Kutsal Kitap'ta Medler ve İlk Hristiyan Kürtler : Ender Peker ile Medlerden Günümüze Bir Yolculuk

Episode 72 February 14, 2026 00:46:30
Kutsal Kitap'ta Medler ve İlk Hristiyan Kürtler : Ender Peker ile Medlerden Günümüze Bir Yolculuk
Özgürce - Türk Hristiyanlar Anlatıyor
Kutsal Kitap'ta Medler ve İlk Hristiyan Kürtler : Ender Peker ile Medlerden Günümüze Bir Yolculuk

Feb 14 2026 | 00:46:30

/

Hosted By

Tiranus - Herkes Duyana Kadar

Show Notes

Mardin Protestan Kilisesi Pastörü Ender Peker ile tarihin tozlu sayfalarını aralıyoruz. Bu bölümde; bölgedeki Kürt Hristiyanların (Nasturilerin) tarihi, Süryani alfabesiyle yazılan Kürtçe eserler ve Kutsal Kitap'ta Kürtlerin atası sayılan Medlerin yeri üzerine ezber bozan bir sohbet gerçekleştirdik. Kral Koreş, Magi rahipleri ve İncil'deki tarihi referansların arkeolojik kanıtlarını bu podcast'te dinleyebilirsiniz.

