Episode Transcript
[00:00:00] Speaker A: Arkadaşlar merhaba. Özgürce'ye hoş geldiniz. Bugün Senem Ekener ile birlikteyiz tekrardan. Ve bugün tam olarak inanç savunması nedir? Ve inanç savunması için kutsal kitaptaki en iyi örneklerimiz kimlerdir? Onlara bakacağız. Hoş geldiniz. Tekrardan hoş geldin abla.
[00:00:14] Speaker B: Hoş bulduk, hoş bulduk. Devam edeceğiz sohbete.
[00:00:17] Speaker A: Evet, devam edeceğiz. İstanbul'un o kargaşasından çıktın geldin. Nasıl bir his Antalya'da olmak?
[00:00:22] Speaker B: Harika bir his.
[00:00:23] Speaker A: Çok güzel.
[00:00:24] Speaker B: Gerçekten İstanbul'un kargaşasının bizim üzerimizde yaratıldığı çok ciddi bir etki var. Şehir dışına çıkınca hemen anlaşılıyor o. Toroslarla beraber çok güzel bir gün bahsediyoruz.
Yaratılışı görmek zaten kendi içinde çok önemli.
[00:00:36] Speaker A: Evet, o köşeyi dönüyorsun, bir anda böyle karşısında büyük bir manzara. Dağlar ve deniz bir arada.
[00:00:41] Speaker B: Çok güzel. Antalya benim için her zaman koşarak hoşa geldiğim bir yer. Çünkü çok sevdiğim kardeşlerim var, buradaki kilise var. O yüzden her zaman benim için yeni bir sevinç ve heves oluyor onların bulunduğu yere tekrar gelmek.
[00:00:53] Speaker A: Bizler de, bizler de çok mutluyuz. Gelmene çok sevindik. Bir önceki videoda tanıklığından bahsettik. Ama neyi unuttuk? Şimdi ne yapıyorsun? Görevlerin nelerdi?
[00:01:01] Speaker B: Evet, ona gelemedik.
[00:01:02] Speaker A: Evet, bayağı güzel bir sohbetti. Onunla başlayalım mı?
[00:01:06] Speaker B: Evet.
[00:01:06] Speaker A: Bugünkü durumundan biraz bahsedelim.
[00:01:08] Speaker B: Tabii tabii. Güzel laf lafı açması gerçekten ama bazen devamlılığı kaybedebiliyoruz. Herhalde bir önceki bölümü izleyebilirler şeyi burada olacak değil mi? Kesinlikle.
[00:01:18] Speaker A: Joe Rogan'ın videosu oluyor 3 saat, 3,5 saat. Biz yarım saat 45 dakikaya tuttuğumuz için.
[00:01:23] Speaker B: Ve Kesinlikle. hala 1.2 hızla dinleyebilirler. Yani o opsiyon da var. İman ettikten sonra dediğim gibi şey için dua etmiştim.
Rabbim lütfen kullan bana verdiğin eğitimleri, donanımları, geçmişimi hepsini senin ellerine bırakıyorum ve beraber yürümek istiyorum seninle diye. İşte ondan sonra Hristiyan medya kuruluşlarında çalışmaya başladım.
Ve bununla birlikte bir usta-çırak ilişkisinde hem teoloji hem inerçi savunması donanımı edinmeye başladım. Ve bununla birlikte kutsal kitap öğretmenliği yapmaya başladım. Öğrenci yetiştirmeye başladım.
Toplantılarda konuştum, müjdeyi paylaştım. Sorularını yanıtlamaya zaten devam ediyoruz.
Bu Hristiyan hayatımızın çok olağan bir hali zaten. İşte kilisede farklı görevlerim oldu. Ama aynı zamanda bir hizmet organizasyonu aracılığıyla da bunu sürdürüyorum. Şu anda öyle Fide Kultura isimli bir derneğin başkanıyım, kurucusuyum ve orada da içerik üretmeye devam ediyoruz, bu tür eğitimler düzenliyoruz. Zoom'dan soru cevap akşamlarımız oluyor, bunları yapmayı sürdürüyoruz. Etkin bir şekilde devam ediyor. Aynı zamanda tabii ki kilisede de gözetmenlik hizmetindeyim bir grubun içinde.
[00:02:29] Speaker A: Hangi kilisede?
[00:02:30] Speaker B: Pera Diriliş Kilisesi İstanbul'da. Evet gözetmenler ve diyakonlardan oluşan bir yapımız var. Çok seviyorum kilisemi yani çok çok adanmış hissediyorum. Tanrı'nın onlar için bu hizmet fırsatını vermesi hayatımın en büyük bereketlerinden biri.
Ve orada da tabii ki yeni iman edenler oluyor.
[00:02:47] Speaker A: Onlara da ilgilenme.
[00:02:49] Speaker B: Evet evet evet sevinçle.
[00:02:51] Speaker A: İstanbul gibi bir şehrin şakasını yaptık yani. Beylikdüzü'nden pen diye uzanan bir kilise etkisi. Çok güzel. Bir de bu Fide Kultura'dan, tekrardan basacak olursak YouTube kanalı, Spotify. Ben Spotify'dan dinledim de daha çok. Farklı platformlarda, biz bunu yorumlarda da paylaşacağız zaten. Linkin de şuralara bir yere.
Editçi arkadaşlarımızdan rica edelim. Onu paylaşırlar, çok iyi olur.
O zaman hazır böyle konuyu açtık, inanç savunması. İnanç savunması deyince nedir? Benim aklıma hep şey geliyor, savunma, tartışma deyince o akşam programları bağıran, çağıran sesler, birbirini duymayan ya da hepsi aynı fikirde.
[00:03:30] Speaker B: Yanko Odası.
[00:03:31] Speaker A: Yanko Odası bazen oluyor böyle Hristiyanlık hakkında konuşuyorlar. Hristiyan yok aralarında.
[00:03:35] Speaker B: Yok hiçbir şekilde.
[00:03:36] Speaker A: Hristiyan ilahiyatını okumuş kişi yok yani böyle bir durumda.
[00:03:39] Speaker B: Ve birbirleriyle herkes hemfikir zaten. O zaman herhangi bir saygı çerçevesinde farklı argümanları duymak ya da bunların üzerine bina etmek gibi bir diyalogdan söz edemiyoruz.
[00:03:48] Speaker A: Kesinlikle.
[00:03:49] Speaker B: Fikirler tartışılmıyor zaten olanlarda.
Kişisel saldırıya dönüşebiliyor. Bu ne kadar uzak aslında bahsettiğimiz şeylerden.
[00:03:56] Speaker A: Evet.
[00:03:56] Speaker B: İnanç savunması tabii ne? Bir de dil bilimsel olarak da mesela savunma dediğimizde sanki savunulacak bir şey var da bunu yapmam gerekiyormuş gibi. Ben neyini savunacağım inancımın? Benim zaten doğru inancım yani. Onun bir şeyi yok ki kendi kendini savunur deyip.
Hiç buna girmeyen Hristiyanlarla da konuştum ben. Böyle de bir yaklaşım var aynı zamanda.
[00:04:19] Speaker A: Doğru, savunmama gerek yok yani. Böyle yazıyor, ben buna inanıyorum yani.
[00:04:21] Speaker B: Bir de Greco kökeninde apologia, o apologetics, sanki apologize yani birinden özür dilemek gibi de dönüşmüş etimolojik bir kelime olduğu için... Özür dileyecek bir şey mi var zaten şeklinde de... Açıyı mı kapatmaya çalışıyorsunuz? Nedir diye. Kesinlikle böyle sorular ilk tepkiler olabilir. Yani o ilk tepkilerin bir üstesinden gelmemiz gerekiyor mutlaka. Ama onlar sağlıklı bir konuşmanın başlangıcı olabilir.
Aslında çok basit bir şekilde yani bizim inancımızın ne olduğunu akla dayalı ve yüreği ikna etmeye yönelik bir biçimde sunma ve anlatma inancı savunması dediğimiz şey.
[00:04:57] Speaker A: Akla ve yüreğe.
[00:04:57] Speaker B: Elbette. Yani bu akla bir zihinle iletişim kurduğumuz argümanlar paylaşabildiğimiz bir düzey. Fakat bunun hiçbir zaman yürekten bağımsız olmaması gerekiyor aynı zamanda. Çünkü yüreğin ikna olması lazım ve bu ikna ediş bizim payımızın olduğu ama nihayetinde Tanrı'nın arzuladığı ve kutsal olabileceği bir şey. O zaman sınırlarımız da var aynı zamanda.
Ve daha böyle doktrinsel bir tanım yapacak olursak işte Hristiyan teolojisinin Hristiyan inancına ilişkin mantıksal, rasyonel, savunusunu kanıtlarda yapan bir alt dalı diyebiliriz. Böyle bir tanım da gerekiyorsa. Ama benim için mesela mutlaka bir ön müjdeleme yani müjdenin güzelliğinin önünde herhangi bir engel varsa o kişi için onun bir tuğlanın kalkması gibi iner savunması.
Ben bunu daha çok seviyorum bu tanımı yapmayı ve iyi haberin duyurulma sürecinin de bir parçası. İşte Etiyopyalı'yla Filipin karşılaşması gibi yani. Biri bana bu kutsal yazıları açıklamazsa ben nasıl bilebilirim? Yani var olanın üzerine de aynı zamanda inşa ettiğimiz, o yüzden bir müjdelemenin parçası diye de niteliyorum. Bir ikna çabası mı? Evet, yani Pavlus da bunu söylüyor Ayetçilerin İşlerinde, yani sizi bunlarla ikna etmeye çalıştık diye. Ama bu ilginç bir durum çünkü kusar ruhun bu iknayı nihayet olarak yaptığını biliyoruz. O zaman hala öğrencilere düşen bir şeyler de var.
Bu ortamı, zemini netleştirme açısından ya da bilgisayar olarak bir eksiği kapama olabilir. Bu bir şey sağlama, yanlış bilinenin doğru yola düzeltilmesi, bir ön yargının ortadan kaldırılması gibi. Farklı şekillerde söyleyebiliriz ama kelimemiz Apologia ve 17 kez Yeni Antlaşma'da kullanılan bir kelime bu Grekçe'de.
