç saat kalkamadım o ekran başından. Orayı, burayı aradım.
Bir yardım derneğinde de gönüllüyüm. Hemen tabii ki orada bir kriz merkezi oluşturuldu.
Kalktık, oraya gittik. Ben direkt çünkü bir yere gitmedim.
O kriz merkezinde Antalya'dan yani telefonla elimizden gelen ihtiyaçları bulmaya çalıştık.
Maalesef ki ilk ihtiyaçlar yani kefendi.
Yani soğuk da hava, giysiydi. Onları tedarik etmeye, temin etmeye çalıştık. Yaz hakkında da çok düşündüm.
Yani çok zor bir zamandı çünkü bir yerde de bir dini görev yapıyoruz.
[00:06:24] Speaker B: Evet.
[00:06:25] Speaker A: İnsanlar bize bakıyor.
[00:06:26] Speaker B: Aynen öyle.
[00:06:27] Speaker A: Biz de tabii ki Tanrı'ya bakıyoruz ve birbirimize bakıyoruz. Gerçekten ne yapacağız? Yani ne konuşacağız? Nasıl dua edeceğiz? Onun ağırlığı çöktü benim üzerime işin aslında.
Tabii birlikte konuştuk.
İlk başta belki nasıl bir aksiyon aldık onu da anlatabilirsin. Çünkü kilise olarak hemen biz de bir şeyler yapmak istedik. Yardım değil, dayanışma ve yanlarında olma diyorum ben. Çünkü herkesin başına bir şey gelebilir.
Biz de nasıl oradaki kardeşlerimizle ve halkımızla birlikte olabiliriz diye düşünmeye başladık. O süreçten biraz bahseder misin öyle?
[00:07:04] Speaker B: Yani o süreçte sen de bunu birinci elden yaşadın. Kilisemizin hemen başpastörü, ondan sonra sen bir ihtiyaçlar yapılabilecek, toplanabilecek malzemeleri toplamaya başladınız.
Ve biz de, ben de bizim kilisemizin Lara binasında bizim bir misafirhanemiz var. Hemen kimleri ağırlayabiliriz, kimler o taraftan bu tarafa gelebilir. Ama dediğim gibi ilk bir hafta belirsizlikle geçti. Yani sizin harekete geçmeniz, arkasından, oradan çıkabilecek. Çünkü yollar da sıkıntılıydı. Yani oraya ulaşım da sıkıntılıydı.
[00:07:38] Speaker A: Zaten ilk gün çıkacakken oradan aradılar, sakın çıkmayın, buraya zaten giremezsiniz dediler.
[00:07:44] Speaker B: Evet, evet. Yani bu sebeple hani nasıl oraya ulaşacağız, oradan insanlar buraya nasıl ulaşacaklar? Bu baya bir kaos yarattı ama aynı zamanda ben dayanışmayı da anımsıyorum.
O depremden birinci olarak etkilenmeyen, sarsıntısını hisseden, o kadar büyük yıkımın olmadığı şehirlerde de... Özellikle deprem bölgesinden çıkmaya çalışan, aracıyla çıkmaya çalışan insanlar için hani istasyonlar kuran şehirler oldu. Hani gelin burada battaniye var, gelin burada çorba var, gelin burada kalın diyerekten hani toplumsal aslında bir dayanışma oldu ve o aslında beni mutlu etti. Ama tabii ki deprem bölgesindeki şehirlerden çıkamayan da birçok insan oldu. Yani çıkabilenler hani araçları zarar görmemiş ve hani kendilerini bir şekilde dışarı atmayı başarabilmiş olanlar oldu.
Bu süreç zarfında ben daha çok kendi yaptıklarımı anımsıyorum. Hani biz yaklaşık 7-8 aile ağırladık. O özellikle Hatay'la gelen ve her birinin durumu yani ifadelerini hatırlıyorum. Müthiş bir yorgunluk, müthiş bir tükenmişlik. Yani birçok tanıdıkları insanı kaybetmenin getirdiği o ağırlık, o ifade, o travma tarifi mümkün değil.
O süreç zarfında bugün çok basit gibi gelen şeyler o insanlar için temel bir ihtiyaçtı. Ben bir tane aile hatırlıyorum yanlarında bir çuval sadece bir şey, o da kıyafet getirebildiler, o da bütün ailenin değildi. ve biz hemen onların aklına gelmeyen dahi ihtiyaçları nasıl onlara temin edebiliriz, toparlayabiliriz diyerekten el elden ben ve eşim ve bizim Lara binasında hizmet eden kardeşler organize olduk ve onların normalde bugün bir diş fırçasının temeli ihtiyaç olduğunu ya da işte bir tıraş bıçağının temeli ihtiyaç olduğunu çok düşünmezsin her şey yolundayken ama bu da ne ki? Hani dersin ama o dönemde hiç aklına gelmeyecek şeyler onlar için temel ihtiyaçtı çünkü artık bunlar onlar için yoktu.
[00:09:55] Speaker A: Aynen öyle.
[00:09:55] Speaker B: Ve hatırlıyorum gelen birçok insan sağlıksız hava koşulları bir de sonuç olaraktan kış mevsimiydi. Evet. Hani öyle güzel bir hava yoktu. Birçok insan gelen ailelerden hatırlıyorum bir kişi hani zatüreye yakın bir vaziyetteydi. Onu aldık sağlık ocağına götürdük. Hemen orada gerekli aşılar yapıldı, ilaçlar verildi. Sonra bir tane ailenin küçük bir çocuğu vardı. Onun için hemen bir kreş aramaya başladık. O dönemde kreşler organize oldu. Dediler ki bizim bu kadar depremzede için kontenjanımız var. Onları sabahları götürdük, getirdik. Onlarla güzel bir ilişki kurduk ama... Onların da akıllarına gelmeyen birçok temeli ihtiyacı düşünmeye başladık. Bizim için aman ne ki bu dediğimiz şeyler ama o anı yaşayan insanlar için evet bu da yok, evet bu da yok, evet bu da yok, bu da aklımıza gelmedi, evet bu var mı küçücük şeyler ama onlar için artık bunlar büyük şeylerdi.
[00:10:49] Speaker A: Yani hiçbir şey almadan bambaşka bir dünyaya gidiyorsunuz. Evet. Yeni bir yaşam kurmaya çalışıyorsunuz. Kolay değil. Yani biz ilk etapta tabii ki oradakilerle iletişime geçip ne yapacağımızı düşündük. Çünkü rastgele bilgisizce böyle bodozlama bir şeye dalmak hikmetli değil.
[00:11:07] Speaker B: Tabii ki.
[00:11:07] Speaker A: Öğrendik. Öğrendiğimiz kadarıyla da ilk başta en temel ihtiyaçları toplayıp bir keşif olsun diye yola çıktık zaten.
orada daha sahada görüp tespit etmek için ne var ne yok diye.