View Full Transcript

Episode Transcript

[00:00:00] Speaker A: Kardeşler merhaba. Özgürce hoş geldiniz. Bugün yine Mardin Protestan Kilisesi'nde Pastor Endert Peker hocamla birlikteyiz. Bugün biraz daha farklı bir konuya bakacağız. Bildiğiniz gibi bir önceki podcastımızla birlikte Mardin Protestan Kilisesi'nin tarihine baktık. Fakat bugün Kürtler olarak bu bölgede yaşayan Kürt kardeşlerimizin Hristiyanlığa bakış açısı nedir ve geçmişi nedir? Hristiyanlıkla geçmiş, sonuçta yüzyıllardır bu bölgedeler. Bu nedenle bu bölgedeki ilişkileri nedir? Hristiyanlığa bakış açısını biraz daha fazla derinden inceleyeceğiz. Hoş geldiniz. Hocam, hoş geldin. [00:00:36] Speaker B: Hoş geldiniz Mardin'e. Teşekkür ederiz bu çekimleriniz için, programlarınız için. [00:00:42] Speaker A: Seve seve. [00:00:43] Speaker B: İyi oluyor. Değişik değişik programlar, izleme fırsatımız oluyor en azından sizin vassanızla da. [00:00:48] Speaker A: Çok sevindim. [00:00:49] Speaker B: Elbette, elbette. [00:00:50] Speaker A: Hem sizleri bereketlemek için ama biz de çok öğreniyoruz sizin sayenizde. Ve yazdığınız bugün bir kitaptan bahsedeceğiz. Çok farklı konuya gireceğiz ama bildiğiniz gibi bir söylem var. Politikacılar sağ olsunlar arada bir tekrarlıyorlar bunu. Eğer Türk'sen Müslümansındır. Eğer Müslüman değilsen Türk olarak o zaman sen Türk değilsin. Bunu elbette Batı tarafta biz duyuyoruz. Fakat bu bölgede yaşamadığımız için bilmediğim şeylerden bir tanesi siz ilk bir Kürt birey olarak Hristiyan olmaya karar verdiniz. Nasıl tepkilerle karşılaştınız ve genel olarak tepkiler nasıl oluyor bu bölgede? [00:01:27] Speaker B: Evet, geçmişten beri de aslında insanlar iç içe geçmiştir. Evet, benim şimdiki yakın aile daha çok Müslüman ama işte dede, dedenin işte anne tarafına falan baktığımızda bir Hristiyan köyden derkam, köyün ismi derkamı der, kilise demek. Kam yani diriliş kilisesi demek. Köyün ismi bu yani. Hemen içimizdeki köy, altımızdaki köy, Dervet, Dercim, Derkos, hepsi kilise isimleri. Dolayısıyla yani insanlar iç içe karışmıştır burada. Ben ne diyeyim? Ve evet, Kürtlerin çoğu sayı itibariyle şu an Müslümandır. Ama geçmişte de öyleydi demek doğru olmaz çünkü karışık bir tarih söz konusu. Mesela ezdi Kürtler var. Ezdiler Kürttür. Başka bir milletten ezdi yoktur. Onlar saf Kürttür. Ondan sonra Yahudi Kürtler var. Şu an mesela İsrail'de 300 bine yakın, 400 bine yakın Yahudi Kürt var. Hristiyan Kürtler de vardı bunun gibi geçmişte. Özellikle hangi kesim? Özellikle Nasturi olanlar. Şırnak-Hakari tarafında, Vezagos Dağları'nın öbür tarafında İran'a tarafı olan kısımda orada on binlerce Kürt Hristiyan vardı. Buna da Nasturi denirdi. Daha düneyde yani Ova kısmında Süryani olan Nasturiler vardı. Yani millet olarak Süryani ama fikriyat olarak işte Nasturili'yi benimsenmiş. Nasturili Hristiyanların bir kolu. protestanlık gibi düşünülür mesela. O dönemde protestanlık gibi bir şey. Ama Hristiyandır yani. Ve çok vardı öyle. Bizim bölgemizde, doğuda Hristiyanlık, Süryanilik ve Ermenilik adıyla tanındı. Hristiyan kelimesini kimse bilmez. Ya Süryani ya Ermeni der. Ama kasıt Hristiyandır, kasıt millet değildir. Yani o milletler Hristiyanlıkla özdeş hale geldi. Süryaniler Hristiyan olan ilk millettir dünyada. Yani ilk çıkışında milletçe Hristiyan oldular. Kral Abgar zamanında Urfa Kralı. Doğru. Hristiyan oldular. Ermeniler ise dünyada ilk Hristiyan devlettir. 300-301 yıllarında devletçe Hristiyan oldu. Kral dediği biz Hristiyanız, devletimizin de dini Hristiyanlıktır. Doğru. O da devletçe bu sefer Hristiyan olan. Ve o kadar ki içişe geçtiler ki Hristiyanlıkla bu milletler kültürleri de ona göre şekillenmeye başladı. Hristiyanlığa göre şekillendirmeye başladılar. Bu nedenle bu coğrafyada Hristiyan kelimesi değil, Süryani veya Ermeni kelimesi kullanılırdı. Hristiyanlığı kastetmek için. Bu da farklı şeylere de yol açtı. Yani Kürtlerden eğer Hristiyan olanlar olduysa, ne bileyim işte Araplardan Hristiyan olan olduysa, Mardin'deyse Süryani oldu dediler, Diyarbakır'da ise Ermeni oldu dediler. [00:04:07] Speaker A: Hristiyanlığı benimsersen bir direkt millet olarak alıyorsun. [00:04:12] Speaker B: Tabii onlar için millet değildi. Onlar için millet değildi. Onlar için Hristiyanlıktı ama isim Ermeniydi ya da Süryaniydi. Bunu şöyle ifade edeyim. Mesela Lice'de Lice Ermenilerini anlatan bir kitap vardı. İşte oradaki yaşlılar anlatıyorlar kendi işte Hristiyanlık durumlarını, Lice'de nasıl yaşıyorlardı, onu anlatıyorlardı. Okuyordum, oradan bir tane teyze işte diyordu, biz Lice Ermenileri Ermenice bilmezdik diyor. Nasıl bilmezsin ya? Lice Ermenileri Ermenice bilmezdik diyor. Diyor, biz ana dilimiz Kürtçeydi. Diyor, Diyarbakır'a giderdik. Oradaki Ermeni kitlesine giderdik. Hiçbir şey anlamazdık onlardan. Çünkü diyor, biz Kürtçe bilirdik. Başka bir şey bilmezdik. Her şeyimizi Kürtçe yapardık. O zaman bazen bunu söyleyince insanlar diyor ki asimle olmuşlar. Hayır. Bu çok basit bir cevap. Asimle olmadılar. Bahsettiğimiz 100 yıl önce, 120 yıl önce Ermeniler Osmanlı'da millete sadık diye geçer. Hepsi bürokraside var ve Ermenice kitapları var. İncil Ermenici alfabeleri var. Yani sırf her pazar günü kiliseye bile gitsen asimle olamazsın. Çünkü ibadetler Ermenice yapılıyor. Türkçe yapılmıyor, Osmanlıca yapılmıyor, Arapça yapılmıyor. Ermeni kilisesi ibadetini Ermenice yapar. Sırf o kilise ibadetine kalsa kişi asimile olamıyor. Geçtim hani Osmanlı'daki o imtiyazları, devlet içerisindeki işte imkanlardan dolayı kendi eğitimlerini, dillerini öğrenmeleri, yazmaları, çizmeleri, geliştirmeleri o işin öbür kısmı. Dolayısıyla asimile olması imkansızdır. O zaman neyi kastediyor bu? Ana dilimiz Kürtçe diyor ama biz Ermeniyiz. Bunlar Kürt Hristiyan. Bunlar Ermeni değil. Mesela ben iman ettiğimde, Hristiyan olduğumda benim amcalar diyor, ''Sen Armeni oldun.'' ''Armeni'' diyorlar. ''Sen Ermeni oldun.'' ''Yoo'' diyorum. ''Ben Ermeni olmadım. Ben hala Kürdüm, Hristiyan oldum.'' ''E tamam işte, yani Ermeni oldun.'' ''Ya diyorum değil arkadaş, bak şimdi Ermenilik bir milletin ismi. Yahu tamam işte, biz yani Hristiyan olduk, biz Ermeni olduk yani.'' Yani güncel durumda da öyle. Şu an diğer tarafa gitseniz yani Ermeni olduğunu derler. Yani Hristiyan olduğunu demezler çünkü bu kelime buraya yabancı. Kelime daha çok Yunan. Ama buralar için işte Ermeni olduğunu derler. Aynı benzer durum Süryanilik için de buralarda geçerli. Mesela burada işte Hristiyan olduğunda kişi diyor ki sen Süryani mi oldun? Yo diyor. Ben hala Kürdüm ya da işte ne bileyim Türk'üm ya da Arap'ım. Ben Hristiyan oldum. E tamam işte Süryani oldun. Burada da aynı durumuz eğer Süryani milletiyle ilim dili olarak gelişiyor. Bu nedenle geçmişte çok Kürt Hristiyan vardı ve özellikle Nasturi olarak veya bu bölgede işte yine Ermeni Kirsesine Ortodos manasında bağlı olanlar olarak çok miktarda Hristiyan vardı. Nasturi Kürtler, mesela Keldani kayıtlarında var, Hakeri tarafında diyor iki Kürt metropolitliği var. İki tane Kürt metropolitliği. Metropolit ne demek? Metropolit işte bir şehrin en üst düzey Hristiyan din adamı. Mesela metropolit odur. Mesela papaz vardır. Papaz bir kilisenindir ama