Hem 1. Petrus 3, 3. bölümde 15 ve 16. ayetler asıl bence inanç savunmasının hani düsturu ya da buyruğu gibi sayılabilecek. Ama Ed Sheeran işlerinde işte 22'de geçiyor, 25'te geçiyor Agripa'yla karşılaşmasında.
Felix'le Atina'da yaptığında 17. bölümde aynı şekilde. Ve Korintililer birinci mektupta da Filipinlilerde de geçiyor. Orada da bu inancı açıklamaya ilişkinde sanki bir avukatın argümanı gibi yani açarak bunu detaylandırma biçiminde de kullanılıyor.
Ama bu önemli olan 1. Petrus 3. 15-16 bize yardımcı olacaktır bu konuda ama neden yaptığımızı da bilmek gerekir değil mi? Yani neden inanç savunması yapmak zorunda düşünebiliyoruz kendimizi?
Öncelikle Tanrı'yı aklımızla sevmenin yollarından biri, en yüce buyruğu olan İsa'nın zaten söylediklerinden biri. Hem İsa'nın örneğini tatbik etmiş oluyoruz hem de elçilerin örneğini tatbik etmiş oluyoruz. O yüzden yapıyoruz. Bu kimliğine ilişkin mesela gerekçelendirmeleri İsa'nın aynı şekilde elçiler tarafından da devam ettiriliyor. Onun ikili doğası, ne için geldiği, ne yaptığı gibi bunu sürdürüyoruz ve müjdenin duyurulmasına, öğrencilerin yetiştirilmesine ilişkin İsa'nın verdiği son buyruğun Pratiğe dökülmesi aynı zamanda, inanç dökülmesi. Tabi ki öğretin, onları yetiştirin, öğrencilerim olarak yetiştirin. Bu bir anlık şey değil yani hani Hristiyan yapma değil o ama İsa'nın takipçisi, öğrencisi olarak yetiştirme. Toplumun çok farklı kesimlerinde, gündelik yaşamda, akademik, kültürel hayatta, profesyonel yaşamda ya da sanatsal alanlarda müjdenin layık olduğu şekilde duyurulmasını sağlıyor. Anlatılmasını, ifade edilmesini sağlıyor inanç savunması. Yaratıcılığın da işe girdiği bir nokta var. Sad akademik bir praktik olarak söyleyemeyiz o yüzden.
Edebiyatta da kendini gösteriyor çünkü.
[00:08:39] Speaker A: Doğru.
[00:08:39] Speaker B: Bildiğimiz iyi inanç savunmacılarının aynı zamanda kurgu eserlerini biliyoruz. Dorothy Sayers'ın ya da Sayes Rubis'in mesela ilk sayabileceğimiz.
[00:08:48] Speaker A: Evet evet retorik de buna dair. Greg Yunanlardan gelen. O retorik de onun bir parçası. Bir hitap, o insanlara bir argümanlar çok güzel olabilir.
[00:08:57] Speaker B: Kurma, onu açma.
[00:08:57] Speaker A: Evet, onun üstüne inşa etme.
[00:08:59] Speaker B: Tabii tabii. Bu bahsettiğimiz elbette biraz daha eğitim düzeyinin yükseldiği platformları kastediyoruz ama sadece senin ve benim sohbetimde de çok inanç savunması var, kaçınılmaz olarak.
Öyleyse her zaman unutmadan söylememiz lazım ki bu her Hristiyan'ın aslında farkında olsun ya da olmasın yaptığı şeylerden biri. Hele bizim gibi bir toplumda Hristiyan inancına ilişkin bu kadar çok önyargı ve yanlış anlama varken hem tarihsel anlamda hem inancın içeriği anlamında teolojik anlamda kaçınılmaz bir şekilde aslında biz müjdeyi paylaşırken inanç savunması zaten yapıyoruz. Ama bunun üzerine seninle oturup konuştuğumuzda bunu daha objelendiriyoruz ya da işte etrafındaki kutsal kitap örneklerine bakmış oluyoruz ama mesela kime yapıyoruz dediğimizde öncelikle kendimize yapıyoruz mesela.
[00:09:47] Speaker A: Kesinlikle.
[00:09:48] Speaker B: Yani ey canım işte Rab'de sevinç duy diyor yani kendime öncelikle.
[00:09:53] Speaker A: Rab'de umut bağla doğru.
[00:09:54] Speaker B: Kendime şey yapıyorum yani söylüyorum bunu. Elçilerin inanç bildirgesini okuyoruz örneğin pazar günü kilisemizde. Neden? Neye inandığımızı tekrar tekrar anımsamak için ve bir ruhsal savaş tarafı da var bunu.
Bunun ilanı çok önemli çünkü ve kilisede de İmanlar topluluğunun gelişmesi için, doğru öğretide kalması için, sahte öğretilerden kilisenin sakınılması için inanç savunması çok gerekli bir durum oluşturuyor. Bu da var yani. Ve dışarıdan olanlar elbette henüz tanımayanlar, içten bir yürekle arayanlar, kuşku duyanlar, soru soranlar, aklıyla yüreğiyle Tanrı'yı tanımaya çalışanlar için yapıyoruz. Bir de saldırı için olanlar var.
Bunlarda ne olabilir? Diğer din ve inançlara onların bir saldırısı varsa eğer buna ilişkin bir cevap vermek olabilir. Ve kültürel akımlara karşı yapıyoruz. Yani yeni bir hikaye yok aslında.
Eski bütün yalanlar diyelim tekrar güzel güzel ambalajlanıp farklı formda ve modern evet postmodern dönemde önümüze çıkarılıyor. O zaman tekrar tekrar ana müjdeye müjdeyenin o saf öğretisine basit Ama yaşam değiştirir gücüne tekrar tekrar. Tanıklık etmek için yapıyoruz.
[00:11:12] Speaker A: Çok güzel. Yani o farklı bölümleri açıkladın. Bence teker teker hızlıca birkaç sorum var her bir grup için. Çünkü ilk başta yüreğimdeki kendi içimde hissettiğim o sorulara sorup cevap vermek. Yani Rabbin sözünü hani biraz şey gibi oluyor iki kişi varmış gibi.
[00:11:26] Speaker B: Evet.
[00:11:26] Speaker A: Çünkü Davut'un yaptığı gibi.
[00:11:27] Speaker B: Eski benliğim var.
[00:11:28] Speaker A: Ve çatışma halinde. Diyor ki ya burada daha rahatlık. O mısır şeyi geliyor aklıma yani orada sarımsak var normalde. Kesinlikle.
Orada daha rahat, düşünmek zorunda değildim bunları.
[00:11:40] Speaker B: Biliyordun zaten ne olduğunu değil mi? Kendi yer almanın içinde böyle kazıyıp kazıyıp oynayıp orada durabilirdin.
[00:11:44] Speaker A: Durabilirdik yani orada kalabilirdik.
Bunu yaparken ben insanlar senin o bahsettiğin ayeti kullanarak yani Rabb'i bütün yüreğimle, bütün aklımla seveceksen aklımın dahil olması gerekiyor. Aklımın dahil olması demek sorularımın dahil olması, sorgulamam gerekiyor.
[00:11:57] Speaker B: Evet.
[00:11:58] Speaker A: Sorgulamayı, inancımız sorgulamak kültürümüzde yanlış anlaşılan şeylerden bir tanesi. Ya sen kimsin? Tanrı'yı Allah'ı sorguluyor. Sorgulaması.
[00:12:05] Speaker B: Ya sen... Haşa yani, destur falan denir.
[00:12:09] Speaker A: Bu hem kendi içimizde hem de kilisede bu sefer boy gösteriyor ve diyoruz ki, söylersem ne düşünecekler? Soru sorarsam ya... İsa'yı tanımıyor musun yani? İsa'nın karakterini ben nasıl, Tanrı'nın karakterini nasıl sorgulayabilirim? Bu bence kendi ayağımıza sıkma ya da kendi Rabbim bizi özgür kıldığı bir şeyden biz kendimizi tekrar bağlıyoruz.
[00:12:28] Speaker B: Bence de öyle.
[00:12:28] Speaker A: Geçmiş inancımızdan daha çok gelen, ben kimim ki? Ben değil de, soru sor. Zaten cevap vermeye hazır. Zaten senin onu daha iyi tanımanı isteyen bir Tanrı. Sözünü vermiş, neden sana birkaç kelam etmesin? Kutsal ruh aracılığıyla.
Konu hakkında ne düşünüyorsun? Çünkü hem kilisede bir görevin var hem de bireysel olarak sorgulamış birisin.
[00:12:47] Speaker B: Tabii. Çok şey düşünüyorum. Bir kısmını söyleyebilirim.
[00:12:50] Speaker A: Çok kısa değil herhalde.
[00:12:53] Speaker B: Ya bunun altında kesinlikle eski yaratılışımızda kalan pek çok tutsaklığımız var, zarar gördüğümüz alanlar var, oralara basıyor bu böyle bir şey. Öncelikle işte tanrının bilinmez oluşu, korkulacak oluşu, sürekli seni yakalamaya çalışan, seni yargılayacak, sana çok büyük ceza verecek diye portrelenen bir tanrıdan kaçış gibi yani. Şimdi İsa'yla karşılaşıyorum allak bullak oldum yani görünmez Tanrı'nın görünüşü ve bana doğasını açıklıyor Tanrı'nın ve çok sevecen yani beni şefkatle kucaklıyor, beni bağışladığını söylüyor, hata yaptığımda dayak yemiyorum artık.
Ya da sen ne kadar aptalsın böyle soru mu olur diyen bir öğretmen de değil.
[00:13:36] Speaker A: Birden iki değil.
[00:13:37] Speaker B: Evet ve tekrar tekrar öğretiyor yani bunları. Küçük çocukları kutsuyor. Benim geçmişte çocuk olarak soru sorup itiraz ettiğimde her seferinde ceza gördüğüm ne varsa onun tersini yapıyor.
Çocuksam, yani o yürekle geliyorsam beni kucaklıyor, her sorumun geçerli olduğunu söylüyor bana, tekrar tekrar öğretiyor, açıklıyor ve bunun böyle olmasını tarif ediyor. Bana bu yürekle gel diyor tekrar tekrar.