O süreçte kilisemiz çok değerli bir dayanışma örneği gösterdi. Sadece kilisemiz değil, Türkiye'deki birçok kilise. Kilisenin de dışında, sadece kilisenin içinde olduğumuz için biz kiliseden bahsediyoruz ama Türkiye muazzam bir dayanışma örneği gösterdi bence. Tabii ki içimizde maalesef çürükler de çıktı çokça. Yani şu an bile böyle aklıma geldiğinde beni öfkelendiren şeyler vardı. Ama o çürükler ayıklanırsa toplumumuz bence değer, kıymet bilen bir toplum.
O dayanışma örneği, herkesin böyle ufacık şeyleri de bile elini taşın altına atma isteği beni duygulandırmıştı o dönem. Yani gidip baktığımda... İman ve yas yani çok karmaşık.
[00:12:03] Speaker B: Tabii.
[00:12:04] Speaker A: Hele ki böyle acı bir zamanda, böyle acı kayıp dönemlerinde imana uygun bir yas şekli ya da imanla hareket etme bizi zorlayan bir şey, bizi meydan okuyan bir şey. Yani kutsal kitap, yaz tutmayı bir eylem olarak sunuyor bize. Hatta sevginin bir yansımasıdır, yankısıdır yaz tutmak sonuçta.
Ve bize de öğretiyor.
Yani yaz tutmayı da öğretiyor aslında kutsal kitap. Çünkü hayatın gerçeği bu.
Hepimiz doğuyoruz, yaşıyoruz, büyüyoruz. Günün birinde gözlerimizi kapatıyoruz.
En başta böyle değildi ama Tanrı'dan koptuktan sonra maalesef yaz, keder hayatımızın bir parçası haline geldi. Kayıp acıtıyorsa bizi sevdiğimiz anlamına geliyor. Yani o sevgiden o acıyı yaşıyoruz. Herkes de onu yaşadı sonuçta. Ve öyle durumda tabii ki biz genelde hızla iyileşmek istiyoruz.
[00:12:58] Speaker B: Tabii ki.
[00:12:59] Speaker A: Yani kimse öyle bir çukurda kalmak istemez. Ya da öyle bir acı içerisinde. Ama bir gerçek var. Ruh hızla iyileşmez.
[00:13:08] Speaker B: Yok.
[00:13:08] Speaker A: Yani çok kolay olmuyor maalesef. Yıllar sürüyor. Belki hayat boyu sürüyor.
[00:13:13] Speaker B: Tabii ki.
[00:13:14] Speaker A: Bazı yaralar hatta kapanmaz belki. Bazıları sadece Tanrı'nın elinde taşıyabileceği şeylerdir.
Bizi çok aşar. Yani mümkün değil taşıyabilelim.
Ve bir de unutmak da iyileşmek değildir. Yok. Yani yası tanımlarken belki böyle bir çerçeve çizmek lazım. Böyle bir şeyin ortasındayız. Ve buna baktığımızda... Çok ilginç bir ironi gibi hatırlamak bazen iyileşmeyi de getiriyor.
[00:13:41] Speaker B: Tabii ki de.
[00:13:42] Speaker A: Yani inkar etmek iyileştirmiyor maalesef.
Ama hatırlatmak bazen iyileşmenin kendisi olmaya başlıyor. Burada tabii ki hatırlayınca bir baba evladını kaybettiğinde, bir kadın eşini kaybettiğinde böyle ya onu hatırladığında iyileşiyorum diyemez kolay kolay. Ama yani yas tutan için bunun bir süreç olduğunu ben söylemek istiyorum. Olay değil. Ve Hristiyan perspektifinden baktığımızda da Tanrı kırık kalpleri, acı yürekleri geri çevirmiyor. Yani onları kabul ediyor, reddetmiyor. Peki Tanrı acının neresinde? Belki biraz bunu konuşabiliriz. Olur. Yani kolay bir konu değil çünkü depremden sonra çünkü en çok sorunlu şeylerden birisi oydu.
Hatta birkaç vaaz verdik bunun üstüne çünkü biz de sorduk, insanlar da sordu. Tanrı neredeydi?
[00:14:35] Speaker B: Değil mi?
Yani bu biraz önce yastan bahsederken hani o süreçte güzel organize olabildik. Yani o anlamda dayanışma bizi de duygulandırdı.
Ama kutsal yazılarda özellikle şu ayet benim aklımdan o süreçte çıkmadı. Ağlayanlarla ağlayın, gülenlerle gülün. Çünkü o acı kayıpları yaşayan insanların yaşadığı kayıplar karşısında o insanların kendi yas süreçlerini sağlıklı bir şekilde yaşamaları gerekiyor. Çünkü bunun adımları var. Öfke, evet öfkeleniyorsun bu adımlardan bir tanesi. Üzüntü, kayıp karşısında, o kayıba karşı duyulan özlem, bunlar bu sürecin hep bir parçaları ve bu süreçleri doyarak yaşamak gerekiyor. Hani ağlamak isteyen ağlamalı, acı kaybına odaklanmak isteyen odaklanmalı. ki bu süreci atlatabilmek için her bir evresi, her bir adımı aslında yaşanması gerekiyor. Yani bugün bizi takip edenler bu konuda derinleşmek isterlerse internette bununla ilgili birçok kaynak var. Yaz süreci, yaz adımları, kayıp karşısında travma süreçleri. Hani o dönemde sağ olsun bir kardeşimiz bu anlamda bir profesyonel bize sağladı. Özellikle hizmet edenlerin bu süreci nasıl ele alabileceği ile ilgili biz bile o dönemde eğitim aldık yani bu sürecin ortasında. Ben hatırlıyorum yurt dışından özellikle bir kardeş bir link paylaştı. Türkçe bilen psikologlar özellikle ücretsiz bir danışma hattı kurdular. Oraya insanlar başvurdular ve oradan bu anlamda destek alabildiler. Biz de bu linkleri ağırladığımız kardeşlerle paylaştık dedik. Yani bak bu burada hani ben sana hizmet etmek için buradayım ama ben bu alanda hani profesyonel değilim. Daha profesyonel bir yardım istersen lütfen buraya yaz. Hani buradan psikologlar seninle online olarak iletişim kuracak. Hani konuş, anlat, dök içini yaşadığın şeyi. Bazen bazı hikayeleri tekrar tekrar dinledik. Hiç sıkılmadık dinlerken. Tekrar tekrar anlatmalarını ve aynı zamanda gelen kardeşler sonuç olarak Antalya'ya ilk defa geldiler. Nereye gidilir, ne yapılır, nerede, nasıl iletişim kurulur hiçbir şeyi bilmiyorlardı. Onları birçok yere götürdük, getirdik. İhtiyaçları doğrultusunda yardımcı olmaya çalıştık. Ama ağır geçti.
Yani çünkü dediğim gibi o insanların yaşadığı yanında bizim yaşadığımız ne ki? Ama o insanlara destek olurken o insanların yaşadığı ruhsal ağırlık senin de üzerine geliyor. Ve elbette iman bundan uzak değil. İman sana bu konuda hani Tanrı'nın senin yanında olduğunu gösteriyor. Yani özellikle biz Hristiyanlar için. Ha Tanrı bunun neresinde? Bazen cahil çevreler ya işte ahlaksızlık arttı, deprem bu sebeple gerçekleşti gibi Tanrı'yı bu.