metropolit bütün şehrindir. Yani birçok papaz vardır, birçok rahip vardır ama tek bir tane metropolit vardır. Dolayısıyla iki tane Kürt metropolitliği var demek iki şehir bölgesi kadar Kürt Hristiyan var demek. Ve bunlar Nasturi, Kürt Hristiyanlar. İlk başlarda bunu söyleyince tabi insanların tuhafına günah siyah olur mu? Ama yavaş yavaş öylesi bazı evraklara da yetişmeye başladık. Mesela bir kitap göstereyim. Bu kitap, Terenumin Kurdi. Bu ilginç bir kitap. Geçen ay basıldı Mala Burhan tarafından ve çok değerli bir çalışma. Burada ne var peki? Bu nasıl bir kitap? Bu anlatacaklarımızı tasdikleyen manasında. Bunun gibi başka şeyler de var anlatacağım. Mesela bu arka kısmında orijinal yazı bu şekilde. Süriyanice alfabe. Süriyanice alfabe ile Kürtçe ilahiler bunlar. Kürtçe Hristiyan ilahileri. Süriyanice alfabesi ile. Ve bir tane değil, iki tane değil, yüz yirmi tane. Ben de kilisenin pastörüyüm. Başka dilde bir ilahi altınla eser yaparsın bir tane. Yani işte bu milletin içindeyiz. Yani onda bir dilde tamam onlardan bir tane yok ama bazen onların arasına gittiğimizde onların dilinde onlara bir tane ilahi söyleyelim de hadi bir iki tane olsun ama yüz yirmi tane yapmazsınız. Yüz yirmi tane yaptıysanız eğer yüz yirmi tane bir müfredattır. Yani sabit aktif bir kilisenin müfredatı demektir. Yüz yirmi tane Türkçe ilahi demek bir Kürt kilisesi var demektir. Çünkü bir tane değil yüz yirmi tane. Ve bu hani elimize yetişmiş. Yüz kırk yüz elli yıl öncesine ait bu. Elhamdülillah ki evrak o kadar. Belki daha eski evrak var da ama günümüze yetişmiş böyle bir evrak var. 147 yıl öncesine ait bir evrak var ve orijinali bu. Süreynica alfabeyle Kürtçe kilise ilahileri. Niye böyle bir şey yazılır? Kürt alfabesi olmadığı için tabii ki Süreynica niye yazılır? Çünkü Kürt Hristiyanlar var. Kürt Hristiyanlar var geçmişte. Bahsettiğimiz Nasturi manasında. Ve tam da bu kitabın yazılışından, basılışından 2-3 hafta sonra bu latinize edildi. Bu süryani alfabe latinize edildi. Yine Türkçe ama bu sefer latin alfabesiyle Türkçe. Önceki süryani alfabesiyle idi. Bu latin alfabesiyle. Hani herkes okuyabilsin, daha çok kişi okuyabilsin diye latinize edildi Mara Burhan tarafından. Ona emekleri için de ayrıca teşekkür ediyoruz. [00:09:16] Speaker A: Elbette, çok teşekkür ederim. [00:09:17] Speaker B: Dolayısıyla... Bu bir evrak. Geçmişte Kürt kilisesi olduğuna dönük bir evraktır. [00:09:22] Speaker A: Bir kanıt. [00:09:23] Speaker B: Bir kanıttır. Ve başka da var. Mesela başka bazı evraklar var. Yine Süryancı alfabesiyle Kürtçe Dengbej tarzında evraklar var. Dengbej nedir? Dengbej bizim buralarda çok popülerdir. Yani sözlü, melodik anlatımdır. Öyle tarif edeyim. Bilmiyorum yani o konu müzik konusundan da vakıf olmadığım için ama öyle tarif edeyim. Yani sözlü bir şekilde bir olayı anlatır o denber, o sanatçı. Sözlü şekilde ve melodik bir şekilde. Yani öyle kuru kuruya konuşma gibi değildir. Melodik şekilde bu anlatılır. Mesela şey gibi düşünelim. Kur'an'ın okunuşu gibi düşünelim mesela. Mesela Kur'an okunur. Yani izleyicilerimiz daha iyi anlasın diye söyleyeyim. Hani Kur'an'ın okunuşu gibi. Hani melodik okunur ya. Ama bu tabi dengbej yani bilenler bilir ama bilmeyenler yazarsa internetten dengbej diyen bir şeyler çıkar karşısına. Ve böylesi evlatlar var. Yine Suriyancı alfabeyle ama Türkçe yazılmış. İsa Mesih'in doğuşunu anlatan, onun çarmıha girişini anlatan, Yusuf Peygamber'in hikayesini anlatan, olayını anlatan böyle birçok olayı anlatan dengbej tarzı yazılar var evde. Hepsi Türkçe. Niye böyle bir şey yazılma veya söylenme gereği duyulsun? Çünkü bir Kürt kilisesi var. O dönemde Nasturi kilisesi. O dönem için öyle diyeyim. Sonrasında Protestan da olabilir tabi. Ama böyle bir evraklar da var. Sonradan da bir çalışma yürütüyoruz, bakıyoruz. Bir hocamız onu da Latinize edecek. Bakalım. Dolayısıyla bu hani güncel. Günümüzde en yakın olan evlatlar. Ama daha eskisi var. Daha eskiden Türk Hristiyanlar da var. Yani bu Türk Hristiyanlar'ın hikayesi sırf Nastırlıkla değil. Nastırlık da çok eski gerçi. Mesela Nastırlık ne zaman? Milletten sonra 430 yılları. [00:11:02] Speaker A: Doğru. [00:11:02] Speaker B: Yani milattan sonra, 430 yıl önce, günümüzden 1600 yıl öncesinden bahsediyoruz. Nasrullik başlangıcı o zaman. Dolayısıyla Kürt Hristiyanlığı'nın başlangıcı da o zaman olmuş oluyor Nasrullik ile birlikte. Hani bu evraklardan yola çıktığımızda. Ama daha eskisi ne peki? Daha eskisi ise bu kitap. Kutsal kitap da Medler. Evet. Bunu ben derledim, yazdım, bir araya getirdim. Kutsalitepten medleri anlatıyor. Medler kimdir? Medler Kürtlerin atasıdır. Eski zamanlarda, M.Ö. 500-600 yıllarında en parlak dönemleri o zamanlar Med İmparatorluğu vardı. Med İmparatorluğu önce Asur İmparatorluğunu yıktı, sonra Babil İmparatorluğunu yıktı ve bütün Orta Doğu'yu, Mısır'a kadar da hükmü altına alan bir imparatorluk kuruldu. Orada bir soru soracak olursam hocam, bunu. [00:11:51] Speaker A: X'de ya da Twitter'da takip ettiğinde en çok hem iddia olarak paylaşılıp ama böyle insanların tartıştığı konudan bir tanesi. Küplerin medlerle bir bağı olup olmamı konusu. Bu kitap için bir hazırlık yaparken, çalışırken hangi kaynaklardan yararlandın, onu biraz öğrenebilir miyiz? İnsanlar şey yapmasın yani bir Ender hocamız oturmuş orada yazıyor medler biz onlardan geliyoruz diyerek. Hangi kaynakları ele aldın? [00:12:18] Speaker B: Evet çok güzel. Ben tarih de seviyorum, teoloji de seviyorum. Teolojiden dolayı tabi okuyorum zaten ama tarih de seviyorum normal tarih. Hep merak ediyordum yani Ben Kürdüm. Kürd olduğum için kendi tarihimi merak ediyorum yani. Bir Türk de kendi tarihini merak ediyor. Bir Arap kendi tarihini merak eder. Yani kim hangi aidiyete mensupsa, o aidiyetinin ne kadar eskisine gitse o kadar onun için iyi oluyor. Geçmişini bilmesi insanın iyidir. O minvalde, o çerçevede ben de tarihimi merak eden birisiyim. Ve araştırıyordum. Ya medenle ilgili bir şey yok. Bakıyorum birkaç üniversitenin tarih bölümünden yazılara da ulaştım. Hani üniversitelerde ders olarak okutuyorlar. Medler diyor mesela geliyor. Bir sayfa medler, sonra perslere dönüyor. Medleri anlatmıyor bir daha. Yani pek anlatan bir kaynak yok. Ondan sonra evet Herod biraz bahsediyor. Ve Kesenope, Yunanlı yazarlar, tarihçiler. Milattan önce yaşadığı bunlar. Onlar anlatıyorlar medleri biraz. Ama yine de hani çok değil fakat yine de en çok hani medlere değinen Bunların yazıları. Herodotum ve Kesene Ope'nin yazıları. Medler'den en çok bahseden, tarihte günümüze yetişmiş en çok yazılar onlar. Fakat sonra keşfettim, daha çok anlatan bir kaynak var. Yani Herodotan da çok neredeyse, Kesene Ope'den de daha çok anlatan bir kaynak var. Kutsal kitap. Tevrat. Bunu söyleyince insanın tuhafına gidiyor. Nasıl ya? Tevrat nasıl yani ne alakası var? Tevrat medler. Tevrat yeni bir kitap değil mi? Yani medler ne alaka Tevrat'ta? Genelde toplumumuz o şekilde bakıyor oraya. Ama ben hem tarih seviyorum hem de teoloji seviyorum. Kitabı okuduğumda tarihsel yönle de değerlendiriyorum, teolojik yönle de değerlendiriyorum. Hatta bir seferinde yine oturuyorduk burada, işte deli bir dostumuz geldi. Anlatıyordum