Taban tabana zıt.
Bu yeni yaşam büyüdükçe bunların tabii ki Hristiyan olgunlukla azalmasını diliyoruz imanların yaşamında böyle olmamasını. Soru sormanın aslında ilişkinin devamı için ne kadar zaruri olduğunu görüyoruz İsa'da. İsa sorularıyla herkesi davet ediyor kendine ve göksel egemenliği, kimliğini Tanrı'nın planını bu sorular aracılığıyla açıklıyor. İşte bana neden iyi diyorsun diyor işte ya da sonsuz yaşam sence hani nasıl ele geçecek? Senin komşun kim? Sence ben kimim? Ekleyebiliriz daha fazla.
Bunları teşvik ettiğini görüyoruz. Öyleyse bu yaklaşım sorgulanabilir kilisede. Soru sormamız engelleniyorsa, Bunun nerede sorulduğu önemli. Elbette devam eden bir pazar ibadetinde sormuyoruz bu soruyu ama ev gruplarımız, kutsal kitap çalışmalarımız bunlar için güvenli alanlardır ve ancak buralarda birlikte büyüyeceğimiz için bu sorular çok zaruridir, gelmesi gerekir. Eğer olmuyorsa zaten her şeyi biliyorsam sorum yoksa bence orası sağlıklı bir ortam da değil.
Çünkü benim anlayışımın sınırlarına sığmıştır Tanrı ve o bir süre sonra benim yarattığım bir puta dönüşebilir. Yani bana meydan okumuyorsa Tanrı, soru sordurmuyorsa zaten çok fazla hemfikir oluyorum. O Tanrı'nın ululuğu, her şeyi bilmesi, engin bilgisi beni hayran da bırakmaz kendine bir süre sonra.
[00:15:31] Speaker A: Doğru. Kavruyorum artık her şeyi.
[00:15:33] Speaker B: Elbette. Yani eğer benim anlayışımın sınırlarına sığmaya başladıysa benim Tanrı'nın acaba sözüyle ilişkim Yeterince var mı ya da derin mi diye başlamak lazım. Belki sormak lazım diyeyim yani. Çok doğru. Bu biraz ruhsal disiplinlere de giriyor ama öyle gerçekten. Çünkü her zaman hem fikir olduğunuz biri varsa ya da bir tanrı inancı varsa ben hemen onu diyorum ya bunu sen yaratmış olabilir misin acaba?
[00:15:58] Speaker A: Kendi suretinde bir laf.
[00:15:59] Speaker B: Kesinlikle. Çünkü yani insan yüreği bunu yapmaya eğitiyor.
[00:16:02] Speaker A: Doğru. İsa Mesih'in o paylaşımlarından sonra birkaç farklı tepki görüyoruz. Birisi eğilip tapabiliyor, diğeri de eline taş alıp fırlatmak istiyor.
[00:16:10] Speaker B: Kesinlikle.
[00:16:10] Speaker A: Ama bir tepki olmak zorunda İsa Mesih konuşuyorsa.
[00:16:13] Speaker B: Elbette. Aynı kalamazsınız çünkü.
[00:16:14] Speaker A: Doğru. Kesinlikle. O zaman şimdi bir sonraki bölüme geçelim. Yani bu bizi kutsal kitapta hangi örneklerle, elbette bir 1. Petrus'tan başlayalım o dediğin ayete ama aynı zamanda İsa Mesih ve elçiler bunu nasıl yaptı?
[00:16:26] Speaker B: Tabii.
[00:16:27] Speaker A: Nasıl o zaman?
[00:16:27] Speaker B: Çok keyifli.
[00:16:28] Speaker A: 2000 yıl önce.
[00:16:28] Speaker B: İzlemesi. Evet evet bunu takip etmesi çok keyifli. Eğer daha önce böyle bir okuma yapmadılarsa izleyicilerimiz onu yapmalarını çok tavsiye ederim aslında. Eçilen işleri kitabını mesela tamamen inanç savunması gözüyle okumak ya da müjdelerde İsa'nın Tanrı'nın egemenliğini, müjdeyi nasıl anlattığını, açıkladığını anlamak üzere bir okuma yapmak. bambaşka bir lensle yaklaşmamıza yardımcı oluyor ve belki Tanrı'nın kullandığı, Mesih'in bize yardımcı olmak için sergilediği yöntemleri de keşfetme fırsatı buluyoruz. Çok daha keyifli bir serüvene dönüşebiliyor. Bunu tavsiye ederim.
[00:17:02] Speaker A: O zaman o belki bir döküman çıkabilir bir gün ortaya böyle Kutsal Kitap'ta sorular ve sorgulama üzerine.
O zaman 1. Petrus hangi ayetlerdi?
[00:17:11] Speaker B: 3. bölüm 15 ve 16. ayetler. Tabii ki bağlam her şeyi. Biz neyi okuyoruz 1. Petrus'ta? Galatya bölgesinde zulüm gören, sıkıntı çeken, gizlenen, saklanan Hristiyanların yaşamına yazılmış bir mektup okuyoruz. Onu unutmamamız lazım.
[00:17:27] Speaker A: Doğru.
[00:17:28] Speaker B: Acı çeken kişiler. Ve o bölümde diyor ki doğruluk uğruna acı çekmek kısmında var zaten bu.
Oradan okuyabilirsin. 15 ve 16. ayetlere bakacağız özellikle.
[00:17:37] Speaker A: Tamamdır. Mesih'i Rab olarak yüreklerinizde kutsayın. İçinizdeki umudun nedenini soran herkese uygun bir yanıt vermeye her zaman hazır olun.
Yalnız bunu yumuşak huyla, saygıyla yapın. Vicdanınızı temiz tutun. Öyle ki Mesih'e ait olarak sürdürdüğünüz olumlu yaşamı kınayanlar size ettikleri iftiradan utansın.
[00:17:58] Speaker B: Evet birçok varsayım var burada değil mi? Öncelikle iftira atıyorlar Hristiyanlara ve bir suçlanma var yani Mesih'i çarmıha götüren olaylardan biri bu aynı zamanda. Şimdi onun izleyicilerine yapılıyor ama Mesih'e ait sürdürülen olumlu bir yaşam var. Bu kınanan bir şey. Fakat elçi burada yazıyor diyor ki bu aynı zamanda insanların dikkatini çekecek bir şey. O zaman bir süreçten bahsediyor bize burada. Yani Mesih'teki sadık yaşamımız Tanrı'nın gücüyle devam ediyorsa, Rab'le bir yaşayan ilişkimiz varsa bir süre sonra bu insanların merak ettiği ve soru sorduran bir duruma dönüşecek.
O zaman da diyor ki içinizdeki umudun nedenini soran herkese bir yanıt vermeye, uygun bir yanıt vermeye hazır olun. Çok fazla şey var. Öncelikle bir sihir ob olarak yüreklerinizde kutsayınla başla. Gerçekten çok derin yani Tanrı'nın sözünün ne kadar derinlikli olduğunu gösteren şeylerden biri bu. Bu umarım aynı hevesle belki yaklaşabiliyordur bizi izleyenlerde. Tanrı bunları açıyor. Mesela sana ilk okuduğunda söyledikleriyle belki yıllar sonra söyledikleri bambaşka bir boyuta gelebiliyor değil mi? Değişiyor.
[00:19:08] Speaker A: İlk günlere doydum, bugün de doyuyorum ama çok farklı bir yüzünden.
[00:19:10] Speaker B: Aynen. Bir de ilginç bir şekilde beslenip büyüyorsun bununla beraber. Sadece doymakla da kalmıyorsun.
[00:19:15] Speaker A: Doğru, doğru, doğru.
[00:19:16] Speaker B: Burada yanıt verme olarak çevrilen kelime Grekçe'deki apologia kelimesi. Buradan geliyor yani.
Umudun nedenini soran herkese uygun bir yanıt vermeye. Neden de logos, bilginin açıklanması yani.
[00:19:28] Speaker A: Evet.
[00:19:28] Speaker B: Bunu kastediyor. Bu yanıt vermeye hazır olma buyruğu şimdi burada kime veriliyor sence?
[00:19:34] Speaker A: Hazır olun. İmanlara.
[00:19:36] Speaker B: Evet, kiliseye değil mi? Yani bir uzmana değil, işte bir profesöre değil, çok ekstra bir eğitimi değil.
[00:19:42] Speaker A: Aranızdan birini hazırlayın, hazır olsun.
[00:19:44] Speaker B: Aynen öyle. Sorulara o cevap veriyor, ona gidin.
[00:19:47] Speaker A: O departman.
[00:19:48] Speaker B: Gibi bir durum yok. Yani bir uzmana verilmiyor. Bu buyruğu kiliseye veriyor Petrus burada. O zaman inanç tanımasının amacı da yani müjdeyi daha derin, entelektüel, karmaşık anlatmak falan değil. Bu karışıklıktan bahsetmek değil. Eğer böyle bir şeyle karşılaştırıp ben hiçbir şey anlamadım diyorsak yani orada zaten bir iletişim gerçekleşmiyordur. Müjdeye baktığımızda çok daha basit bir dille çok anlaşıldığını görüyoruz. O bir de çok ayrıştıran bir şey insanları. Yani anlattığımda onların bulunduğu yerden çok uzakta bir şey seve ulaşmıyorsa o, o zaman İkna edici bir paylaşım olmayabilir paylaştığımız şey. Onu önemsemek lazım.
Aslında kendini çevreleyen herhangi bir karışıklık varsa, inanç savunması onu ortadan kaldırmak için müjdenin derinliğiyle mutlaka ilişkilendiriyor durumu. Yani şöyle diyelim acı ve kötülük varsa Tanrı yoktur en büyük itirazlardan biri bu değil mi? Yani bunu söyleyen kişi çok yakın bir zamanda bir yakınını kaybetmiş yaşlı bir kişi ise biz ona felsefi olarak acı ve kötülük sorununun Tanrı'nın varlığını onaylayan bir teistik argüman olduğundan bahsedemeyiz.