[00:17:28] Speaker A: Depremin sebebi gibi... Evet öyle dengesiz açıdanlar yapanlar oldu.
[00:17:32] Speaker B: İsteyenler oldu. Bize de bu soruyu soranlar oldu. Ama biz Tanrımızı tanıyoruz. Bizim Tanrımız deprem yaratmadı. Depremler bu dünyanın doğalıdır. Yani...
[00:17:42] Speaker A: Hatta daha büyük tehlikeleri engellemek için de vardır.
[00:17:45] Speaker B: Tabii ki. Tabii ki. Yeryüzü, dünya hala gençtir aslında. Çok yaşlı bir gezegende yaşamıyoruz. Hala katmanlar oturmaya çalışıyor. Ama elbette ki madem bu depremler bu hayatımızın bir gerçeği, bu ülkenin bir gerçeği, peki bu kadar büyük zayiat nasıl bu kadar büyük oldu? Yani maalesef biz insanların ihmali bunun içerisinde çok büyük yer oynadı. Ben özellikle hatırlıyorum şu an ismi aklımda değil Hatay'ın merkezinde bir belediye var ve bu belediyede özellikle belediye başkanı kaçak yapılaşmaya izin vermediği için babası bile belediye başkanının babası bile evinin üstüne kaç çıkmak istediğinde belediye başkanı olarak buna müsaade etmediği için sevilmeyen bir belediye başkanı olmuş kendisi ama Hatay'ın ilçesi ve Bu belediyenin bölgesinde sırf kaçak yapılaşma olmadığı için can kaybı olmadığı haberleri de açıkçası bu can kayıplarının arasında geldi.
[00:18:46] Speaker A: Zannedersem iki katan yüksek bir yapılaşma izin vermedi.
[00:18:50] Speaker B: Ki birçok insan işte araya aracı sokmaya çalıştı, ya biz daha yüksek apartman yapalım, bizim işte şuyumuz var, buyumuz var. Hiçbir şekilde izin vermediği için şimdi depremden sonra herkes belediye başkanına duacı oldu. İyi ki hani bu anlamda yasaları doğru bir şekilde uyguladığı için, düzenlemeleri doğru bir şekilde yapılmasını sağladığı için bu da hayatımızın bir gerçeği. Yani biz ülke olarak bu depremleri hep yaşıyoruz. 99 depreminden sonra aslında biraz gözlerimiz çok açıldı ve 6 Şubat depreminden sonra da birçoğumuzun telefonunda artık rastlatane uygulaması, deprem bilgilendirme uygulaması, güvendeyim gibi uygulamalar artık vazgeçilmez şeyler olmaya başladı. Bazen giriyorum ve bakıyorum ne olmuş diye ve her gün yüzlerce irili ufaklığı bazen bir rakam olarak büyüyen aslında depremler yaşanıyor. Biz bu bölgede bunlarla yaşamayı öğrenmek mecburiyetindeyiz.
Doğa bu anlamda adam kayırmaz. Yani doğa herkese bu anlamda eşit davranır. Kim bu anlamda gerçekten kutsal kitabın anlattığı gibi evini sağlam temel üstünde kuran sağlam da kalır. Ama bu anlamda maalesef çok da o bölgelerde depremden önce birçok ihmaller yapıldı.
[00:20:14] Speaker A: Bunların suçlusu Tanrı değildir.
[00:20:19] Speaker B: Yani Tanrı her şeye kadirdir sonuç olaraktan ama insan ihmallerine de sonuç olaraktan Tanrı karışmayacak. Tanrı'nın kurduğu ekolojik sistem, Tanrı'nın kurduğu yeryüzü, Tanrı'nın kurduğu bu dünya içerisinde bu tarz şeyler normal ve bizim Tanrı'nın kurduğu bu doğaya uyumlu ve bu doğanın sınırlarına da dikkat eden yaşamlar kurmamız gerekiyor. Evlerimizi de kurarken, yaşantımızı da idame ettirirken hani biz mesela Akdeniz bölgesinde yaşıyoruz bak iki günden beri yoğun yağışlar yaşıyoruz. Hani bu yoğun yağışlar da bazı bizim bölgelerimizde doğal afet gibi oluyor. Evleri su basıyor, işyerleri su basıyor. Yani şakasını yapıyoruz, yüzme bilmeyen arabalar yola çıkmasın diyoruz sonuç olarak. Bu hayatın bir gerçeği. Bu gerçeği ne kadar çok özümsersek ve bu gerçek doğrultusunda yapacaklarımızı ne kadar doğru bir şekilde yaparsak... Gerekse yapacağımız evleri, gerekse kuracağımız hayatları, gerekse yapılaşmayı, şehirleşmeyi bu gerçekler ışığında ne kadar yaşarsak bu dorultuda o kadar az zarar göreceğiz. Ve bunun için Tanrı'yı suçlamak, Tanrı sözünde ağlayanlarla ağlayın dediği ayet bu Tanrı'nın karakterini de yansıtır. Ve o dönemde Tanrı da üzüldü. Tanrı üzülebilir. Tanrı'nın duyguları var.
[00:21:40] Speaker A: Yani Yuhanna'da zaten o aklıma geliyor benim. Yani bu tanrı neredeydi diye bir isyan tabii ki oluyor.
[00:21:47] Speaker B: Tabii ki.
[00:21:47] Speaker A: Ama her böyle bir isyan ya da böyle bir dua mı diyeyim, bir yakarış mı diyeyim, bir şey değildir. Aslında her yakarış bir isyan değildir, öyle söyleyeyim. Hepsi isyan anlamına gelmiyor. Çünkü bazıları gerçekten yanlış hissettiği için bu yakarışı yapıyor. Bazıları çok canı yandığı için, kırıldığı için. Tabii ki. Bazıları anlam arıyor. En çok ki Kısa Kitap'ta diyor, ''Ya sevine gitmek, düğüne gitmekten daha iyidir.''.
[00:22:12] Speaker B: Evet.
[00:22:12] Speaker A: Bu demek değil ki sürekli bir melankoli, sürekli bir karanlık düşünce içerisinde olalım. Ama gerçeği de unutmayalım. Yani hepimiz bir gün bu hayattan göçeceğiz. Ya da bir yakınımız, her an her şey olabilir. Kolay bir cevap yok. Zaten kolay bir cevap verme sloganı da üretmiyoruz burada. Yok, maalesef. Ama bir gerçek var senin de dediğin gibi Tanrı'nın yüreği acaba ne durumda? Yani Yuhanna 11'e baktığımızda Lazar örneği aklıma geliyor tabii ki. Yani o Tanrı'nın yüreğinin acıdığını gösteren en net metinlerden birisi.
Orada İsa tabii ki her şeye kadirdir.