işte medlerden anlatıyordum işte Tevrat'ta bahsediyor ya hocam dedi bir tane işte misafirimiz dedi ya dini bir kitaptan tarih öğrenilmez ya olur mu yani dini bir kitaptan tarih mi öğrenilirmiş yani olmaz bu olmaz yani. Bu işin bir boyutu hani niye şimdiye kadar peki kimse bilmemiş ki bu kitapta medler geçiyor. Bu mantıktan dolayı kimse bilmemiş. Çünkü okumalı gereği değilmiş demiş bu dini bir kitap. Dini kitapta tarih öğrenilmez. Onun için oraya başvurulmamış bu konudan. İkinci mantık ise şu. Ülkemiz ağırlıkta Orta Doğu'nun Osman olduğu için Tevrat değiştirilmiş zaten. Değiştirilmiş bir kitabı zaten bırak tarih kısmını hiç okunmuyor bile. Zaten değiştirilmiş kitabı ne okuyacaksın zaten? Kur'an var ellerinde. Niye okuyacağız ki Tevrat'ı? Bu da ikinci sebep oluyor ki bu tarih orada gizli kalmış olsun. Ama Tevrat'a baktığımızda, ki burada Herodot'tan da örnekler veriyorum. Herodot'tan da alıntı var, Tevrat'ta da var. Tevrat'tan niye tarih öğrenebiliriz? Onu bir ifade edeyim önce. Tevrat'tan tarih öğrenebiliriz. Tevrat evet dini bir kitap olarak bilinir ama nereden baksanız yani kabaca bir düşünüyorum sadece kabaca, tam böyle ayrıntılı ele aldığım için demiyorum bunu. Ama diyebilirim ki %40'ı Tevrat'ın eğer ki diyanetten söz ediyorsa %60'ı tarihten söz ediyor. Yani daha çok kısmı tarihten söz ediyor. Mısır ordusundan bahsediyor, kaç tane arabası vardı bahsediyor, hangi kral vardı, Asur'un kimden, Keldani, Neblim, Babil, Hitit, Med, Pers… Yani hepsinden bahsediyor. Ondan sonra Kenan ülkesinde olan savaşlardan, coğrafyadan bahsediyor, şehir isimleri. Yani yüzde kırk belki de daha fazladır ama yani daha az, diyanet kısmı daha az, tarih kısmı daha fazla. Belki de yüzde otuz diyanet, yüzde yetmiş tarih bilmiyorum. Ama ben hani kabaca diyebilirim ki yüzde kırk diyanetten bahsediyorsa yüzde altmış tarihten bahsediyor. Tarihsel veriler veriyor bize. [00:15:42] Speaker A: Doğru. [00:15:42] Speaker B: Peki buna nasıl güvenebiliriz? Tarihsel verinin güvenilirliğinden emin olabilir miyiz? Bu da ikinci bir soru olarak geliyor. Emin olabiliyoruz. Mesela birkaç örnek vereyim. Ne kadar güvenirli, ne kadar titiz bir şekilde kayıt altına alındığıyla ilgili Tevrat'ın tarih olayları bakımından şu an söylüyorum. Bir yanı kısmı da zaten bizim için öyle. Birkaç örnek vereyim. Örneğin Tevrat'ı okuduğumuzda diyor ki Kral Koreş, büyük Med ve Pers kralı. Onun annesi son Med kralının kızıdır. Med prensesidir. Ve o kralın hiç oğlu yok. Dolayısıyla doğal varis kızı ya da kızından doğacak oğul. Ve Koreş doğuyor. Tek bir çocuk. Ailenin tek çocuğu. İlk ve tek çocuğu. Ve babası da Persli bir komutan. Yine Medler içerisinde, Medler bünyesinde olan Persli bir komutan. Kral kızını ona veriyor. Ve onlardan Koreş doğuyor. Kore Şeriki Krallığı birleştiriyor. Med ve Pers Krallığı diye geçiyor tarihte. Tevrat'a da o şekilde geçiyor. Ve sonra bir ferman çıkartıyor. Asur yıkıldıktan sonra, ele geçirildikten sonra, işte Babil'i ele geçirildikten sonra bir buyruk çıkartıyor Koreç. Tevrat'a baktığımızda, Tevrat da diyor ki Koreç buyruk çıkarttı. İşte bütün Yahudilerin özgürdür. Herkes kendi toprağına dönsün, gitsin. Tanrı'nın mabedini Kudüs'te olan, Yaruşelin'de olan mabedini de yeniden yapsın. Bütün masrafları krallık hazinesinden karşılanacak. Ondan sonra yine bakıyoruz Tevrat'a. Yine devamında bakıyoruz Medler ve Persler'in kralları. Med ve Pers kralı diye geçer hepsinde. Hepsinde birleşik anlatır Kutsal Kitap. İlginç bir anlatım. Med ve Pers. Med ve Pers. Sadece Pers değil, sadece Med değil. Sadece Med diyen kısmı var, sadece Pers diyen kısmı var ama bu kısım yani bu ortak krallık kısmında Med ve Pers diye geçiyor. Çünkü Kore her ikisini birleştirdi. Med ve Pers yaptı. Tek ortak krallık. İki millet ama tek imparatorluk olarak devam etti. Biri Kürtler, biri Farslar. Kürtlerin atası Medler, Farsların atası da Persler. O şekilde devam etti. Ve ondan sonra da her ne buyruk çıkartırlarsa da diyor imparatorluktaki her halka kendi diliyle, her ile kendi işaretiyle gönderilirdi bu buyruklar. Bu çok ilginç. Yani hem diyorsun özgürdürler hem de her halka kendi diliyle ne alakası var ya? Nasıl yani 2500 yıl önce nasıl bir feraset bu, nasıl bir anlayış? Her halka kendi diliyle buyurup göndermek. Diyebilir diyor arkadaş biz imparatorluk bizimdir, bizim dilimizi iyi konuşan herkes. Ama her millete diyor kendi diliyle yazılırdı, gönderilirdi. Sonra başka bir buyruk var mesela yine Esther'ın ikinci bölümünde. Orada da diyor ki, diyor herkes, her erkek diyor, kendi halkının dilini konuşsun. Yani demiyor herkes benim dilimi konuşsun, herkes kendi halkının dilini konuşsun. Esther birinci bölümde. Çok ilginç bir şey. Onun için tarihçiler diyordu, ya olur mu öyle şey canım yani 2500 yıl önceki gerilik düşünüldüğünde böyle bir tolerans sağlanabilir mi diğer milletlere, diğer halklara? Bu mümkün değil. Bu olmaz bir şeydir. Biz de şu an mesela sessiz düşündüğümüzde hakikaten olmaz gibi duruyor yani. Olur mu ya 2500 yıl önce nasıl bir şey? Günümüzde bile sağlanamıyor. Orta Doğu'da bu olanak. Nasıl 2500 yıl önce böyle bir şey olmuş? Ama sonra 1700 yıllarında Babil'de yani Güney Irak'ta Marduk Tapınağı'nın içerisinde yıkıntıları arasında bir silindir bulundu. Silindir. Ona Koreş'in Silindiri denir. Kitabımda da ona yer vermişim. İşte böyle bir silindir. Koreş'in Silindiri diye geçer. Bir silindir ve üzerine çivi yazısıyla bir şeyler yazıyor. Tevrat'a sadece Yahudileri tabi ilgilendirdiği için Yahudileri diyor özgür etti de. Ama o silindire baktığımızda bütün halklar özgürdür diyor. Diyor ki Babililerin sürdüğü, ki o zaman Babililerin bir politikasıydı hem de Avustralyalıların da politikasıydı, nereyi ele geçiriyorsa o halkı başka bir coğrafyaya sürüyor. Kendi toprağında kalmasın, doğrusal bağı oluşmasın ki isyan çıkmasın. Bütün halkı sürüyor öbür tarafa, o başka yerdeki halkı da oraya yerleştiriyor. Yani halkların yerlerini değiştiriyorlardı ve sürüyorlardı. Ve herkese kendi inançlarını dayatıyorlardı, kendi dillerinin öğrenilmesini dayatıyorlardı. Ama bu silindirde görüyoruz ki, orijinali British Muses'inde sergileniyor ve orada bakıyoruz, diyor ki bütün halklar özgürdür. Köle olarak Babil'in sürdüğü bütün herkes özgürdür, kendi toprağına dönsün. Kendi toprağına dönsün, kendi tanrısına tapınsın. Ne inanıyorsa da ona tapınsın. Sadece o buyruk Yahudiler için değilmiş. Tabi Tevrat'a sadece Yahudiler için geçiyor. Ama bakıyoruz bu bütün milletler için yani Babililerin sürdüğü, Orta Doğu'daki bütün milletler için aynı buyruk çıkartılmış. Ve bu silindir tam da o dönemden kalmak. Koreş'in silindiri ve altta da ismi de yazar. Kral Koreş buyruğudur. O zaman Birleşik Milletler bunun bir kopyasını yaptı. New York'taki salonuna koydu. Dünyanın ilk insan hakları beğenmemesi diye geçer bu. Yani milletlere özgürlükler tanıyan, kendi toprağına dönsün, kendi dilini konuşsun, kendi tanrısına tapınsın diyerek bu dünyanın ilk insan hakları beğenmemesi diye geçiyor. 