Çünkü bu hiçbir şekilde bağlantıyı kurmayacaktır ve duyarsız bir yaklaşımdır aynı zamanda.
Orada bir ilişkiden bahsedemeyiz. O kişi acısı için de dönüp gidecektir. Zaten sizinle sohbet etmek falan da istemez gibi. Biraz daha ekstrem bir örnek verdim ama bu ilişkilendirmekle neyi kastediyoruz, ondan bahsetmek için bunu söyledim. O yüzden müjdenin hem basitliği hem de derinliği, herkes için kurtarıcı gücü olması, o kişinin yaşamına nereden dokunacak ve bu umudun nedeni onun için çekici olacak mı? Merak uyandıracak mı? Öyleyse benim verdiğim tepkiler, Tanrı ile ilişkimin gündelik yaşamıma yansıması, bunların tümü çok önemli şeyler oluşacak, detaylar oluşturacak yalnız. Baskı altındaki bir kiliseye Petrus bunu yazıyor. Buna uymak evet başıma bir takım işlerin gelmesine sebep olabilir.
Yani müjdeyi savunmak her zaman bir şeye mal olabilir bana.
Ama buna değecek mi? Evet. Bu benim inanç savunmam işte aynı zamanda.
Yani bunun uğruna.
Kendi kendime. Bunun her şeye değer olduğunu, bir hazine olduğunu, bir mücevher olduğunu düşünüyor muyum Tanrı'nın kurtaran müjdesini paylaşmanın? Mesih'in ölümün üzerinde yetkin olmasının, dirilişle bana sonsuz yaşam vermesinin ve bunun herkes için olmasının, bu bağışlamanın. Bu bana bir şeylere mal olabilir ve evet yani buna değer mi gerçekten?
[00:22:30] Speaker A: O hazineyi bulan adamın gidip varını yiyor, onu satması gibi, onu alması.
Tabi bedel var.
[00:22:36] Speaker B: Elbette hep var bunun için.
[00:22:38] Speaker A: Dediğin gibi hem bu bize özellikle ama bizim aracılığımızda da insanlara ve hatta bunu acı çekerken yapmamız öğretiliyor.
Bu da çok değerli çünkü acı çekerken, hayatımda zorluklar olduğunda bir ben var, başka kimse yok yani benim etrafımda.
[00:22:55] Speaker B: Kimse beni anlamıyor yani diye düşünüyorum.
[00:22:57] Speaker A: Evet, ben yalnızım ya da ben neden bunu hak ettim ya Tanrı neden buna izin veriyor sorusunun ortasında verilen bir soru.
[00:23:03] Speaker B: Evet, o yüzden çok etkileyici değil mi? Kesinlikle. Bu bir konfor içinde varsayılmıyor. Tüm Anadolu'ya dağılmış baskı altındaki Hristiyanlar var. Yılda milattan sonra 64 falan o civarda. Yani Hristiyanlık müthiş bir hızla yayılıyor. Aynı oranda yönetimsel olarak müthiş bir baskı var. Canlarını kaybediyorlar. Yeraltı kiliselerinde gizlenmeye başlıyorlar.
[00:23:27] Speaker A: Doğru.
[00:23:27] Speaker B: Ve müjde yayılıyor. Bu yaşam değiştiren bir müjde. O zaman zaten diyor ki Mesih'i Rab olarak yüreklerinizde kutsayın. Yani bu kutsallık içeriyor.
Tanrı'nın yaşamımda nerede olduğu konumlanması her gün beni yaşamımı değiştirmesi için ön koşul aynı zamanda. Yani benim hayatım Tanrı'nın kutsallığıyla karşılaştığında değişmiyorsa, dönüşmüyorsa, tövbeyle ve dünya görüşümün farklılaşmasıyla başka bir hale benzemiyorsa o zaman bir umut var mı ve bu umut soru sordurur mu kısmı aslında ikincil kalıyor.
Yani Mesih'ten önceki yaşamım ve Mesih'ten sonraki yaşamım, Tanrı'dan sonraki yaşamım nasıl bir resim sergiliyor dışarıdakilere? Tepkilerim değişti mi? Dünyayı anlayış biçimim, önceliklerim, neye değer verdiğim, kimliğimi nereden tanımladığım gibi pek çok şey. Kime ne kadar yardımcı olabiliyorum? Başkası için dua ediyor muyum? Zor durumda beni arıyor mu birileri? Benim için en önemli şeylerden biri budur mesela.
Arkadaşlarım ya da ailem zor durumda kaldıklarında beni aramayı seçiyorlar mı?
Onlar için bir umut, dayanak olabiliyor muyum? Çünkü bu birbirimize verebileceğimiz en değerli armağanlardan biri, zor durumlarda birbirimizin hayatına dokunuyor olmak. O yüzden bu içimizdeki umudun nedenini sunmak için de çok iyi bir fırsat aynı zamanda. İşte biz cenazede konuştuklarımızı düğün evinde konuşmayız değil mi? Yani ikisinin ayrıdır şeyi.
Ya da henüz Hristiyanlık hakkında çok az bir şey bilen biriyle konuşmamız diğerinden farklı olacaktır.
[00:25:10] Speaker A: Çok doğal olarak bu.
[00:25:11] Speaker B: Biri diğerinden üstün diye değil. Ama bağlamın gerektirdiği farklılığı önemsememiz lazım. Yani bir duyarlılık bizden içeriyor.
[00:25:19] Speaker A: Yani buradaki o uygun yanıt, o anlamda uygun. Yani duruma uygun, o ana uygun bir yanıt.
[00:25:25] Speaker B: Kesinlikle, evet. Her zaman hazır olmak. Hazır olmak bu forma girme ya da formda olma halini içeriyormuş Yunancası'nda. O zaman bu bir anda olmuyor değil mi? Yani yıllar içinde bir disiplin, Tanrı sözünün sadık çalışanı olmak, Mesih'i yakından tanımak, kilisenin zenginliğinin bir parçası olmak o zaman bunlar bir anlık bir donanım değil. Bir önceki yayında biraz bahsettik aslında bilgi çok erişilebilen bir şey yani ona her zaman erişebiliriz. Ama bizimle karşılaştıklarında İsa'yı yücelten bir yaşama ilişkin ne buluyorlar? O sevgiyi, işte anlayışı, bir anlamda sağlam karakteri Mesih'in benzerliğinde gelişen biriyle karşılaşıyorlar mı acaba?
Bu her zaman yanıt verme kısmını oluşturuyor bence.
[00:26:14] Speaker A: Evet.
[00:26:14] Speaker B: O zaman şöyle diyebiliriz, işte çok yeni bir argümanla ilgili biri ya böyle bir videoya rastladım falan, sen de onu henüz incelememişsin.
Ama böyle bir soruyla geliyorlar yani inanç sılması yapmanı bekliyor. Biraz bahsetmesini istersin değil mi? Soru sorarsın. Soruyla sohbet başlar.
Ondan söz etmesini istersin. Hali hazırda bildiğin ve zaten formda olduğun, kısa kitabını çalıştığın için, mesile yürüdüğün için Bir şekilde cevap vermeye başlarsın. Ha detaylı ve şu an senin bilginde olmayan bir şey soruyordur. Ne dersin ona? Yine Mesih Rab olarak yüreğinde kutsadığın için dürüst bir şekilde dersin ki ben bunu bilmiyorum ya. Yalan söylemezsin.
[00:26:52] Speaker A: Bu argümanı tanımıyorum.
[00:26:53] Speaker B: Bir bakayım ben buna sonra sana döneceğim.
[00:26:57] Speaker A: Kesinlikle.
[00:26:57] Speaker B: Tamam bu ne yapar? Öncelikle dürüst olmuşsundur. Var olan Mesih'in sende kutsal ruhuyla bina ettiği sözünden zaten paylaşmaya başlamışsındır. Ama aynı zamanda bir ilişkiyi sürdürür olursun çünkü sohbet edersin. Ve bir sonraki buluşma için bir zemin hazırlamış olursun çünkü dürüst davrandın ve gidip bakacağım ben bu konuya dedin. Ve bununla devam eder.
Yani bir seferlik bir argümana cevap vermek ya da bunu sosyal medyanın linç kültüründe yapmaya çalışmak her zaman meyve vermeyebiliyor.
Ama bunun yanı sıra biz biliyoruz ki bilhassa bizim toplumumuzda çok uzun süreli arkadaşlık, paydaşlık, beraber yürüme, destek olma birbirine. O en fazla müjdenin meyvesini veren, Hristiyanların İsa'yı izlemesinde, büyümesinde faydası olan yöntemlerden biri. O yüzden bunu başta demiştim ya bir süreç aynı zamanda bu diye. Benim için inanç savunmasında tabii bunun yapılışında çok farklı kademeler var ama benim için yaşam değiştiren karşılaşmalar her zaman için soruyla büyüyen sohbette oluyor ve zaman içinde o kişinin yaşamında kutsal rolünü yaptıklarını da görmeye başlıyorsunuz ama biz hazırız burada. Soruları yanıtlamak için.
Çok yakın zamanda mesela böyle bir örnek oldu. İnancımızı araştıran, kiliseye gelen, sorular soran ama bunu o kadar Tanrı'yı bilmek arzusuyla yapan bir genç hanımefendi vardı ve ne kadar derin sorular soruyor. Yani belli, aç, başka hiçbir ajandası yok. Tanrı'yı tanımaya çalışıyor, samimi. Ve bir ilişki oluştu. Gelmeye devam etti, sorularını sormaya devam etti. Ama biz onun için ne yapıyorduk bu arada? Dua etmeyi sürdürüyorduk. Ve onun yaşamında işte tanıklık ediyoruz, sohbet ediyoruz. Ve bir süre sonra Mesih kabul etti İsa'yı. Evet dedi, görünmez Tanrı'nın görünümü olduğuna iman ediyorum İsa'nın. Bunu söyleten kutsal ruh tabii ki ama o kişinin o alçak gönüllü ve samimi anlayışı, arayışı vardı altında ve Rab bunu onurlandırıyor her zaman, biliyoruz. Ama işte küstah ya da tanrı tanımaz bir yaklaşımsa bu, meyve verdiğini çok gözlemlemiyorum ben. Doğru. Zaman içinde olabiliyor kesinlikle ama o an, o anı söylüyor öyle.