Her mucizeyi yapar ki Lazar için de yaptı. Lazar bilmeyenler için kısaca söyleyecek olursak hayatını kaybeden bir öğrenciydi.
İsa'nın da sevdiği birisiydi. Onu davet ettiler. Lazar çok hasta diye. Sonra öldüğü haberi geldi. Dördüncü gündü. Artık İsa oraya gittiğinde mucizeden önce ne yapıyor? Ağladı diyor Kutsal Kitap. İsa o insanların acısını görünce, o insanların kederini görünce, o insanların kırılmışlıklarını görünce ağlıyor.
Sonrasında mucizesini gerçekleştiriyor.
[00:23:22] Speaker B: Aynen öyle.
[00:23:23] Speaker A: Ama nihayetinde senin dediğin gibi yani Tanrı önce açıklama yapmıyor orada. Aslında yiyasın içine giriyor.
[00:23:29] Speaker B: Evet.
[00:23:30] Speaker A: O çok muazzam bir şey. Yani bize belki bu yaşımıza kadar öğretilmeyen bir şey.
[00:23:34] Speaker B: Evet.
[00:23:34] Speaker A: İncil'i okurken şaşılası şeyler var bu konuda. Ve Hristiyanlık acı yoktur demiyoruz zaten.
Öyle bir şeyi reddetmiyoruz. Ama şunu söylüyoruz, Tanrı o acının içine girmiştir.
Bu çok şey değiştiriyor. Ve dediğin nokta, tabi ki Tanrı'ya yakarışlarda bulunabiliriz. Tabi ki mezmurlar, ağıtlar, kutsal yazılarda da birçok gerçekten Tanrı'ya inanan ama kederlenen, ağıt yakan, isyana varacak belki sözler söyleyen inananlar var.
[00:24:02] Speaker B: Evet.
[00:24:03] Speaker A: Ama aynı zamanda da biliyoruz ki Tanrı'nın kendisi bu acılarda da bizimle birlikte yürüyor. Bu acılarda bizimle birlikte ilerliyor ve ihmal noktası unuttuğumuz bir nokta.
[00:24:13] Speaker B: Evet.
[00:24:14] Speaker A: Yani arkadaşlar Türkiye bir deprem bölgesidir.
[00:24:17] Speaker B: Aynen öyle.
[00:24:18] Speaker A: Bugün çok korkuyorum ben mesela amaç korku pompalamak değil ama İstanbul için çok korkuyorum. Niye? Abi yıllardır profesörler bağırıyor yani önlem alın.
[00:24:29] Speaker B: Evet.
[00:24:30] Speaker A: Ne yapılıyor? Veya insanlar gerçekten nasıl tedbirler alabiliyor ya da almaya gücü yetiyor? Yani dediğin gibi bir şey bekleniyorsa sadece İstanbul için değil, Türkiye deprem bölgesidir diyoruz.
Aynı büyüklükte deprem Japonya'da oluyor hatta 9 şiddetinde, 10 şiddetinde. Hangi binanın yıkıldığı haberini duyuyoruz biz?
[00:24:49] Speaker B: Ya da can kaybı.
[00:24:50] Speaker A: Kaç can kaybı oluyor? Yani bugün rakam vermek istemiyorum. Biz Hatay'da, Maraş'ta, Diyarbakır'da, Adana'da, Antep'te o 11 ilde biz kaç can kaybettik? Bunlar rakamlardan ibaret değil. Bunlar hayat, bunlar yaşanmışlıklar, bunlar özlemler. O zaman baktığımızda senin dediğin gibi tamam ilk başta bazen insanlar tanrıya bir isyan moduna giriyor ama Kim hesap veriyor?
[00:25:13] Speaker B: Ya şöyle söyleyeyim Özgür, hepimizin canımız yandığında iki reaksiyonumuz var.
Bir tanesi Rabb'e yakarıyoruz, Allah diyoruz böyle bir, diğeri annemize yakarıyoruz.
Aslında her ikisi de bizim bir refleksimiz.
Yani bu cahillikten gelmiyor, bu bilgisizlikten gelmiyor. Eninde sonunda bu durumu yaşadığımız zaman en yüksek makamaya, karıma ihtiyacı hissediyoruz. Ve o an yanımızda bize yardımcı olabilecek. Ne düşündüğümüz. Aslında bir refleksi olarak şey yapıyoruz. Bu da içimizdeki aslında Tanrı anlayışının bir göstergesi. Biraz önce özdeşlerden çok güzel dedin ki düğün evine gitmektense yas evine gitmek iyidir. Bizim zaten atasözümüz var. Kötü gün dostu olmakla ilgili ve biz bununla övünürüz. Hani iyi gün dostu herkes iyi gün dostu olabilir. Kötü gün dostu mumla aranır. Kötü gününde yanında olan sana destek olan değerlidir. Bizim kültürümüzde de bu böyledir. Sadece Hristiyanlık inancında değil. Ben inanıyorum ki zaten bu bizim topraklarımızın çok kadim tarihinde zaten Hristiyanlık kültürü bu topraklarda büyüdü ve bu aslında bizim kültürümüze de buradan geldi. Aldık biz bunu ve kültürümüzde de bunu çok yaşatıyoruz. Herkes çok dostu değil, herkes kötü gün dostunun olmasını ister. Neden? Zor zamanında yanında olan insanlar, sana destek olan insanlar, düşmüş omuzlarını kaldıran insanlar diyebilir. Ve Kutsal Kitap'ta Tanrı'nın bunu değerli gördüğünü bize gösterir ve bu değeri verdiğini gösterir. Ve bu sebeple de bizim de çabamız 6 Şubat depreminde bu oldu. Biz kötü gün dostu olmalıyız, iyi günde. Herkes dostun olabilir. Çünkü sen iyisindir. Kaldırılacak büyük bir yük yoktur. Herkes kolaylıkla sevinmek ister. Yatsımıyorum veya kötülemiyorum. Ama zor zamanında, acıları hissettiğin zaman da omuzlarını kimler kaldırmak ister? Kollarında kimler girmek ister? ayakta duramadığın zaman da kimler sana destek olmak ister? Ve biz de kilise olarak hem misafir ettiğimiz ailelerin kötü gün dostu olmak istedik, hem de sen ve başpastörümüz beraber sonuç olarak o bölgeye hem keşif amaçlı gittiğinizde bunu arzuladınız. Yani ben burada kaldım gelen yaşayanların acılarına ortak olmaya, o acılarında kollarına girmeye, ayakta duramayacakları zaman onlara destek olmaya gayret ettik. Birazcık da sen anlat.
Yani siz o bölgeye gittiğinizde, çünkü ben gitmedim ve görmedim sonuç olaraktan, siz orada çok şeyler gördünüz. Birazcık orada gördüklerinizden de hani bahsedebilirsin.