2500 yıl önce, 2600 yıl kadar önce yapılmış bir şey. O zaman bakıyoruz, demek ki Tevrat doğru söylemiş. Yani o toleransı sağladığını söylüyor Tevrat. Demek ki istikrarlı yazmış, tam yazmış. Bu silindir çıkmazsa haraçlı olacaktı. Acaba bu sözlerden emin olabilir miyiz, olamaz mıyız diye. [00:20:44] Speaker A: Kesinlikle. Burada şey ilginç çekici hocam, hem bundan bahsederken hem de hatta senin o ilk paylaşımında bu Kürtçe ama Süryani alfabesiyle yazılma konusu da mesela yine bir varsayım. Yani Süryancıysa Süryancıya etnik Süryanilerden gelmelidir gibi bir beklenti oluşuyor. Burada da yine bir, ya Kutsal Kitap'ta yazıyorsa dini bir kitap bu. Orada dini şeyler yazar. Yani oraya gidip de tarihle bir tarihi bir bilgi beklememeliyiz. [00:21:12] Speaker B: Beklememeliyiz gibi bu yanlış bir fikir. Kesinlikle. [00:21:15] Speaker A: Aslında hocam bunun aynısı arkeoloji için de geçerli. Bir Biblical Archeology diye bir kanal var. Oradan inanılmaz yetenekli bir arkeolog ve Orta Doğu'da farklı konuları araştırıyor. Fakat şu sonuca varıyor her seferinde. Diyor ki bir başlangıçta arkeolojiyi biz kutsal kitaptan öğrenemeyiz. Bu nedenle oradakine hiç bakmayalım. Biz kendimiz araştıralım. Araştıran araçlar bulamıyorlar ya da yanlış yerde buluyorlar ya da öylesine bir yere işaret ediyorlar ama hiç kimse ikna olmuyor. Sonra da bu adam kutsal kitaba uygun bir şekilde diyor ki bir de buraya bakalım. Yani elimizde bir şeyler yazıyor en azından. Biraz daha bizim düşüncemizden eski ve ona bakarak da yeni yerler keşfedip YouTube kanalına çok güzel yayınlıyor. Bu da işte aslında beni şuna itiyor yani düşüncemiz ney? [00:21:55] Speaker B: Biz çok geliştik. [00:21:56] Speaker A: Biz inanılmaz, biz çok eğitimli insanlarız abi. Bak ne kadar da birbirimize hoşgörüyle davranıyoruz diye düşünmemiz gerekirken 2500 yıl önce bizden daha hoşgörüyle davranan, 2500 yıl önce bizim şu an ben söylersem yanlış anlarlarsa ne olur? Acaba tarafında kalırken o zaman kralın bile böyle bir tavırla, bir hoşgörüyle halkın yönettiğini görüyoruz. Yani çok değerli yani orada bir durdurma ihtiyacı hissettim çünkü beklemiyoruz böyle bir bilgiyi kutsal kitaptan ya da bir kraldan. [00:22:27] Speaker B: Evet. Başka bir örnek daha var. Mesela Hititlerle ilgili. Bu mesela Kral Koreş'in özgürlükler fermanı. İnanmıyorlardı insanlar ama sonra o silindir bulununca ha dediler varmış ya, evet varmış, doğruymuş demek ki. Demek Tevrat doğru kaydetmiş, doğru söylemiş. Hididlerle ilgili de öyle mesela. Tevrat'ı okuduğumuzda çokça Hididlerden bahseder. Hididlerden, Hidid Mısır Savaşı'ndan, Hididlerin kenar ülkesinde olduğundan yani birçok farklı açıdan Hididlerden bahseder. Ve 1880-1990'lara kadar dünyanın Hididlerden haberi yoktu. Bu nedenle de o zamanki tarihçi yaratıcılıklar ya diyor Tevrat kendi kendine bir halk uydurmuş Hittitler diye. Hittit diye bir şey yok arkadaş. Yani hiçbir arkeolojik kalıntısı yok, hiçbir şehri yok, bir kabartması yok, bir yazısı yok. Hittit diye bir şey yok. Ama Tevrat kendi kendine Hittit diye bir milletten bahsediyor diyorlardı. Sonrasında ilk bulgular 1830 yıllarında bulundu. Yine Türkiye'de. Ondan sonra 1890'lara varıldığında daha çok bulgular çıktı. Adı bile çıktı. Hidid diye isim bile çıktı. Yazısı çıktı. Şehri ortaya çıktı. Ve kardeş anlaşması çıktı. Tevrat, Hitit-Mısır Savaşı'ndan bahsediyor. Tam da Hititler-Mısırlar savaşmışlar, sonra anlaşmışlar ve bu da tarihteki ilk barış anlaşması diye kayda geçti. Tablet çıktı savaşta, işte anlaştı, tamam geri çekiliyoruz, barış anlaşmaları, barış koşulları vs. anlatılan. İşte tablet çıktı, Hitit-Mısır Savaşı'nı anlatan. O zaman baksalar, aa Tevrat kendi kendine söylememiş. Ve tam da Tevrat'ta anlatıldığı gibi. Mısırlılar savaşmışlar, o da var ve bunun anlaşması ortaya çıktı. O dönemden kalma. Dolayısıyla bu da yine gösterdi ki Tevrat doğru söylemiş. Aradan 2500 yıl geçmiş. Kapalı kalmış, hitizler, alkalı hiçbir şey yok ama Tevrat'ta var. Bu arkeolojik olarak Tevrat'tan yola çıkarak tarihi öğrenebileceğimizi gösterir ve bu bize bir güvenlilik sağlıyor. Demek ki Tevrat'tan yola çıkarak medlerle ilgili bir şeyler öğrenebiliyoruz, tarihle ilgili bir şeyler öğrenebiliyoruz. Burada Kutsal Hitap'ta medler dediğimizde hem Tevrat'tan hem de İncil'den bir şeyler öğreniyoruz. Medlerin mesela şeyinden bahseder. İşte med ve perslerin değişmez kanunlarına diyor eklendi. Bu ibaret çok var Tevrat'ta. Medvet, perserin değişmez yasası diye bir yasa varmış. Nasıl yani 2500 yıl önce yasa çıkartıyor Kıran ama... kendinin hoşlanmadığı, istemediği bir şeyi buyuruyor, sonrasında farkına varıyor. Kral, Med Kralı Darius. Sonra vezirler ve bilge kişiler geliyor. Diyor ey kral, tabii kral çünkü yasayı onaylamak istemiyor, yürürlüğe koymak istemiyor. Ona söylüyorlar, akşama kadar yol yordam alıyor. Akşam oluyor, geliyorlar. Vezirler, işte o dönem işte bürokratları, ey kral, bilmelisin ki Medve Persler'in değişmez yasalarına eklenen bir şeyi kral dahi değiştiremez. Değiştiremez bunlar. Tehdit ediyorlar bunu. [00:25:19] Speaker A: Kendi yazdığı kanunla. [00:25:20] Speaker B: Kendi yazdığı kanunla. Uygulamak zorundasın. Kral tamam diyor, uygulayın. Yani kraldan bile üstün bir kanun var, bir prensip var, bir ilke var. Yani öyle bir feraset. Yani bir kural, kural her şeyden üstün. Kural kraldan üstün. Yasal kraldan üstün. Yani herkes ona hürmet gösterir o kanuna, o kurala. Öyle bir kural var. Dünümüze ne kadar lazım değil mi? Böylesi yasalar, böylesi kurallar, değişmeyen prensipler. [00:25:46] Speaker A: Çok hoş geliyor. [00:25:46] Speaker B: Topik duruyor. 2500 yıl önce yapmış insanlar bunu. Medler, persler birlikte yapacak bunu. Bunu da söyleyince insanlar yine aynı, az önce konuştuğumuz gibi, ya olur mu canım ya böyle bir şey var mı ya, nasıl ya değişmeyen kanun diye bir şey mi varmış? Sonra bakıyoruz, Yunanlı tarihçi Herodot kendi kitabında, 7. kitabı olsa gerek, orada diyor. Diyor ki, medler diyor, medlerin birçok yönünü anlatıyor ve bu kısmına da değiniyor. Diyor, kanunlardan başka hiçbir efendisi olmayan özgür bir halktır. Kanunlardan başka. Kanunlar onların efendisi gibi. Kanunları kendi efendisi gibi sayıyor. Kanun dedi mi tamam bitti. Yani diyor ya işte şeriatını kesip bağırmak acımaz. Kanun demek ki diyor onlar kanunu çıkarttı mı bitti. O kanun kesin ve kesin uygulanmak zorundadır. Kimse değiştiremez. Herkes riayet etmek zorundadır o kanuna. Kral da dahil olsa. Çok ilginç şeyler. Kesinlikle. Halbuki Kusay Taptan Medler diyorum. Bu tip şeyler var içinde. [00:26:41] Speaker A: Nereden bulabilirler hocam? Videolar çünkü eminim okumak isteyenler olacaktır. Nereden bulabilirler bunu? İnternet üzerinden satın alabilirler mi? [00:26:49] Speaker B: Bu ikinci baskıdır. Şu anda gösteriyorum zaten. İkinci baskıda görseli farklı, birincisinin farklı. Bulurlarsa bunu alsınlar. İnternette yazarlarsa Kusay Taptan Medler, bazı yayın evleri internette satıyorlar bunu. Oradan satın alabilirler. Bu yakın zamanda da yeni bir tanesi çıkacak. Yeni bir yayın evi, aram yayınları. Onlar şu an bunun üzerine çalışıyorlar. Çıkartacaklar yani yakın zamanda. Çıkacak yeni bir baskıyla. Üçüncü baskı olarak çıkartacaklar. Ve niye bu dikkatimi çekti? Hem tarih açısından dikkatimi çekmiştir bu hem de teoloji açısından. İlk Hristiyan olanlar Kürtlerdir. Medlerdir. Dünyadaki ilk Hristiyan