[00:29:03] Speaker A: Öyle bir durum olduğunda, diyelim ki biriyle sohbet ediyoruz. Kiliseden, kilise ibadet bitti. İnsanlar soruyor, çok saldırgan bir şekilde.
O söylediğin terimlerde biraz daha böyle üstüne gele gele bir motif, bir ajandası var. Cevap hani diyorsun ya, uygun cevap. Bence biz onunla çok karşılaşıyoruz. Çünkü insanlar korktuğu için, korktuğu için böyle tepki veriyor.
[00:29:23] Speaker B: Bizim kültürümüzden bahsediyoruz çünkü Özgür. Sence benim yaşadığımız şey yani.
[00:29:27] Speaker A: Doğru. Sık sık yaşadığımız şey.
[00:29:28] Speaker B: Evet kesinlikle.
[00:29:28] Speaker A: O nedenle nasıl bir tepki önerebilirsin? Küçük bir böyle hazır konu açılmışken.
[00:29:32] Speaker B: Evet evet. Bence durumdan duruma çok değişen bir şey. O kişinin bu soruları nereden sorduğunu gözlemlemeye çalışıyorum öncelikle. Çünkü bir duyduğumuz soru var bir de onun altında yatan asıl soru var. Orayı öncelikle dua etmeye başlıyorum. Ben onu söyleyeyim önce. Kutsal vuda yani sessizce içimden dua etmeye başlıyorum ve Rab'den yardım istiyorum. Öyle ki benim fark edemediğim bir şey varsa yani Rab konuşsun benim ağzımdan ve onu görmeye çalışayım neyse diye. Ama her zaman bu kadar hani kontrollü bir şey olmayabiliyor yani. Öncelikle bunu saygı çerçevesinde yapmaya çalıştığımızı söylüyoruz tekrar tekrar. Ve eğer bu kilisede oluyorsa kilisenin Tanrı'nın evi olduğunu söylüyorum ve onların var olan inancında oraya saygısızlık etmenin ne kadar büyük bir günah olduğundan bahsediyorum. Yani burada o saygısızlığı yapmanın. Bir başka şey onların eğer inancını biliyorsam ve kutsal yazılarını biliyorsam ki bu bir şekilde hazırlık yaptığım anlamına da geliyor yani. Onlardan önceki kitaplara uyulmasının, onların dediklerinin kabul edilmesinin bir gereklilik ve kabul edilmemesi halinde çok büyük bir ceza gerektirdiğini hatırlatıyorum. Aslında onların bulunduğu yere gitmeye çalışıyorum. Yani en basit haliyle empati diyebiliriz bu. Ve bunu kavgaya dönüştürmeden öyle ki sonra müjdeye yaklaştığında ben kişisel bir engel oluşturmayayım onlara diye ve öz denetimde tabii ki kalmaya çalışıyorum. O yüzden de dua ediyorum zaten. Kutsal ruhla bunu yapayım ki sonra bu kişi geldiğinde belki evet mahcup olarak da gelebilir tekrar. Tekrar bir konuşma fırsatı olsun diye. Burada mesela belki sen de duymuşsundur, şu yaklaşımlar da vardır. Değerli olan bir şeyi çarçur edilmesi için harcamamamız gerektiğiyle de ilgili.
[00:31:11] Speaker A: Doğru.
[00:31:11] Speaker B: Vardır bu. Söylenir tabii ki yani.
[00:31:13] Speaker A: Elbette.
[00:31:13] Speaker B: Var, bu var elbette. O konuda bence gerçekten çok derin bir bilgelik gerekiyor o an için. Eğer anlayabiliyorsak o kişinin sorusunu, mesela bu saldırıların arkasında çok derin bir korkusu olabilir bu kişinin.
[00:31:26] Speaker A: Kesinlikle.
[00:31:26] Speaker B: Öyle korkuyordur ki ölümle ilgili mesela. Yani eğer benim inandığım doğru değilse eyvah bütün bu hayatımı harcadığım şey ya yalansa o zaman tabii ki saldırıya geçeceğim.
[00:31:38] Speaker A: Doğru.
[00:31:39] Speaker B: Başka bir seçenek bırakmıyor çünkü.
[00:31:41] Speaker A: Benim direkt hayatımı tehlikeye atıyorsun, geleceğimi tehlikeye atıyorsun. Kesinlikle.
[00:31:45] Speaker B: Yani sen beni gerçek bir ölümle tehdit ediyorsun. Ben ödül alacağım zannediyorum öbür tarafta. Yani Tanrı'nın adına yaptığım bu işlerden ötürü ödüllendirileceğimi düşünüyorum ama sen diyorsun ki hayır yani bunlar günah, Tanrı'nın isteği bu değil diye. Doğruların çakıştığı bir noktaya geliyor çünkü. O zaman bunu anlamak değerli yani onu fark edebilmek. Her zaman böyle tabii burada konuşması rahat diyorsun.
[00:32:08] Speaker A: Sorduklarında bir saniye vizyo izlemem gerekiyor şurayı bir iki saniye.
[00:32:12] Speaker B: Hiç böyle bir şey değil tabii ki. O yüzden yani her zaman Rab'le yakın bir ilişkimiz varsa gerçekten kutsal ruha güvenebiliriz bu anlar için. Benliği öldürüp ruhla cevap vermeye, o eski doğamızdan kaynaklanacak, aynı şekilde işte ben sana bir haddini bildireyimden uzaklaşmak için o cüret olmasın bizde diye alçakgönül bir şekilde. Ama bu şey anlamına gelmiyor. Yani tabiz vereceğiz, doğruyu söylemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Bulunduğumuz yer çok önemli eğer kilisedeyse. Nerede olduğunun farkında olması lazım aynı zamanda. Adabıyla. Adabıyla yapılması gerektiği. Bunun olmadığı haller için Londra'daki Hyde Park konuşmacı köşesine davet edebiliriz. Oradaki videoları açabilirler.
[00:32:54] Speaker A: Bağıra bağıra.
[00:32:55] Speaker B: Kimsenin birbirini duymadığı ama ısrarla üzerine konuştukları karşılaşmalar da var.
[00:33:01] Speaker A: İsa'nın bir Hyde Parkı yoktu. Havra içinde ve hemen Havra'nın dışında bir ter bitmez konuşmalarını görüyoruz.
[00:33:10] Speaker B: Halkın bulunduğu yerlerde, bol bol.
[00:33:12] Speaker A: Ve bazen de o dağ tepelerine kadar çıkaraktan birçok insanın konuştuğunu görüyoruz. İsa Mesih için seninle konuştuğumuzda dediğim ki en iyi örneğimiz zaten İsa Mesih. Sonra İsa Mesih'i kopyalayan bir anlamda onun gibi olmaya çalışan elçilerin yaptıkları, Paulus'un özellikle elçilerin işlerinde. Ona bakacak olursak o zaman biraz nasıl örnekler İsa Mesih bize gösteriyor?
[00:33:35] Speaker B: Evet, yani İsa Mesih sorularla başlıyor her zaman. En büyük örneği orada görüyorum. Her seferinde de beni çok şaşırtıyor zaten.
Yani çünkü sorular sorduğunuz zaman insanların sahip oldukları genel ya da kişisel ön yargılar ortaya çıkmış oluyor bir şekilde. Sohbet ilerliyor. İşte Luke 18'de mesela iyi olmanın cennete gitmenin bir yolu olduğuna dair ön yargıyla karşılaşıyoruz. Çünkü İsa soru soruyor. Yani sence iyi olan kim diye yani. Onunla başlıyor mesela. İsa bunu bilmediği için mi yapıyor? Hayır, biliyor bütün yürekleri ve motivasyonları bildiği halde.
Aynı zamanda kültürel ve işte geleneksel önyargılar da ortaya çıkıyor. Örneğin birinin kefaretle ilgili bir sorusu varsa orada kurbanın kanı temizlemesiyle ilgili olduğunu düşünebiliriz. Bununla ilgili bir soru soruyorsam, örneğin Kurban Bayramı döneminde konuşuyorsam kültürel olarak bu müjde için çok güzel bir köprü kurabilir ve buradan gidebilirim. Yani neden kurban kan dökme günahları ortadan kaldırıyor? Hani buna niye inanıyorsun diye. Orada bir varsayım varsa kültürel olarak. Bunu şey yapabilirim, sorgulatabilirim. Ortak babamız İbrahim'e götürür bu konuşma aynı zamanda. Oradan da vaatten bahsedebiliriz tabii ki gibi bir başka pek çok konuya ama müjdeye çok yakın bağlı yani Mesih'in yaptığı işe bizi götürebilecek bir noktaya getirir.
[00:34:53] Speaker A: Bu soru sorma tarafı çok önemli.
İsa Mesih her şeyi bilen. Her şeyi Egemen Tanrı'nın yöntemi soru sormak ve çok sade ve kısa hikayelerle bunu anlatıyor. Bazen bu çok zor oluyor bizim için yapmak. Çünkü ben bilgi edinmişim, ben bunları anlıyorum.
[00:35:08] Speaker B: Hepsini bir salayım, seçelim seninle değil mi?
[00:35:09] Speaker A: Aynen, ben de maaşlayayım. İkinci yüzyıldan maaşlayalım, seni bu yüzyıla kadar getireyim. Kardeşim demek geliyor ama bir yandan karşımda da bir insan var.
[00:35:16] Speaker B: Evet ve ben o kişiydim aynı zamanda. İşin daha da garibi yani.
Ve ben hiç hoşlanmıyordum bana bir sürü şey anlatmalarından.
[00:35:24] Speaker A: Ne alakası var? Sana sorduğum şeyi şu kadar da sen başladın.
[00:35:26] Speaker B: Evet mi hayır mı yani?
[00:35:27] Speaker A: Aynen.
[00:35:28] Speaker B: Evet bunu unutmadan yapmak gerekiyor. Kesinlikle bu bazen bizim ben ruhsal obezite diyorum bunu.