[00:27:54] Speaker A: Yani dediğimiz gibi o ilk başta bir bilgi toplama süreci oldu bizim için. Uzaktan hem orada irtibat kurduğumuz yardım dernekleri hem kiliseler kardeşlerimiz yani bize gelin gelmeyin şu zamanda çıkın yolun durumuna oranın sıkışıklığına bölgeyi iyi bilen kişilerle konuştuk sonuçta. Zannedersem beşinci, altıncı gün anca yola çıkabildik. Oradakiler artık tamam hani biraz açılmaya başladı, gelebilirsiniz, ihtiyaçlarımız şunlar dedi. O zaman ilk etapta biz yani Ramazan abiyle baş bastörle yola çıktık. Alabildiğimiz kadar bir şeyler toplayıp yardım malzemeleri. İlk başta gidip görelim daha fazla neler var. Orada kardeşlerimizle, oradaki halkla birlikte nasıl olabiliriz, nasıl yürüyebiliriz? Onların tespiti için gittik. Git gel yaklaşık herhalde bir buçuk ay kaldık biz orada.
[00:28:43] Speaker B: Evet.
[00:28:44] Speaker A: Yani ilk başta Hatay'daydık. Ondan bir iki hafta sonra Adıyaman'a geçtik. Yani yaklaşık 3-4 hafta Adıyaman'da, 3-4 hafta Hatay'da kaldık. Benim için çok zordu oraya gidip. Dokunduğun herkes ağlıyordu.
[00:28:59] Speaker B: Tabii ki.
[00:28:59] Speaker A: Yani dokunduğum herkese ben de ağlıyordum. Ben de sarılıyordum. İhtiyaçları vardı hepsinin. Ve bir şey var, döndüğümde o kadar tuhaf hissediyordum ki Antalya'ya. Yani sağlam binaları gördüğümde, normal yolda arabayı kullandığımda, biz oraya araçla gidiyorduk. Gidiyoruz, o yol kapalı. Oradan çıkmaya çalışıyoruz, oradan girmeye. Kimi zaman farklı şeylerde, kimi zaman yok, yürüyeceğiz diyoruz. Arabayı bırakıp yürüyoruz çünkü enkazdan gidecek yer yok. Antalya'ya geldiğimde bir şok içindeydim. Hem de bazen kızıyordum da. Burada herkes normalmiş gibi davranıyor. Normal değil. Fark ediyordum. Benim psikolojim bile o kadar etkilenmişti ki. Onlar orada kardeşlerimizle birlikte çadırlarda kaldık, arabalarda kaldık. Onların yaşadığı şeyleri beraber yaşadık. Kimisi gidebildi, kimisi gidemedi. Kimisi kalıp burada müthiş bir destek sundu senin gibi. Kimisi oraya gidenleri destekledi ki orada bir şeyler yapılabilsin. Ama hep birlikte yapabildik bir şeyleri. Yani hala ihtiyaç çok.
[00:29:59] Speaker B: Tabii ki de.
[00:29:59] Speaker A: Yıllar geçti, 3 yıl geçti.
Daha ihtiyaç bitmiş değil sonuçta o bölgede.
[00:30:05] Speaker B: Maalesef.
[00:30:05] Speaker A: O yüzden yani şükür ki herkes bir şeyler yapıyor. Biz bir yere kadar yapabildik. Niye? Hem burada 250 kişilik bir kilisemiz var.
[00:30:15] Speaker B: Tabii ki de.
[00:30:15] Speaker A: Ailelerimiz var. Burada odaklanmamız gereken işlerimiz var. İlgilenmemiz, yapmamız gereken sorumluluklarımız var. ama biz bayrağı devrettik en azından şu şekilde gidip orada zaten kardeşlerimizle yerel kiliseyle birlikte olduk. Onlarla kol kola omuz omuza çalıştık ve nihayetinde dedik ki tamam biz artık oradayız siz buradasınız ama birlikte nasıl daha devam edebiliriz siz burada ne yapabilirsiniz ve biz oradan Burayı nasıl destekleyebiliriz? Güçlü bir ağ da oluştu şükür. Yani şimdi bile birçok insan o konuda konuşur, anlatır. Dostluklarımız oluştu. Hem orada o acıyı yaşayan insanlarla hem Türkiye'nin farklı yerlerinden gelip orada dayanışma gösteren insanlarla birçok dostluk da kurduk. Ama deprem bana en çok şunu öğretti. Oraya gittiğimde de... ...insan gerçekten yalnız kalmak için yaratılmamış. Yok, yok. O kadar ihtiyaç duyuyoruz ki yanımızda birinin olmasına. Yani biri... Biri dokunsun, biri sarılsın, ağlayalım. Biri kolumuza girsin. Biriyle omuz omuza birlikte yürüyelim.
O bize şunu gösteriyor. Biz birlikte ağlamak için yaratıldık. Birlikte ayağa kalkmak için yaratıldık. Dolayısıyla hepimizin birbirimize ihtiyacı var. Yani o yüzden dedim biz yardım etmeye gitmedik. Biz birlikte olmaya gittik. Biz dayanışma yapmaya gittik.
Çünkü her an hepimizin ihtiyacı olabilir. Tabii ki de. Yani kilisede sadece yardım dağıtan bir kurum da değil. Olmadı da hiçbir zaman. Kilise acıda ortada duran bir topluluktur aslında.
Yani o konuda bizim kilisemiz de çok değerli şeyler yaptı. Herkes evinden, barkından, çoluğundan, çocuğundan, maaşından bir şekilde ortaya bir şey koymaya başladı. Giderken onu da söyleyeyim.
Konuştuk zaten ya bizim gücümüz ne ki dedik, ne yardım yapacağız dedik.
Ama Tanrı o küçücük niyeti çok büyük bir dağa dönüştürdü. Hamdolsun elimizden geleni yapmaya çalıştık.
Şunu biliyorum orada da tecrübe ettiğim o bir buçuk iki ayda olsa şimdi ara ara gidip geliyoruz ama o bir buçuk iki ayda şunu gördüm yani en kutsal hizmet bir yardım iletmek ya da bir dayanışma sergilemek ya da işte bir şeyler sağlamak değil acıda onlarla birlikte olmak gidip onlarla birlikte Sessizce belki yanında oturmak.
İlla bir şey yapacağım. İlla bir şey söyleyeceğim.
İlla bir şeyleri onarmaya çalışacağım. Hatta o da sinir bozucu.
[00:32:41] Speaker B: Bence. Aynen.
[00:32:41] Speaker A: Öyle. Zaten acısını bilmiyor mu? Zaten tesellinin nerede olduğunu bilmiyor mu? Bizim konumuz bilgi eksikliği değil ki öyle anlarda.
Hatta bu sadece doğal afette değil.
Genel olarak bir yaz sürecinde bile Ya o kişi bilmiyor mu bazı şeyleri? Biliyor.
Ne gerek var çok konuşmaya, laf kalabalığı yapmaya? Git sarıl ya.
Git yanında otur, git ağla, git dinle. Aynen öyle. Git sadece sessizce birbirine bak. Zaten o sessizlikte o içini dökmeye başlıyor.
Özlemini anlatmaya başlıyor.