olanlar bir madlerdir. [00:27:25] Speaker A: Hocam biz şey olayları vardır ya bir iddia olarak bir diğer gün birini izliyordum. Şey dedi bana, yani bana demedi. Televizyona izlerken biz bunun podcast'ı üzerine şakalaştık. Adam Adana dedi, Asıl dedi, Aden. [00:27:38] Speaker B: Adem Bahçesi'nin. [00:27:39] Speaker A: Bahçesi'nin olduğu yer Adana'dır dedi. Çünkü Ceyhan, Seyhan aslında. [00:27:42] Speaker B: Bir de Adem var, ismi de Aden. [00:27:44] Speaker A: İşte oradan ilerleyerek Aden, Adana falan. Bayağı bir şaşırttı. İster istemez ilk tepki mi o oluyor? Yani hocam yani bazen çiftler yapıyor. İlk dil bizim dilimizde. İlk dilin böyle yaptığı bir şey vardır. Kızıl deliler bizden gelir. Böyle her tarafta bir elimiz kolumuz varmış gibi. Bunu duyunca insanın tepkisi hocam... Tabii tabii doğru. Onu açıklar mısın biraz? [00:28:05] Speaker B: Doğru. [00:28:05] Speaker A: Neyi kastediyorsun tam olarak? [00:28:07] Speaker B: Tevrat'a baktığımızda oradan İncil'e doğru geleceğim. Tevrat'ta Daniel bölümünde tabii öncesi de var sonrası da var. Orada Daniel peygamber var. Babil tarafından sürülmüş, Babil'e götürülmüş. Sonra da yüksek rütbelerde Nebukadnezar'ın yanında hizmet etmiş. Ondan sonra Babil şehrini Medler ve Persler birlikte ele geçirince baktığımızda diyor ki 62 yaşındaki Medli Darius Kildan kralı oldu. Medli Darius, Kral Darius Babil'in kralı oldu. Büyük kral Koreç'tir, imparator gibi düşünelim. Bu da kral. Ama özellikle milletini belirtme gereği duyuyor sayıtlarda diyor, Medzidaryus. Babil veya işte Babil'e bağlı yerlere o kral olarak atandı. Ve ondan sonra Daniel'le ilgili bilgi var, onu da duyuyor demek ki. Onu vezir yapıyor. Daniel peygamberi kendi veziri yapıyor. Üç tane büyük vezir var, bir tanesi Daniel. Peki nereden biliyor? Babil'de alim kesimler var, bilgeler var, salcılar var, büyücüler var, seyirbazlar var, işte bir de yıldız bilimciler diye bir tabir var orada, yıldız bilimciler. Daniel çok zeki, çok bilge olduğu için, Tanrı tarafından ona görümler açıklandığı için, Tanrı tarafından verilen bir bilgelikten de dolayı Nebukat-ı Nezar bakıyor Babil Kralı. Hepsinden daha akıllı, hepsinden daha bilge ve yetmiyor. Bir rüya görüyor ve rüyayı da kimse yorumlayamıyor. Çünkü sadece yorum istemiyor diyor. Benim ne rüya gördüğümü de bana siz söyleyeceksiniz. Onlar diyor, olur mu öyle bir şey ya? Biz nereden bileceğiz senin ne rüya gördüğünü kral? Yani biz nereden bileceğiz senin ne rüya gördüğünü? Ancak bize rüyanı söyle de biz yorumlayalım. Yok diyor, ben söylersem, siz bilmezseniz bile siz bir yalan söylersiniz bana, ben güvenemem yorumlarınıza. Rüyamı söyleyeceksiniz bana. Kimse söyleyemiyor. Daniel dua ediyor, Daniel teygamber. Rabbim ona gösteriyor. O da gidip krala diyor ki, sen şu şu şu rüyayı gördün ve yorumda böyle böyledir. Kral evet diyor. Onun önünde secde ediyor ve hepsinden daha büyük bir rütbeye getiriyor ve diyor ki Daniyeli, Babil'in bütün bilgelerinin, bütün sihirbazların, büyücülerin ve bütün yıldız bilimcilerin başkanı yaptı. Türkçe Kutsal Kitap'ta yıldız bilimci diye geçen o kelime, orijinal metinde, Septuagintara'da magiler diye geçiyor. Ve diyor bütün magilerin başkanı yaptı. Magiler ne? Sonra aynı magilere başka bir yerde daha rastlıyoruz. İncil'e geliyoruz. Matta 2. bölümde yine Türkçe tercümesinde yıldız bilimciler diye geçiyor. Ama orada yine orijinal metniler grefçesinde magiler diye geçiyor. Diyordu o da magiler geldiler. Dediler ki Yahudilerin kralı olarak doğan çocuk nerede? Onun yıldızını gördük, ona tapınmaya geldik. Magiler. Magiler kelimesi üzerine durmak istiyorum. Magiler kim? Yani büyücüyü biliriz, büyü yapanlar. İşte bilgeleri biliriz, bunlar alim kesim, tamam, bilge kişiler, tamam. Bana da magiler kim? Yani magi ne? Ne demek magi? Ama Türkçe tercümesi Yıldız Bilimci diye çevrilmiş. Orijinal metnine baktım da magiler diye geçiyor. Yunanlı tarihçi Herult'a dönüyoruz. Herult'a dönüyoruz. Medleri anlattığı bölümde yine diyor ki Med İmparatorluğu'nun içerisinde 6 tane büyük boy vardı. 6 kabile, 6 aşiret gibi 6 boy vardı. Tek tek isimlerini sayıyor. 6. kol Magiler diyor. Ve diyor Magiler Medler'deki en önemli kol. Diyor ki ilk başta, ilk kralları magiler olurdu. Krallığı ilk kuranlar magilerdir. Ve bu da değil. Medler zerdüştür ve zerdüştün adamları sırf magilerden çıkardı. Başka bir oymaktan zerdüştün adamının çıkması yasaktır. Zerdüştün adamı sadece magilerde olur. Başka boydan olmaz. Ondan sonra diyor, krallık anlamında diğer boylardan da kral çıkmaya başladı ama zerdüştün adamı sırf magilerde takılı kaldı. Ve sadece zevzudin adamı olmakla da değil. Bunlar çok bilge kişilerdi diyor. Çok bilge kişilerdi, çok yüksek ferasete sahiptiler. Yıldızların konumlarını tamı tamına, gezegenlerin konumlarını tamı tamına hesap edebiliyorlardı. Bu hesaplarına göre nerede bir savaş mı olacak, deprem mi olacak, kıtlım mı olacak bunu hesap edebiliyorlardı. Onun için Yunanlılar onlara bilge insanlar diye de adlandırırlardı. Bilgeler, bilge kişiler diye de onları adlandırırlardı. Ve Daniel bunların da başkanıydı. Ve sonrasında Daniel Bunar'ın başkanı, Daniel 9. bölümde, 26. ayette orada Mesih'in ne zaman geleceğini söylüyor. Diyor ki, 62 hafta sonra Mesih gelecek, sonra öldürülecek ve onu destekleyen olmayacak. 62 hafta sonra. Neye göre hafta? Yıldıznameye göre, yıldız takvimine göre 62 hafta sonra. Bu hesaba göre her 1 hafta 7 yıldır. Yıldız takvimine göre her 7 yılda 1 haftadır. Ve 490 yıl gibi eder. Ve diyor Mesih gelecek. Bir yazı var elde. Ve Daniel, Magilerin başkanı. Sadece bilgilerin değil, Magilerin de başkanı. Orada, Babil'de Magiler varmış. Magiler kim? Medler'in en önemli kolu. Ve sonra Medler, Babil'i ele geçiriyor. Ve bu Darius niye durup dururken karşı tarafın vezirini kendi veziri yapsın? Bu da tuhaf olmaz mı? O karşı düşmana öğüt vermiş bir kişi olmalı yani muhtemelen. Yani düşman saflarındaki biri olmalı Daniel. Ama bakıyorsun Darius Babilia'yı ele geçiriyor ve Daniel'i kendi yanına alıyor. Niye? Çünkü Daniel magilerinle başlanan magiler medlerin bir konu ve onlar ondan bahsetmişlerdir Darius'a. O da değil sadece. Başka bir şey daha var. Daha ele geçirilmeden önce Daniel söylüyor. Son Babil kralı Belteşesar. Ona söylüyor. Diyor, senin krallığın, diyor sen eksik bulundun. Kabelesini anlatıyorum. Sen tartıldın, eksik bulundun. Krallığın med ve persler arasında bölüşülecek. Ve Tanrı senden krallığı aldı, med ve perslere verdi diyor. Ve ondan sonra da Babil, sonrasında Babil düşüyor ve gerçekten de Medler olayı ele geçiriyor. Ve Daniel de bunu hiç çekinmeden krala söylüyor. Babil kralına söylüyor. Ve dolayısıyla bir bağlantı var orada. Onun için yıldız bilimciler, yani İncil'de geçen işte Magiler, doğuda yıldızı gördük geldik diyen Magiler, sadece Newton gibi bir gece uzanırken bir yıldızı görüp de takılmazlar peşine. Ellerinde bir evrak vardı kesinlikle. [00:34:08] Speaker A: Üç arkadaştı, kaç arkadaştı artık birlikte, takip edip değildi. [00:34:13] Speaker B: Daniel peygamber zamanından kalan çünkü o Magilerin de başkanıydı ve o yine Magilerin'i anladığı dilde dediği 62 hafta sonra Mesih gelecek. Mesih'in geleceği zamanı söyledi