Besliyor ki Tanrı bizi ve bunlar sağlıklı bir şekilde bizden akmıyorsa, gitmiyorsa o şişkinliğin içinde kalıyoruz ve neredeyse hani böyle gururlu bir halde yani işte bak ben neler biliyorum bunu sana anlatayım gibisinden ve bulundukları yerde onlarla ilişkide olamıyoruz. İsa bunu tam tersini yapıyor.
Yani çocuklar var onlar onun gibi gelin diyor yüreğiyle.
Adamın bacağının iyileşmesi lazım. Ona diyor ki günahların bağışlandı. Ondan sonra diyor ki hangisine şaşırdınız?
Yani neden? Hangisi Tanrı'nın işi olabilir?
Müthiş değil mi? Çok basit bir şekilde bunu yapıyor.
[00:36:10] Speaker A: Etrafındaki dini otoritenin düşüncelerini duyunca, düşüncelerini biliyor ve dönüp onlara cevap veriyor.
[00:36:15] Speaker B: Tabii. Kesinlikle.
[00:36:16] Speaker A: Duyuyor onları. Duyuyor demek.
[00:36:18] Speaker B: Umursamıyorum yani.
[00:36:20] Speaker A: O bilmiyor muydu onları düşündüğünü öncesinde? Biliyordu. Ama yine onu bir içsel, onu duyunca, onlar düşünmeye başlıyor.
[00:36:26] Speaker B: Kesinlikle.
[00:36:26] Speaker A: Ondan sonra cevap veriyor.
[00:36:28] Speaker B: Evet.
[00:36:28] Speaker A: Bizim de bu kulak-ağız olayı yani bir dinlemek gerekiyor. Kesinlikle. Çünkü kutsağırı onun aracılığıyla belki bir şeyleri ortaya çıkar. Yapacak.
[00:36:35] Speaker B: Evet.
[00:36:35] Speaker A: Sen hazırladığın, önden hazırladığın bir konuşma değil de önemli olan bir dinle.
[00:36:39] Speaker B: O diyaloğun içine dahil olmak.
[00:36:40] Speaker A: Gerçek bir ilişki olması. Nasıl ki ben Tanrım, ya Tanrım dua ederken, Tanrım direkt, sen biliyorsun zaten konuyu değil de ben yüreğimi döküyorum, Tanrı cevap veriyor yine. Ama biliyordu zaten.
Onu yapmadan önce.
[00:36:49] Speaker B: Ama orada olmanı istiyor değil mi?
[00:36:50] Speaker A: O ilişkiye zaten, ilişkiye kılan şey.
[00:36:52] Speaker B: Kesinlikle. Şimdi mesela bunu şuradan fark edebiliriz. Bizim toplumumuzdaki bence en derin arazlardan biri diyebilirim yani. Cevap vermek için dinliyoruz ya çoğu zaman. Şimdi sen az önce konuşuyorsun, ben yine kendimi yakalıyorum. Ben bir sonraki söyleyeceğim şeyi mi hazırlıyorum sen konuşurken? Yoksa seni gerçekten duymaya mı çalışıyorum? Sen o sırada başka bir örnek veriyordun çünkü. Yani onun üzerinden. Şimdi bu ilişkiyi getiriyor ama benim cevabım zaten senin ne söyleyeceğinden bağımsız gidiyorsa orada bir ilişkiden bahsedemeyiz. Orada birbirini iki duymayan iki kişinin paralel konuştuğu bir şeyden söz ediyoruz. İsa bunu yapmıyor ama. Her zaman kişilerin asıl niyetini, görünenin ardındaki konuyu, onlarla diyalog halinde olma isteğini taşıyor her zaman ve ilişki Hep böyle başlıyor. Karşılıklı sohbete dönüşerek başlıyor. O yüzden yani hani inanç savunması nasıl yapılır? İnsanın yaptığı gibi yapılır ve erkeklerden sonra muazzam bir uygulama görüyoruz. İşte Yuhan'la dördüncü bölümde Samiriyeli kadınla sohbeti. Kaydedilen en uzun diyaloglardan biri. Zaman zaman şunun bile söylendiğini duydum ya bu kadar uzun olmasa gerek var mıydı acaba diye. Yani hani bazı yerleri kesebiliyoruz okurken ya. Ama orada İsa'nın amacı günahkar bir kadını kendi varlığıyla tanıştırıp onu bir müjdeciye dönüştürmek ve bu bir anda olmuyor. O kadar derin bir şey var ki ilişkisel şey. Bildiği şeylerden yararlanıyor kadının daha önce. Yüreğindeki gerçek Tanrı arayışından, asıl derdinin ne olduğundan. Kadının bunun üzerini kapatmak istemesinden hatta.
[00:38:22] Speaker A: Siz biz olayıyla.
[00:38:23] Speaker B: Evet, siz şöyle, siz biz böyle. Yani sen yine beni bırak yani kimse benimle zaten şey yapmıyor. Onu görmesi, onunla olduğu yerde buluşması, onu bağışlayacak güç de olmasın, onu açıklaması. Dediğimiz gibi yani çok uzun bir diyalog. Ve o kadın İsa'nın ilk imanlarından biri oluyor ve bu müjdeyi paylaşıyor. Sonra diyor ki onun etkisiyle halk sen dedin diye iman ediyorduk ama şimdi diyor kendimiz biliyoruz ne olduğunu diye. Yani Mesih'in müjdesinin dinamo etkisini görmeye başlıyoruz bir kadınla sohbetinden karşılaşmasından. Ve bence Tanrı'nın bilgeliğinin çok güzel bir şeyi öbür öğrencileri şeye yollaması, yemek almaya.
[00:39:00] Speaker A: Geliyorlar yemek yiyecek, bizi o kadar yordun.
[00:39:03] Speaker B: Hayır karışacaklar çünkü sohbetin için.
[00:39:05] Speaker A: Karışacaklar şey olarak, biz bu kadar gittik yemek yedik, sen gelmişsin Samiri ile sohbet ediyorsun.
[00:39:09] Speaker B: Kadınla konuşuyorsun bir de yani, tek başına konuşuyorsun.
[00:39:13] Speaker A: Doğru.
[00:39:13] Speaker B: Ve orada İsa'nın o kadına gösterdiği nezaket beni çok etkiliyor. İsa çok güvenilir biri. Ve o kadın o kadar büyük bir yara almış ki geçmişinde ve dışlanmış tümüyle onu tek başınayken onurlandırması bambaşka bir şey. Yani varoluşuyla da onu onurlandırıyor.
[00:39:31] Speaker A: Kimlik değişimi çok net görüyoruz orada.
[00:39:33] Speaker B: Müthiş, müthiş bir karşılaşma. Her seferinde çok hayretler içinde kalıyorum gerçekten.
Bir de mesela düşündürüyor bizi sorularıyla. Yani daha önce düşünmediğimiz bir şey üzerine düşünmeye başlıyoruz. Ne mesela? Ne geliyor aklına?
[00:39:45] Speaker A: Ben insanın orada etrafında topladığı, kendi seçtiği havarilere o şeyi sorusun. ''Sizce ben kimim?'' diyişi. Çok sade bir soru. Ve diyorsun ki yani talebesisiniz. Bu soruyu cevapladıktan sonra talebesi olursun bir insanın. Bu kim? Bu İsa Mesih şudur.
Ve o soruyu dönüp insanlar ne diyor? Bunu bunu bunu diyor. Sizce ben kimim?" diyişi çok farklı bir davet. Düşüncelerini yine bilen biri olarak yapıyor bunu. Onu unutamıyorum. Hep böyle aklımda dönüyor. Sizce ben kimim?
[00:40:13] Speaker B: Bugün hala mesela her sabah Rabb'le geçireceğimiz zamana uyandığımızda birbirimize hatırlatabileceğimiz bir şey bu. Mesih benim için kim hala? Tanrı benim için kim? Kutsal ruh kim benim için hala? Beni aklayan, dönüştüren, değiştiren, olgunlaştıran Tanrı'nın gücü mü? Bunu her gün sormayı sürdürüyoruz.
İsa'nın soruları hem müjdelememiz için onsuz olmaz bir şey oluşturuyor, temel oluşturuyor. Hem de inanç savunmasında yani Tanrı'nın kimliğine ilişkin, amacına ilişkin, bu dünyaya gelmesinin ardındaki sebeplere ilişkin. Mesela inanç savunmasına bahsettik ama içeriği ne olacak onun konuşmadım. O kadar derin ki.
Ucu bucağı yok. İsa'nın öğrettiği her şeyle ilgili inanç savunması yapabiliriz, konuşabiliriz. Ama tabii ki hani başlıca alanları diye söylüyoruz yani. Farklı ediyolojilerle ilgili de yapılabiliyor bu ya da disiplinlerle ilgili de olabiliyor. Ama bu sorular zemini temizlemek, o karşılaşmanın dinamiklerinin netleşmesini sağlamak, oluşmasını sağlamak için çok elzem. Yani elçiler de bunu kullanıyor daha sonra zaten onu da görüyoruz.
[00:41:16] Speaker A: Doğru.
[00:41:16] Speaker B: Ama İsa'nın bize öğrettiği bazı konularda bilgi edinmek için soruyor.
[00:41:21] Speaker A: Doğru.
[00:41:21] Speaker B: Bilgi ediniyor. İşte Luka 9'da mesela. Sorgulayıcı bir zihin yapısını görüyoruz onda. Bir kimsenin zaten bildiği bir şeyden faydalanıyor. İşte en büyük buyruk kim? En büyük buyruk ne? Nedir diye. Onu söyletiyor karşı tarafa. Ondan sonra mesela komşum kime geliyoruz değil mi? Yani önce bildiği bir şeyden. Biz de diyoruz ya işte bizi soruyor soruyor. İsa cevabı ama soru ne o sırada yani.
Sorunun ne olduğunu kaçırabiliyoruz.
[00:41:47] Speaker A: Göklerin egemenliğine nasıl girebilirim? O da bir benzetmeyle onu detaylandırıyor.
[00:41:51] Speaker B: Kesinlikle. İşte böylelikle gireceksin göklerin egemenliğine. O zaman hani bunları bunları yaptın mı? Bu yaptım. Ben tamamım diyor. Yani liste tamam. Çek çek çek.