Acısını yakarmaya başlıyor.
Hiçbir şey yapmadığın insan çok iyi geldin diyor.
Hiçbir şey yapmadım.
[00:33:20] Speaker B: Ki.
Beraber sessizliği paylaşmak dediğimiz bir şeydir bu.
Bazen insanlar yani bu benim için de geçerli.
Ben öyle canım sıkkın olduğu zaman belki birazcık da erkek yapısı konuşarak rahatlayamıyoruz.
Bazen biz kendi içimizde burada bir şeyleri çözmeye çalışıyoruz. Ve o dönemde konuşamıyoruz. Çünkü hala bilgiyi işlemeye çalışıyoruz. Hala yaşadığımız şeyi anlamlandırmaya çalışıyoruz. Ve birçok zaman konuşmak da açıkçası faydasız. 6 Şubat depreminde birçok insanın yaşadığı şey aslında sözün bittiği bir.
[00:33:57] Speaker A: Yer. Hiçbir söz teselli.
[00:33:59] Speaker B: Etmez. Sadece insanlar yanımda dur. Yani istiyorlar ve bunu her zaman da sesli bir şekilde yükseltmiyorlar. Yapabildiğimiz şey onların yanında durmak, orada oturmak, her şey bazen konuşmak değil ama o anı beraber yaşamak. Biraz önce sen anlatırken aklıma geldi.
günlerde eşimle birbirimize bakıyorduk ve kendimizi mahcup hissediyorduk. Çünkü orada birçok insan birçok temel ihtiyaç içindeyken biz güzel evimizde oturup akşam yemeğini yerken bakıyorduk, yemek bize bakıyordu ve boğazımızdan geçmiyordu. Yani öyle bir ağırlık çöküyor insanın üstüne. Onlar orada başlarını sokacak bir yer bulamazken ben burada sıcak evimde oturuyorum ve sanki buna sahip olduğum için kendimi mahçup hissediyordum. Yani sanki buna sahip olmamam gerekiyormuş gibi. Çünkü bazen onların yerine kendimizi koyduğumuz zaman, onların yaşadığı şeyleri yaşadığımız zaman biraz önce sen de söyledin. Oradan buraya geldiğin zaman düzgün yollarda araba kullanıp sanki bu yaşadıklarımız hiç yaşanmıyormuş gibi burada hayat normal akışında sürerken insan Tuhaf.
[00:35:07] Speaker A: Oluyor. Evet nasıl bir duygu yaşayacağını şaşırıyorsun.
[00:35:09] Speaker B: Yani.
Ama hayatın tatlı şeyler olduğu gibi acı gerçekleri de var ve bu acı gerçeklerini de bu dönemde yaşadık. Ve aynı zamanda aslında bir tarafımın da sevindiği bir şeydi bu. Hani özellikle insanlar hani kilise bakış açısından baktığım için hani beni en çok aslında hoşnut eden ve mutlu eden şey Türk Kilisesi'nin o dönemde bir anda organize olup hani hep birlikte ne yapabiliriz birlikte hareketini aslında gerçekleştirmiş olması hani bir yandan da aslında beni kutsal bir hoşnutluğun içine getirdi. Dedim ki yani bence Rab de kilisesiyle hani gurur duyuyordur kilise. Bu acı zamanda onun eli ayağı olabildiği için sahada. Yani o anlamda da aslında bir yandan sevindim. Acılar karşısında kayıtsız değiliz. O acıları hala anımsıyoruz. Üstünden üç yıl geçti.
Ve hani zaman acıları azalttı mı geçen gün bir arkadaşım gene sosyal medyasında paylaştı. Kaybettiği yeğeniyle geçirdiği son akşam. Kim bilebilirdi ki o son buluşmamızmış. diyerekten bir anda böyle bir içine bir hüzün oturuyor. Diyorsun yani tabii ki insan yakınında olanları daha çok hissediyor ve onları daha tanıdığı ve bildiği için ama birçok insan bilemezdi 5 Şubat'ın 4 Şubat'ın bazı insanları son defa gördü gerçeğini ve biz ben bu zamanlar her geldiğinde bu zamanları her hatırladığımda sadece Dua edebiliyorum ve duamızda aslında şu oluyor yani Rab teselli senden gelecek.
Hiçbir insan senin vereceğin teselliyi veremez. Senin vereceğin teselli her şeyin üstünedir. Tabi ki bu teselli hafızaları silmeyecek, kayıpların anılarını yerini değiştirmeyecek ama özel bir şeydir, özel bir şifadır Rab'den gelecek teselli.
[00:37:15] Speaker A: Öyle. Yani hamdolsun ki Tanrı birbirimizi vermiş bize. Evet. Çünkü biliyoruz ki bazı yaralar sadece birlikte taşınabilir. O yüzden İncil'inde en yüce buyruklarından birisi de birbirinizin yükünü taşıyın. Evet. Birbiriniz için dua edin. Bir şey söyledin az önce zaman dedin. Yani zaman iyileştirir mi? Çünkü 3 yıl geçti.
3 yıl...
Yani eminim o insanlar için hala dün gibidir. Bizim için bile daha.
Uyandığımda bugün dün gibi o geceye kalkıp yatakta hemen bilgisayarı alıp telefonu alıp bir haber alma peşine düştüğüm zamanı hatırlıyorum.
Yani bazen zaman iyileştirir ama bazen zaman sadece acının şeklini değiştirir. Evet. Yani tam bir şey değildir. Zaman kendi başına yetmiyor. 147. mezmurda çok güzel bir şey var.
Diyor ki tanrı kırık kalpleri iyileştirir. Yaralarını sarar onların diyor.
Bu hemen olmuyor. Keşke bir sihirli değnek gibi bazen istiyoruz. Değse hayatımıza. Hemen olmuyor ama gerçekten de oluyor bazen. Yani az önce bahsettiğin travma ya da yaz süreci katman katmandır. Yani bazı günler iyi oluyoruz, bazı günler kötü oluyoruz, bazı günler bir geri dönüş yaşıyoruz. Hepsi bir parçasıdır bunun. Kiminin bir yıl sürer, kiminin on yıl sürer, kiminin bir ömür sürer. Yani zayıflık değil bunlar.
Yeter ki o şeyin içinde kalmayalım çünkü Canımızı sıksa da hayat da devam ediyor ya. Hayat durmuyor. Zaman durmuyor. 3 yıl olmuş bak. Dile kolay 3 yıl. İşte 3 yıl. Koca 3 yıl.
Yani hayatta kalan suçlu hissetti o dönem. Evet. Yani biz burada dediğini yaşadık. Yerken, içerken, bir yerlere giderken suçluluk hissettik.
Ama bir gerçek var. Bunu da tek başına yaşamadı kimse. Yani bütün ülkeyi etkiledi. Evet. Ama hamdolsun ki Tanrı suçluluk değil, merhamet sunuyor. Aynen.
[00:39:13] Speaker B: Öyle. O bir.