Daniel. Tam tamına 62 hafta sonra Mesih gelecek dedi. Yazdı bunu. ve Magilerin başkanıydı ve bu evrak onlarda vardı kesinlikle. Ve hesap ettiler, kitap ettiler, Yıldız'ı da gördüler ve takip ettiler, gittiler. Mata 2. bölümde Yıldız'ın durduğu yeri gördüler, içeri girdiler, Meryem Ana'nın kucağında İsa Mesih, ona tapındılar. Ona üç tane hediye verdiler. Sonra geri döndüler. Ve burada Midyat'ta Hah Köyü var. Onun adına, bu da Süryani kilise geleneğinin anlatısı, onun adına bir mabet kurdular. Mabet hala duruyor, kilise. Küp şeklindedir kilise. Dünyada küp şeklindeki tek kilisedir belki de. Ve Süryani kilise geleneğinde dünyadaki ilk kilise, mabet olarak denilir. Anıtlı Köyü'nde Meryem Ana Kilisesi küp şeklindedir ve bu gelenekte işte onlar geldiler orada bir kilise yaptılar sonra gittiler. Tabi şimdiye kadar hani Süryani kardeşler diyor onlar Süryanidir. Süryanidir yani onlar gidip işte tapınıp gelenler Süryanidir. Ama şimdi açıklayıcı bir şekilde konuşuyorlar diyorlar haa doğru Süryani değillerdi onlar Kürttü muhtemelen. O zaman Kürttüler. O kilise küp şeklinde yapılmış. Niye küp şeklinde yapılsın? Çünkü bakıyorsunuz İran'a Kabe-i Zerdüst var. Yani Zerdüst tapınaklarına bakıyorsunuz. Hepsi küp şeklinde. Bunlar Zerdüst din adamı. Onların nezdindeki mabet küp şeklinde olacak tabii. Çünkü onların mimarisi, mimari mantığı, mabet mantığı bu. Küp. Küp şeklinde, karı şeklinde bir kilise yapıyorlar. Onun için direkt isimleri var. Tarihte Herodot bahsediyor. Magiler Mederin bir koludur. Zerdüst din adamlarıdır. ve Daniel'in tarafına bakıyoruz. Daniel, Magilerin de başkanı oluyor ve Magilerin yani yıldızdan anlıyorlar diye kendi ifadesiyle Herodot'un kendi ifadesiyle işte yıldızlarından anlıyorlar ve Daniel de onlara yazıyor. Yıldız takvimine göre şu kadar zaman sonra Mesih gelecek. Tam da o zaman geldiğinde bunlar yola çıkıyor, gidiyor Mesih'e tapınıyor. Bunlar Kürttür. İlk Hristiyanlar Kürtlerdir bu manada. Yani medlerin magiği olan korudur, aşiretidir diyelim. Öyle diyelim. [00:36:13] Speaker A: Yorumları şu an tahmin edebiliyorum. Koro büyük ihtimal en çok yorum gelen videolardan biri olacaktı. İster istemez insanlar beklemediğimi bilgi. Ama dediğin bir anlamda doğru hocam. Araştırılmayan konulardan bir tanesi. içine bakılmayan ya da merak edilmeyen konulardan bir tanesi. Senin bunun peşine düşüp böyle biraz araştırarak hem Kutsal Kitap'tan hem Kutsal Kitap dışındaki kaynaklardan yararlanarak bir sunum yapman çok değerli. Dediğim gibi en kötü bu konuyu araştırıp bunun üzerine bir savunma, bir şey yapılması çok iyi olur eğer farklı bir fikir varsa. [00:36:46] Speaker B: Tabii ki kesinlikle. [00:36:49] Speaker A: Kilise anlayışımızda ve milletler olarak İsa Mesih'e tapınan insanlar olarak da bunları araştırmak değerli. Yani geçmişimizi öğrenmek ya bizim mesela Türkler içinde araştırma yaparken Orta Asya'da mezar taşları yine Nestorilerin o çok ticaretle uğraştıkları için ta Çin'e doğru giderken O bölgelerde kilise kurduklarını görüyoruz. Türkçe yazıtlar ortaya çıkıyor ama elbette domine inanç, sonra da neyse artık, bir anlamda artık ya bazen gizlenmek istiyor ya da konuşmak ister mi? Çünkü o kötü bir ya da negatif bir şey olarak görünmeye başlayabiliyor. Bir pastor olarak bu konularla, tarih konusuyla çok işli dışısın, var mı daha fazla merak ettiğin ya da araştırmak istediğin konular? [00:37:34] Speaker B: İşte şu an daha yakın zamandaki yani Hristiyan, az önce anlattık yani işte Hristiyan olmuş olan Kürtler, Nasturiler, onların daha fazla evrak, bilmiyorum, bir merak ediyorum. Bakalım ulaşabilecek miyiz? Çünkü şu an tam yerindeyiz yani. Bu coğrafyada oldu her şey. Her şey burada olduğu için. Evraklar buralarda bir yerlerde olmalı. Ama nerede acaba? [00:37:55] Speaker A: Unutulmuş bir köşeye saklanıyor. [00:37:57] Speaker B: Acaba nerede? Çok değerli bilgiler. Bunlar gerçekten... [00:38:00] Speaker A: Kesinlikle öyle. O ölü deniz parşümenleri, onların nasıl bulunduğunu bildiğimiz için. Buradan da her an her şey olabilir böyle. Bir yerlerden bir dökümanlar çıkabilir. Bizim için değerli. Hocam son konu olarak benim seninle sohbet ettiğimizde, o son 2-2,5 yıl önce sohbet ettiğimizde ağzım açık dinlediğim konulardan biri var. Bu da Mardin'de, Mardin Protestan Kilisesi olarak yaptığınız ve bence fırsatı olan her kilisenin yapmasını istediğim, arzuladığım bir pastör olarak benim de düşüncem budur. Bir araya geliyorsunuz. Sadece inanç paylaşmak için değil, likirler üzerine konuşmak ve bir ortam yaratmak için. Bundan biraz bahseder misin? Nasıl gelişti? Nasıl oldu? Adı nedir? Nereden geliyor? Öyle konuşarak kapatalım. [00:38:44] Speaker B: Doğru. Biraz ara verdik bu ara. Belki bir daha başlayacağız. Bu bahsettiğimiz Ares Tepesi dedik buna. Sadece kiliseden değil, kilise dışından da arkadaşlar, hocalar, öğrenciler ya da işte farklı fikirleri, tartışmayı, konuşmayı seven kişiler, kişilikler olarak bir ortak, bir grup kurduk. Önce bir konuştuk. Dedik nasıl yapalım? İşte iki haftada bir bir araya gelelim. Hangi gün olsun? İşte şu gün olsun, bu gün olsun. Günü de ayarladık. Cumaydı, cumartesi yaptık. Akşamları işte bir araya gelelim ve bir konu belirleyelim. Konu ne olsun? Konu herhangi bir konu olsun. Hiç fark etmiyorum ne olduğu. Her konuda konuşacağız dedik burada ve bunu kilisede yapacağız. Bu grubun ismi ne olsun diye tartıştık. Sonra sonuca vardık. Dedik ismi Ares Tepesi olsun. Ares Tepesi, Yunanistan'da bir tepe. İşte filozofların, işte Platon'un, Sokrates'in vs. yani tartıştıkları işte ve diğer filozofların da tartıştığı tepenin adıdır. Yunanlar o zaman antik çağda bütün yeni fikirleri o filozofik çağda orada tartışırlardı. Ares Tepesi'nde. Hatta İncil'de de geçer. Paulus oraya gidiyor. Ares Tepesi kuruluna gidiyor. Çünkü bütün yeni fikirler orada tartışılır. Şehrin sorunları da orada tartışılır. Demokrasi de orada tartışılır. Cumhuriyet, her şey orada tartışılır yani. Askeri konular da orada tartışılır. Her şeyi konuşuyorlardı çünkü felsefe yapıyorlardı. Her konuda konuşuyorlardı. Bu nedenle dedik bizim de bunda ismi, burada düzenleyeceğimiz bu toplantının da ismi Ares Tepesi olsun ve her şeyi konuşalım. Gündem önceden belirlensin, bir moderatör olsun. O moderatör o konu hakkında daha fazla araştırma yapsın ama herkes de önceden bilsin yani. Gelecek haftaki ya da iki hafta sonraki konu bu. Ve bir araya gelirdik, tartışırdık. Felsefi tartışmalar olurdu. Mesela bir sefer ölüm üzerine tartışıyorduk. Ölüm nedir acaba? Ölüm üzerine tartışıyorduk. İyi midir, kötü müdür? Yani var mıdır, yok mudur? Her şeyini tartışıyorduk. Felsefi derneğini. Ne bileyim bir sefer işte yaratıcı üzerine mesela tartıştık. Mesela bir tane arkadaş dedi ki bence işte evrendir yani. Hani evrenden işte bir mesaj gelsin. Bence öyle bir şeydir. Kilisede bunu tartışıyoruz. Olabilir. Yani ama bu ortamı sağlayalım. Dolayısıyla her konuda gerek ahlaki konularda, gerek siyasi konularda, gerek işte tarih konularında, ne bileyim dini konularda, teoloji konularda önceden bir konu belirliyorduk, üzerine tartışıyorduk. Böyle bir şey yapıyorduk, evet. [00:40:54] Speaker A: Kilise olarak ve Hristiyan olarak belki