O zaman bir sonraki aşamaya geçelim. Hani ona hazır mısın?
[00:42:03] Speaker A: Ardım sıra geldi.
[00:42:04] Speaker B: Aslında evet, o zaman sınırımı bana gösteriyor yani. Nereye kadar onu izlemeye hazır olduğumu anımsatıyor bana İSA. Daha derin düşündürüyor bizi. Bir kimsenin zaten bildiğini kullanıyor demiştik. Kutsal yazılar üzerindeki anlayışımızı açıyor zaman zaman.
Kötü niyetli kişilerle boş etme konusunda da öyle işte. Ben de size hiçbir şey söylemeyeceğim.
[00:42:25] Speaker A: Ben de öyle tuzağa düşürmeyeceğim.
[00:42:27] Speaker B: Ne yapacağız şimdi yani?
[00:42:28] Speaker A: Sezer'in hakkını Sezer'e.
[00:42:29] Speaker B: Evet, Tanrı'nın hakkını da Tanrı'ya vereceğiz. Ya da işte bir soru soruyorlar, sen bunları hangi yetkiyle yapıyorsun diyor mesela ferisiler. O da soruyu tamamen onlara çeviriyor. Soruya soruyla karşılık verme. Yani o İsa'nın yapabileceği bir şey gerçekten. Yahya hangi yetkiyle yaptı ama içlerinden geçeni bildiği için bunu yapabiliyor İsa. Ben de diyorum söylemeyeceğim hangi yetkiyle. Mesela sen olsak ben olsak Tanrı'nın yetkisiyle yapıyor kardeşim. Onu söyleyeceğiz değil mi yani?
[00:42:55] Speaker A: İsa direkt söyleseydin yani.
[00:42:56] Speaker B: Evet yani ben Tanrıyım ve bu yetkiyle yapıyorum yani. Demiyor ama orada.
İlginç bir şekilde yani bize bunlar yardımcı olabilecek şeyler donanımız açısından. Gerisi zaten bilgisel. Çok rahatlıkla eğer o kişi daha fazla bilgi alarak Mesih'in müjdesiyle ilgili bir ön yargısından kurtulabiliyorsa bunu sağlamamız çok kolay. Ama ilişkisel olarak ben Mesih'i Rab olarak yüreğimde kutsadığım bir hayata o kişiyi ne kadar dahil edebiliyorum? Onun yanında ne kadar durabiliyorum? Bence asıl inanç savunması ve müjdeleme burada gerçekleşiyor. Yoksa argümanları birbiri ardına savurup o kişiyi hiç duymadıysam ya da bulunduğu yerle bir köprü kurmadıysam onunla çok bir etkisinin olduğundan bahsedemeyiz.
[00:43:37] Speaker A: Kesinlikle. Bunun için web siteleri var.
[00:43:39] Speaker B: Dolu.
[00:43:39] Speaker A: Oraya gidip okuyabilirim. Senin paylaştığın her şey zaten var orada.
[00:43:43] Speaker B: Kesinlikle var ve bu soruyu ilk o kişi sormuyor. Herkes sordu bu soruyu daha önce. Yani işte bizim toplumumuzdaki ön yargılar Hristiyanlık'la ilgili. Hepsinin çok fazla zamanı var. Hepsinin bir zamanı var pardon ve çok fazla yanıtı var zaten. Ama o an için o kişi gerçekten ne soruyor?
Yani onun arkasından işte dediğim gibi yeni birini kaybetmişse acı ve sıkıntı problemi için vereceğin yanıt farklı olacak. Ama bir felsefe öğrencisi soruyorsa mesela bu soruyu, başka bir şekilde yaklaşacaksın. Doğru. Ya da pusat kitabı okumaya başlamış ama henüz şeyden habersiz, genel resim, kurtuluş planından habersiz. O zaman çok güzel bir şekilde tabii ki bir genel anlatısına bakabilirsin. Bu örneğin çok rahatlıkla yapabileceğimiz şeyler. Tanıklığımızın inanç savunmasında bir etkisi olabilir.
[00:44:30] Speaker A: Doğru, doğru.
[00:44:30] Speaker B: Ama durumuna çok ilişkili.
[00:44:31] Speaker A: Bir ilahiyat profesörüyle ve profesör olmamış olabilir, o akademisyendi sadece herhalde o da. Yeni biri yanına gelmişti, birlikte çalışıyorlardı ve beni davet ettiler. Dediler ki, Özgür senin tanıklığından bahsettim, elbette Müslüman dediğim kişiler. Tanıklığından bahsettim, duymak istiyor.
Aha, şimdi başlayacağız. Ben paylaşacağım. O diyecek ki, bilmiyormuşsun, yalanmış, şuymuş bu. O beklentiyle gitsin.
[00:44:53] Speaker B: Yargılayacak.
[00:44:53] Speaker A: Yani yargı dağıtacak. Ben böyle dediğim her kelimeye dikkat etmeye çalışıyorum ki yanlış anlaşılmasın.
[00:44:58] Speaker B: Bir takım varsayımların var yani.
Bu durumu...
[00:45:01] Speaker A: Bu beklentiyle beni dağıttıklar. Yani ben buraya bir tuzağa doğru ilerliyorum adım adım.
[00:45:05] Speaker B: Sen mi öyle düşündün?
[00:45:06] Speaker A: Ben öyle düşündüm.
[00:45:06] Speaker B: Sen öyle düşündün.
[00:45:07] Speaker A: Girdim şöyle bir, zaten Ramazan sonrasında böyle iftarını açmışlar, böyle tatlı yiyoruz birlikte. Yerken Özgür Bey dedi, biraz Tanrı aklınızdan bahseder misiniz? Başörtülü bir hanımefendi. Bahsettim, bahsettim, bahsettim. Ona şey dedi, ben dedi şu kadar yıldır bir inancın içindeyim. Hiç dedi aklıma Tanrı'yı tanımak gelmedi dedi. Bunun dedi mümkün olduğunu bile bilmiyordum dedi.
Çok samimi bir şekilde yüreğini açtı. Benim beklentim, aha tuzak yani ben şimdi gireceğim burada, şöyle olacak böyle hayal ediyorum. Ama Tanrı o kişinin yüreğini hazırlamış. Bence bu da o dinlemeyle alakalı. Ben o kişiye giderken, konuşurken kutsal ruhun eşliğinde gittiğimi unutuyorum bazen.
[00:45:45] Speaker B: Kesinlikle. Ben o yüzden bunu sen mi düşündün diye o yüzden sordum. Çünkü Tanrı'nın seninle ilgili düşüncelerinde olmayan bir şey senin o an.
[00:45:52] Speaker A: Kesinlikle.
[00:45:52] Speaker B: O zaman benlikte kaldığın bir an.
[00:45:54] Speaker A: Doğru.
[00:45:55] Speaker B: Ve kendi kendine bir felaket senaryosu yazmaya başlıyorsun. Ve bu gerçeklikten kopuk.
[00:46:00] Speaker A: Doğru.
[00:46:00] Speaker B: Yani kutsal ruh her zaman bizi Tanrı'nın gerçeğine götürüyor. Ve ruhtan ayrı yaşadığımızda ya da duadan Rabb'le onun gücünden ayrı koptuğumuzda bu işte kendi çöplüğümüze geri dönüyoruz her zaman.
[00:46:12] Speaker A: Kesinlikle. Ve Tanrı onu da kullandı yani. Ne kadar güzel. Ona rağmen kullanması. Çünkü çok değerliydi.
Evet yani sadık olan o.
[00:46:20] Speaker B: Evet kesinlikle.
[00:46:21] Speaker A: Elçinin de yaptığını görüyoruz. Çok aynı İsa Mesih'i çarmıha gönderen din adamlarının karşısında o korkup saklanan, inkar eden havarilerin kutsal ruhun birlikleriyle değişip dönüştükten sonra yaptıklarını yine onlar da devam ettiriyor bu Mesih'ten, Rablerinden aldıkları örnekleri, yaşıyorlar.
[00:46:40] Speaker B: Evet, Elçilerin İşleri kitabı bence okuyabileceğimiz en akıcı, serüven dolu, macera kitaplarından biri. Yani neler neler oluyor onların hayatında. Tabii ki kilisenin başlangıcı aynı zamanda ve büyümesi bugün için bize çok şey aktarıyor ve çok derin örneklerle dolu. Hem kültürel olarak da bizi çok yaklaştıran şeyler bunlar. Mesela henüz İsa'yı tanımayan izleyicilerimiz de olabilir. Acaba okudular mı Elçilerin İşleri kitabı? Çok büyük bir kısmı Türkiye topraklarında geçiyor aynı zamanda işte Ege, Suyun diğer tarafı, bu tarafı elçilerin müjdeleme yolculuklarından oluşuyor. Ve dua ederek okurlarsa eminim yani orada hani Tanrı'nın gücü bu insanların yaşamında nasıl değişiklikleri ortaya çıkardı. Yani bir yalanın ardından belki bir süre gidebilirsiniz değil mi? Yani bu güzel bir yaklaşımdır. Ama hayatınızı vermez. Ölmeyi göze almazsınız bir yalan için eğer bu yalan olsaydı.
Ama bu gerçekse eğer ve bütün yaşamınızı değiştirdiyse bunu duyurmak, bunu anlatmak için her şeyi göze alabilirsiniz. Elçilerin tanıklığı böyle bir macera aslında, tanıklık diyelim. Ama Tanrı'nın ruhuyla devam ediyor. Tabi kutsal bir Pentecost gününden itibaren ilk kilisenin kurulması. Tam da senin söylediğin gibi Petrus orada bir vaaz veriyor. Diyor ki bu sizin astığınız, öldürdüğünüz İsa Mesih'tir ve Tanrı onu ölümden diriltmiştir. Biz de bunun tanıklarıyız diyerek anlatmaya başlıyor. Tabi ki acı ve sıkıntı dönemi de geliyor.