[00:39:14] Speaker A: Iyileşmedir. Yani neden? Çünkü eminim orada birçok baba kendini suçladı, birçok anne kendini suçladı, birçok eş, dost kendini suçladı.
Keşke şöyle olsaydı, keşke böyle olsaydı, keşke ben ölseydim, keşke ben de kalmasaydım. Çünkü anlamını yitirdi her şey. Evet.
Ama Tanrı sadıktır. Yani bunu söylemek istiyorum özellikle bugün. Zamanında bazı şeyler belki değişmeyecek. Belki şekil değiştirecek.
Ama Tanrı'nın sadakati senin de dediğin gibi. Yani bizi iyileştirecek olan şeydir.
Destek alalım. Yani hala 3 yıl geçmesine rağmen çok ciddi sorunlar yaşıyorsak veya çok ciddi olmasına bile gerek yok.
Zaman zaman bizi ciddi bir karanlığa sürükleyen şeylerin içindeysek destek alalım. Yani hem profesyonel Hem de bir dost desteği, bir arkadaş desteği.
O yalnızlık içinde kalmayalım. Program başlarken dedik ki Hristiyan umudu acının yokluğu değildir. Yani öyle bir umuttan bahsetmiyoruz. Hepimiz insanız. Bir hikaye satmıyoruz. Dost ben ve bir şey değil.
Ama Tanrı'nın acının ortasındaki varlığıdır dedik Hristiyan'ın umudu. Vahiy 21 artık yeni gök, yeni yeryüzü bu dünyanın yok oluşuyla ilgili bahsediyor. Orada çok değerli bir şey diyor ki Tanrı artık onların gözünden bütün yaşları.
[00:40:37] Speaker B: Silecek. Aynen.
[00:40:38] Speaker A: Öyle. Belki burada belki yeni gök yeni yeryüzünde ama nihayetinde yine ne söylüyor bize? Teselli ondan gelecek. Evet. Sadece gelecekten bahsetmiyoruz burada.
Şu anda olan bir umuttur bu. Yani bekleyin ya bekleyin bir gün alırsınız diye telkin ettiğimiz bir şey değil.
Diriliş de sadece ölüm sonrası değil.
Daha şimdiden başlayan bir şeydir bir Hristiyan için. O yüzden yeniden inşa sadece binalara has değil.
Bizim de yeniden inşa sürecine girmemiz gerekiyor. Bugün baktığımızda orada birçok enkaz toplanıyor. Üç yıl geçti, hala var. Yüzde yüz bitmiş değil. Ama bir yerde de binalar inşa ediliyor.
Tekrar birileri o binalara girip yaşamaya başlıyor. Nasıl ki binalar inşa ediliyorsa bizim de bir yerde restore edilmemiz gerekiyor. Yeniden inşa edilmemiz gerekiyor. Yüreklerimiz, güvenimiz, inancımız, bunların hepsi bir inşadır. Ve bunu yaparken de tek değilsiniz. Yani onu söylemek istiyorum. Çünkü tanrı yeni başlangıçlarında tanrısıdır.
Sen belki son olarak ne söylemek istersin bugün? Hem bizi izleyenlere, hem belki bu acıyı yakından yaşamış olanlara, hem de onlarla birlikte orada olmasa da yüreğiyle gerçekten bu travmayı yaşayanlara. Çok güzel noktalara.
[00:42:01] Speaker B: Değindin. Tanrı her şeyi değiştirecek. O gözlerden yaşları silecek. Çünkü Tanrı o yaşları tulumunda biriktirir der Mezmur. Yani en çok o ayeti severim. Aynı zamanda bir başka ayette göz yaşları içinde ekenlerin sevinç çığlıklarıyla bişeyeceklerini söyler.
Bu sözler bize hep şunu öğretir, yani teselli Tanrı'dan gelecek, yenilenme Tanrı'dan gelecek ama bu süreç zarfında hani ben kollarımı bağladım, hadi hiçbir şey yapmıyorum, oturduğum yerde duracağım ve Rab beni yenile, Rab beni tazele, Rab beni yeniden restore et olmuyor. Rab bizimle birlikte hareket etmek istiyor ve bize yönlendirme vermek istiyor. Biraz önce sen anlatırken aklıma şu geldi, ondan biraz bahsetmek istiyorum. Zamanında üzerine gidilmemiş travmalar veya işte sağlıklı evreleri yaşanmamış yaslar ve hüzünler, ilerleyen yaşlarda kendisini ortaya çıkartır. Psikoloji böyle bir şeydir. Halının altına ne süpürürsen onu asla kaybetmez, o halıyı kaldırır ve der ki artık şimdi bununla ilgilenmen gerekiyor. Bir gün bir kalkarsın hiç sebepsiz yere bir hüzün ve bir üzüntü, hiçbir şey yaşamamışsındır ama hayatında hiç atamadığın bir acının izleri kalmıştır ve bunlarla ilgilenmen gerekir. Ve bu anlamda psikolojik destek almak yanlış bir şey değildir. Bazen insanlar diyor ya işte deli miyim ben, niye bu anlamda doktora gideceğim? Bunun delilikle alakası yok, bunun ruhsal sağlıkla alakası var. Yani biz sonuç olarak bazı süreçleri sağlıklı bir şekilde yaşayabilmek için yalnız başımıza bunları atlatamayacağımız gerçeğini kabul etmemiz lazım. Ve bu anlamda bazen benim görmediğim şeyleri bana gösteren dışarıdan bir çift göze ihtiyacım var. Ve bu anlamda profesyonel destek en iyisidir.
Hani bazen çok basit konularda bile ben bir probleme bakarım ve bu problemi çözmeye çalışırım ama bir türlü problemin içerisinde çözümü görmem. Sen benim yanıma gelirsin. Ne yapıyorsun abi dersin? Ya şöyle bir problem var, bununla ilgileniyorum dediğim zaman sen benim görmediğim bir bakış açısı görürsün ve dersin ki abi şunu şöyle yapsan olur mu? Ya ben buna yarım saatten beri bakıyorum, sen geldin 5 dakika içerisinde problemi gördün. Bu yüzden birbirimize ihtiyacımız.
[00:44:14] Speaker A: Var. Doğru körleştiriyor bizi çünkü bazen o.
[00:44:16] Speaker B: Süreç. Bazen bir şeye çok bakmak körleştiriyor dediğin gibi. Bu anlamda profesyonel bir bakış açısının iyileştirici ve görmediğimiz şeyleri gösteren yanları vardır. Ben kendi hayatım için bunun faydalarını birçok zaman gördüm profesyonel destek aldığım zaman. Bazen çünkü biz birazcık da içinde yaşadığımız toplum onur ve utanç toplumu olduğu için Bazen bazı şeyleri kendimize dahi itiraf edemediğimiz zamanlar oluyor. Kendimize dahi yediremediğimiz zamanlar oluyor. Konduramadığımız zamanlar oluyor. Sonra bir profesyonele gidiyoruz ve diyor ki aslında senin yaşadığın şeyler son derece normal. Bunu bir tek sen yaşamıyorsun. Bunu senin gibi birçok insan yaşıyor dediği zaman şöyle bir gerçekle yüceltiyor. Yalnız değilim.