dine bağlı çoğu insan yapacağı şeylerden ya da eğilimi olduğu şeylerden bir tanesi, bu doğru. Bu doğru. Onu söyleyeyim, sen buna inan, şey olsun el sıkışalım, farklı farklı fikirlere fazla girmeye gerek yok, kafa karıştırmaya gerek yok gibi bir yaklaşım doğabiliyor. Fakat Paulus'un yaptıklarına baktığımızda, öğretim şekline baktığımızda, yine Efes'te o Tiranus ismi mesela oradan geliyor, o bir dershanede ders veriyor, öğretiyor Paulus'a ve bunu gidip filozoflarla konuşurken de onların kültüründen kaynaklar ve fikirleri kullanarak argümanlarını sunuyor. [00:41:32] Speaker B: Çok zekice. [00:41:33] Speaker A: Kesinlikle ve bence zekice ve artı anlamalarını istiyor. Maksat sadece ben biliyorum iman edildiğinde anlamalarını istiyor. Tanrı'nın Rabbini bütün aklınla seveceksin. Sadece yürek değil. Aklınla da bütün gücünü seveceksin. Aklını nasıl sevebilirim ben? Bu aklıma sevebilmem için benim bu aklımı kullanmam gerekiyor. [00:41:53] Speaker B: Kullanmadan. [00:41:54] Speaker A: İman körü körüne bir iman değil, aklın götürdüğü yerden sonra gelen bir iman. Asıl iman orada değerli oluyor. [00:42:01] Speaker B: Kesinlikle. [00:42:02] Speaker A: Ama ne yazık ki bazen o kaygılar ya yanlış ya anlamazlarsa. Biz direkt söyleyelim de öğreti budur, onlar araştırır bulurlar bir şekilde. Bunu duyunca ya da böyle bir durumda olan bir kilise olsaydı, bir pastör ya şimdi açsak böyle fikirlere karmaşık fikirler, kötü fikirler, kiliseye girer mi? Böyle bir korku varsa sen nasıl yönlendirirdin onları? [00:42:25] Speaker B: Bu korku bence çok da yerinde olmayan bir korkudur. Kişi kendi fikrinden emindir. Herkesin fikri kendine. Kişi biliyor neye inanır, neye bildiğini. Eksik kaldığını da orada tamamlayabilir. Yardımcı olabilir bu konuda. Mesela ben kutsal kitaptan bir tarihi çıkarma varmışım. Niye olmasın? Tarih ve kutsal kitap iki şey olur. Felsefe niye olmasın? Mesela Süleyman Peygamber'in yazılarına bakıyoruz. Çok felsefi derinlikteki yazılar. [00:42:53] Speaker A: Doğru. [00:42:53] Speaker B: Tam filozofik yazılar. İşte özdeğişlere bakıyoruz. Vâiz kitabına bakıyoruz. Yani çok felsefi derinliğe sahip kitaplar. Yaratıcıyı sorguluyor orada. Mesela Vâiz'e bakıyorsunuz, yaratıcıyı sorguluyor. Ve bu kutsal kitabın içinde. [00:43:04] Speaker A: Doğru. [00:43:05] Speaker B: Onu sorguluyor. [00:43:06] Speaker A: Eyüp'ün sorduğu sorular. [00:43:07] Speaker B: Eyüp'e bakıyoruz yine öyle. Ama yani dolayısıyla bu tip şeylerden korkmamak lazım. Kitapta var bunlar. Ve bunlar hani bazı konular. Hani bu hani korkulacak bir şey değil manasında söylüyorum yani. Korkulacak bir şey yok. Biz ne inandığımızı biliyoruz. Felsefemizin ne olduğunu biliyoruz. Sevgi felsefesidir. Bunu biliyoruz. Ve her şeyi tartışabiliriz. Her şeyi konuşabiliriz. Mesela her yemeği görebiliriz ama her yemeği yemek zorunda değiliz. [00:43:31] Speaker A: Doğru. [00:43:31] Speaker B: Her içeceği görüyoruz ama her şeyi içmiyoruz. Bunun gibi her fikri de öğrenebiliriz fakat bu o fikre inanacağın manasına gelmez. Bu nedenle bu konuda biraz güçlü olmak lazım. Bence zayıflığındansa daha da güçlendirir diye düşünüyorum. [00:43:47] Speaker A: Benim de bazen insanlar ister istemez bir pastorla, bir din adamıyla konuşunca, ''Hocam yanlış anlamayın ama...'' diyerekten soru soruyorlar. Ben de düşünüyorum ki ben olsam senin yerine ben de soru sorarım. Yani soru sormak zaten doğal olan. Sormamak o zaman zaten aslında bir şeyi kapatma çabası. Yani aman şimdi sorarsam uğraşmaya değmez, kafamı belki karıştırır. Bizim asla teşvik etmemiz gereken, sana katılıyorum hocam yani, soru soralım. Çünkü inancımızdan eminiz ama benim inancımda eksik yanlar olabilir elbette. Belki ben şu konuyu hiç düşünmedim ve imanlı olmayan, yani Hristiyan olmayan bir kişi benim gözlerimi o konuda açabilir. Ben onlardan öğrenebilirim bazı şeyleri. Bu da Kusaklap'ta gördüğümüz örneklerle Tanrı Her zaman sadece Hristiyanları kullanmıyor da imanları kullanmıyor. İmanlı olmayan kişiler kurallar aracılığıyla bile kendi işlerini yerine getirebiliyor. Bu özellikle bu yeni çağda bu kadar bilgi varken, bu kadar araştırma fırsatımız varken bir araya gelip kilisenin de bu konuda önderlik etmesi. Birlikte soralım. Elbette bir düzen şeklinde olması gerekiyor. bağırıp çağırma değil de bir düzenli bir şekilde olması gerekiyor. Ama bu Aras Tepesi fikri hala hakkında ve herkesle paylaşıyorum. Mardin'de bu oldu bir anlamda oluyor ve desteklemek yani bizim de bunların Aras Tepelerine ne inşa edilmesi gerekiyor ki ben de bir pastor olarak direk kendi kaygılarımı, emin olmadığım konuları paylaşabileyim ve ben de gelişeyim. Benim de buna ihtiyacım var elbette. [00:45:10] Speaker B: Biz de bir tepenin üzerindeyiz. Mardin bir tepenin üzerinde. İsmi niye Aras Tepesi olmasın? [00:45:16] Speaker A: Ama çok saygı duyuyorum hocam. Yani dilerim devam eder, dilerim artar, dilerim daha fazla kardeşimiz araştırır ve sorgular ve öğrenir, kendini geliştirir. Ama yazdığım kitaplara şimdi tekrardan teşekkürler. Kutsal Kitap'ta Medler ikinci baskısı var, şu an yayında. Lütfen alın okuyun ve aynı zamanda terannüm en kurdi. [00:45:36] Speaker B: Doğru dediysem... Terannüm müzikli... Ezgiler, müzikli ilahiler yani o manada terenum. Sadece kuru kuruya ilahi sürü denir ama terenum olduğunda o zaman müzikli yani makamı var. Bunun makamı var, makamlı şekilde okunan ilahiler. [00:45:51] Speaker A: Çok güzel ve derin bilgiler hocam. Çok teşekkürler, paylaştığı için ilk defa duydum. Bugün paylaştığı çoğu şeyi eminim dediğim gibi yorumlar gelecektir. Ağzına yüreğine sağlık. [00:45:59] Speaker B: Rica ederim. Hoş geldiniz, başkasına geldiniz. Afiyet olsun. [00:46:02] Speaker A: Şimdiden dört gözle bir sonraki seyahati bekliyorum. Evde bekleyen üç çocuk olduğu için kısa sürüyor ama çok teşekkürler. Kafını açtın, bizi böyle güzel ağırladın. Arkadaşlar... Bize eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Sorularınız, düşünceleriniz varsa hem hocamın bahsettiği konular hakkında hem de benim sorduğum sorular hakkında lütfen yorumlarda paylaşın. Seve seve okumak ve zamanı gelene cevaplamak isteriz. Son olarak da lütfen kanalımıza abone olmayı ve videomuzu beğenmeyi unutmayın. Kendinize iyi bakın, esen kalın.

Other Episodes

Episode 64

December 20, 2025 00:38:10
Episode Cover

Tanrı'nın Koşulsuz Sevgisi ve İsa Mesih'in Benzersiz Soy Ağacı

"Özgürce"nin bu bölümünde, Ramazan Arkan ile Advent döneminin dördüncü haftasında "sevgi" kavramını mercek altına alıyoruz. Tanrı'nın sevgisinin neden yalnızca bir duygu değil, eyleme dönüşen...

Listen

Episode 3

November 09, 2024 00:33:56
Episode Cover

Tevrat, Zebur ve İncil: Tapınma ve Müzik

Tevrat, Zebur ve İncil'de tapınmanın derin anlamını keşfedin. Mikail Bayyiğit ile birlikte, tapınmanın önemini ve müziğin ilahi bağlantıda nasıl hayati bir rol oynadığını anlamak...

Listen

Episode 47

August 30, 2025 00:23:28
Episode Cover

30 Ağustos Zafer Bayramı ve Mesih'teki Gerçek Zafer!

30 Ağustos Zafer Bayramı ve Mesih'teki Gerçek Zafer! 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda "özgürlük" ve "zafer" kavramlarını hem ulusal hem de ruhsal bir mercekle ele...

Listen