Demek ki bunu daha fazla halının altına süpürmeme gerek yok.
Demek ki bunu bir tek ben yaşamıyorum. Benim gibi, benim yaşımda bunu yaşayan birçok insan var. Demek ki bu sadece benim sorunum değil aslında. O zaman evet, şimdi bunu yaşayan birçok insan gibi ben de nasıl bu sorundan çıkabilirim ve iyileşebilirim? Bu sebeple gerekse travma konuları, gerekse yaz konuları, bunların sağlıklı süreçlerini yaşama konuları aslında irdelememiz gereken şeyler. Üzerine eğilmemiz gereken şeyler. Bazen ufak şeyler bile halının altına süpürdüğümüzde özür dilerim beyin onu senin önüne getirecek ve diyecek ki hadi şimdi ilgilen. Hadi şimdi zamanı geldi, hadi şimdi bununla uğraş diyecek, bize bunun singellerini de verecek. Bu sebeple bizim destek almamız utanılacak bir şey değil, ayıp bir şey hiç değil, insan olduğumuzu gösterir. Çünkü biz insanız. Yani biz Tanrı'nın yarattığı, Tanrı'nın kendi suretinde yarattığı insanlarız ve yalnız olmak için yaratılmadık dediğin gibi birbirimiz aracılığıyla ve içimizdeki yeri geldiğinde profesyoneller aracılığıyla da hani iyileşmek için yardıma ihtiyacımız var ve bunu tek başına üstesinden gelemeyiz. Ve bu anlamda destek almak isteyen insanlara destek vermek isteyecek bu alanda uzman olan insanlarda mevcuttur ve bu ayıplanacak bir şey değildir. Kesinlikle. Kesinlikle destek alınmasında her zaman için fayda vardır. Atlatabilmek için de, iyileşebilmek için de. Dediğin gibi zaman, biz bunu söylüyoruz, zaman her şeyin ilacı diyoruz ama zaman tek başına ilaç değil. Yani bu zamanı gene tek başına geçirdiğinde o aslında bir ilaca dönüşmüyor. Acı şekil değiştiriyor. Aynen öyle. Ve şekil değiştiren bu acı bazen ilgilenmemiz gerekmeyen bir şeymiş gibi karşımızda durabiliyor. Ama bu en büyük yanılsama oluyor. Eninde sonunda onunla ilgilenmek zorunda kalacaksın. Bugün ilgilenmezsen 10 yıl sonra ilgilenmek zorunda kalacaksın. 10 yıl sonra daha zor.
[00:47:04] Speaker A: Olacak. Doğru, doğru. O yüzden harekete geçmek.
[00:47:08] Speaker B: Lazım. Bu şu demek değil, en ufak bir şeylerimizde de hadi psikoloğa gidelim, psikiyatra gidelim, ruhsal danışmanlara gidelim. Hayır, iş bilinçlenmekle başlıyor. Yani bugün internette bununla ilgili birçok okuyabileceğimiz ve bilinçlenebileceğimiz kaynaklar mevcuttur. İlk önce bir şeyler okumaya, ilk önce bir şeyler anlamaya başlayalım ve bazen aydınlanma, bilgi, anlayamadığımız bir şeyi anlamlandırabilmek bile çok büyük bir yardımcıdır bazen bazı konularda. Ama anlamlandıramadığımızda, onu bir yere koyamadığımızda, ona bir şekil veremediğimizde, onun bir açıklamasını yapamadığımızda da bir çıkmaz sokakta oluyoruz ve o çıkmaz sokaktan çıkamadığımızda artık fark etmemiz gereken bir gerçek vardır. Ben bu konuda destek almak zorundayım çünkü hep aynı çıkmaz sokağa geri dönüyorum. O zaman birisinin bana yardım etmesi lazım.
[00:48:00] Speaker A: Kesinlikle. Yok, ertelememek daha iyidir. Bizim yer aramızadır. Tabii ki de. Teşekkür ederim abi. Ağzına sağlık. Teşekkür ederim Özgür. Aslında kapatmadan bir duayla kapatmak isterim. O dönem okuduğumda beni etkilemiş diye üzerinde de düşünüp o şekilde de dua etmeye başlamıştım. Diyor ki ey rüzgarın ve dalgaların boyun eğdiği Mesih bize merhamet et. Çünkü sevdiğimiz birinin hayatını alan doğal afet karşısında zayıfız ve güçsüzüz. Yıllarca korumaya çalışmama rağmen bu korkunç yıkım onun hayatını aldı. Bu kaybın gerçek olduğuna inanmak istemiyorum. Bu olan olaylara inanmakta zorlanıyorum.
Sevdiğimiz insanı kaybettik. Aynı zamanda iç evimizi de kaybettik. Yüreğimiz paramparça, umudumuz paramparça, yüreğimizin kaleleri yıkılmış gibi hissediyoruz. İnleyip doğu mağarası çeken yaratılışa, dayanmaya yeterince güçlü değilim Rab. Felaket karşısında zayıfım ve yetersizim. Ama Sen ya Rab hiçbir felakete karşıyılmazsın. Evren ihtişamının sergilendiği bir tuval ve halkını seninle olmaktan keyif alabilecek bir tapınak olarak yarattın. Bu günahla harap olmuş dünyanın kötü güçleri sonsuza kadar bu sınırları aşamayacak.
Tüm yaratılışın kaosundan sakinleşeceği, bir daha asla zarar veremeyeceği bir gün geliyor.
Konuşacaksın eğmesi ve doğanın isyanları duracak. Konuşacaksın eğmesi ve yaratılış sonunda uzun esaretinden kurtulacak. Konuşacaksın eğmesi ve bu düzensiz unsurlar tarafından kaybedilen çocukların yeniden yapılanan dünyanın doğruluğuna sevinerek geri dönecekler. Yüreklerimizde ve ruhlarımızdaki acıya ve korkuya aynı sakinliği verir misin?
Diriltilmiş umudun aynı ebedi şarkısını kederimize söyler misin? Hayatımızın şu anki yıkıntıları arasında bizimle buluş ya Rab ve gelecek restorasyonun gerçeklerini bize fısılda. Yüreklerimizi senin sevginin altında esenlik bulacağımız ışığına yönlendir.
Önümüzde uzun bir inşa sürecinin olduğunu biliyoruz. Ve ey Tanrımız gelecek günlerde ve yıllarda gücümüz ol.
Sen bizim güçlü kalemiz ve kalkanımızsın.
Kurtarışını bekliyoruz. Senden başka umudumuz yok.
Amin.
[00:50:26] Speaker B: Amin.
[00:50:27] Speaker A: Amin. İzlediğiniz için teşekkür ederiz. Rab sizi bereketlesin. Ve gerçekten bu yaz sürecinde bütün ulusumuzu restore etsin, inşa etsin ve yeniden ayağa kaldırsın. Esen.