İnerji savunmasının tarihçesi dersek bu çok sonradan ortaya çıkmış, kilise babalarında çıkmış bir disiplin değil o yüzden. Yani direkt İsa'yla ve elçiliğiyle beraber işte gidin herkese müjdeyi duyurun. Yeşilimden başlayın, dünyanın diğer ucuna kadar bunu anlatın dediğinde zaten elçiler dönemi devreye giriyor. Sonra kilise babaları işte İgnatius diyebileceğimiz hala ikinci yüzyıldayız bu arada. İşte Tanrı'nın kendisi bedence açıklanmıştır diyor. Mesih bilim üzerine bir inanç savunması yapıyor. İşte Clement var, Irenius var, 150'ler, 180 yılları bunlar. Sonra biraz bu işte çöl dönemi babaları var. Tertülyan, Origen sonra ikinci, üçüncü yüzyıla gidiyoruz burada. Kurtarıcının aynı zamanda Tanrı olmasından ötürü kimse alınmamalıdır diyor mesela Origen. Ve felsefeci biliyorsun aynı zamanda. Bu o zaman dünyası için de çok radikal bir şey yani. Hem kurtarıcı aynı zamanda tanrı yani o zaman işte bir mit olarak kurtarıcı var ama bunun aynı zamanda tanrı olması çok nedir o ofansif geliyor insanlara yani hani mümkün değil olamaz diye bunun üzerine yazıyor gibi. İşte Augustine var o dönemden yine sonra Ortaçağ geliyor tabi ilerleyen düşünce. Bu arada kilisenin çok büyüdüğünü atlamamamız lazım yani.
[00:49:08] Speaker A: Kesinlikle aynen başlangıçta o Pentecost gününde birkaç bin kişiden Sonra 300'lü yılların başında yaklaşık Roma İmparatorluğu'nun yüzde 10'u. 6 milyon, 7 milyon civarı.
[00:49:19] Speaker B: Çıkıyor zaten. Bu arada coğrafi bir gelişmeden de bahsediyoruz. İşte Hindistan'a kadar gidiyor müjde. Aynı şekilde Afrika'nın daha iç kısımlarına ulaşıyor. Ondan sonra işte Orta Çağ dönemi, Thomas Aquinas, Luther'in dönemi o zaman o reformasyonu başlatan şeylerden biri de aslında Luther'in inanç savunması.
[00:49:36] Speaker A: Doğru.
[00:49:37] Speaker B: Bir kısmıyla.
[00:49:38] Speaker A: Soruları.
[00:49:38] Speaker B: Soruları, sordukları, rahatsızlıkları bununla ilgili. Örneğin işte Pascal var o dönemden, Blaise Pascal aynı zamanda bir bilim insanı. Tanrıyı bilmekle onu sevmek arasında ne büyük bir uçurum var diyor mesela. Çok güzel bir söz değil mi? Tanrı'yı bilmekle onu sevmek arasında çünkü bilebiliriz Tanrı'yı bildiğimizi varsayabiliriz ama onu tanıdığımızda o sevgiye karşılık veriyoruz. Bizim için var olan sevgiye karşılık veriyoruz. O zihinden yüreğe iniyor ve bu ancak dönüştüren, değiştiren bir güce evrilebiliyor. Sonra da modern döneme geliyor yani tıp çok hızlı gidiyor. İnansiyonumuz devam eden bir şey o yüzden. Hala da işte C.S. Lewis, Francis Schaeffer, Lee Strobel var yeni dönemden hala sayabileceğimiz. İsmini unuttuğumuz tabii başka pek çok kişi var, kitaplarını okuyabileceğimiz. William Lane Craig var, Alvin Plantinga var felsefeden.
[00:50:27] Speaker A: Pastör olarak da bunu yapanlar var. Mesela bu Tim Keller gibi karakterler hem kültürle iç içe ama aynı zamanda onun o şeylerini ortaya çıkarabilen, eksiklerini.
[00:50:36] Speaker B: Kesinlikle. Bununla ilgili anlatanı düşünen çok fazla. Hem kadın hem erkek pek çok inanç savunmacısı var. Ben de kilise önderlerinin aynı zamanda birer inanç savunmacısı düşünüyorum. Yani bunu aynı zamanda biz vaazlarda, paylaşımlarda da yapıyoruz her zaman. Çünkü oraya gelen sorularını varsaydığımız kişiler var ve Mesih inancını her seferinde ve çarmıhı içerecek bir şekilde, ölüm ve dirilişini de içerecek şekilde anlatıyoruz, aktarıyoruz. Kutsal kitabın inanç savunması var zaten. Kutsal yazıları açıyoruz. Bunların doğruluğuna tanıklık ediyoruz. Söylediklerinin Tanrı'nın bizim için aktarmak istedikleri olduğunu biliyoruz. Bu konuda da ısrar ediyoruz aynı zamanda. Bu da bir inanç savunması tabii ki. Farklı şeylerde, boyutlarda da yapılıyor bu. Hani işte masa başı dediğimiz seninle benim sohbetimdeki inanç savunması var. Bir de çok daha ileri akademik düzeyde yapılan var. Birçok aşaması var tabii ki ama hepimiz için geçerli olan her gün kilise yaşamında, inanç yaşamında olması gerekir.
[00:51:30] Speaker A: Dediğimiz gibi baştan işte kendi başımıza bile böyle sabah uyandığımızda yaptığımız o. Kafanı alsın. O inanç savunması da var elbette.
[00:51:37] Speaker B: Kesinlikle.
[00:51:38] Speaker A: Elçen işlerine baktığımızda şey çok ilginç geliyor bana. Bir zamanlar korkup kaçan kişilerin o cesurca insanların önüne çıkıp o yine İsa Mesih'i düşünmeyin. O zamanı geldi Kutsal Ruh size o sözleri verecek. Ve burada özellikle benim en sevdiğim bölüm direkt dördüncü bölümde Petrus da Yuhanna'yı bir falakaya yatırıyorlar. Biraz döndükten sonra şey diyorlar ya bunların diyor İsa'yla zaman geçirdiklerini anladılar. Onların konuşmasından, onların duruşundan anlıyorlar çok ilginç bir şekilde.
Sonra ise en sonunda diyorlar ki anlatmayın artık İsa Mesih'ten bahsetmeyin. Onların verdiği cevap 19. ayette. Tanrı'nın önünde, Tanrı'nın sözünü değil de sizin sözünüzü dinlemek doğru mudur? Kendiniz karar verin. Biz gördüklerimizi ve işittiklerimizi anlatmadan edemeyiz.
Bu paylaşım sizin derdiniz, bizim yükümlülüğümüz. Biz anlatmak zorundayız ama siz karar verin. Acaba hangisi sizce doğru?
[00:52:30] Speaker B: Kesinlikle.
[00:52:30] Speaker A: Çünkü orada sizin istediğiniz Tanrı'ya başkaldırmamız. Biz onu yapamayız. Ama siz bunu yapmamızı istiyorsunuz.
[00:52:36] Speaker B: Yani seçim orada. Sınırlarına götürüyor beni bu şey inanç savunmasıyla ilgili olarak. Bilmiyorum daha önce hiç düşündün mü inanç savunmasının sınırları ne olabilir diye. Bu hep çok tartışılan bir şeydir. Elçilerin yaptığında tabii ki mesela hangi elçiler diye sorsam hani hangi elçiler yapıyor inanç savunmaları diye mesela Estefanos'u saymak zorundayız. Ölümünden önce yaptığı şey inanç savunması.
Sonra tabii ki hemen Petrus'u görüyoruz. Ardından Filip'i görüyoruz. Sonra da Paulus'u görüyoruz. Bunu sürdürüyorlar farklı kentlerde. Ve sınırları var. Verilen karşılıklardan bu sınırları anlıyoruz. Bir platform varsa önlerinde bu platform dahilinde bunu yapıyorlar ama herkesi ikna etme güçlerinin olmadığını görüyoruz. Aynı zamanda onların bu kutsal sözlere dayalı inanç savunmaları yapma hakları ve özgürlükleri varsa Buna verilecek karşılıklar konusunda da diğer insanların özgürlüğü var ve orada aslında sınır oluşuyor.
Yani bu beni ruhta yoksulluktan uzaklaştırır. Şimdi öyle bir şekilde anlatacağım ki müjdeyi herkese iman edecek. Daha tehlikeli bir düşünce olamaz herhalde ya da tam tersi. Ben bu kadar sadık bir şekilde İsa'ya müjdeyi paylaşıyorum, anlatıyorum ama kimse iman etmiyor.
Bende bir sorun olmalı o zaman. Aynı derecede tehlikeli bir yer. Çünkü ikisi de durumu bize bağlıyor. Ama bu Tanrı'nın gücü ve arzusu. O yüzden hem ikna olup Rabbinin sözüne yaklaşanlar iman edecekler olacaktır, hem de olmayacaktır. Çünkü Rab bunu da özgür bırakıyor insanları seçimlerinde nihayetinde. Ama kutsal ruh kendine çekiyor. Mesela Atina'da birkaç kişi iman ediyor, diğerleri alay ediyor. Oradan uzaklaşıyorlar. Ne sayacağız şimdi? Yani Paulus mu başarılı yoksa şey mi? Tanrı'nın ilerlemeyi seçmesiyle böyle mi işleyecekti yani kutsal ruhun etkisiyle müjdeleme yolculukları? O yüzden çok iki tehlikeli durum var orada. Her zaman için yani Rab'be bağımlılık, ruhta yoksul bir tabırla ve onun yardımına muhtaç ilerlemek için biz üzerimize düşeni yapıyoruz ama devamını Tanrı'nın ellerine, merhametli ellerine bırakmak zorundayız. Bunu ailelerimizle ilgili de düşünebiliriz. Daha ne kadar çok kişi Mesih'i tanısın istiyoruz değil mi? Sonsuz yaşamda birlikte olalım. Onlar da İsa'nın yakınlığını hissetsinler, yaşasınlar ve bunun için dua ediyoruz devamlı. Hayatımızda da bunu göstermeye çalışıyoruz. O zaman sen de ben de kendimizi ne yapacağız o zaman yani? Tamam tümüyle işe yaramaz mı? Adet miyiz? Yoksa bunu Tanrı'nın bilgeliğine ve onun kurtarıcı gücüne sadık bir şekilde imanla sürdürerek onlarla sevgiyle İlişkimizi sürdürmeyi mi seçeceğiz? Burası da bence çok önemli bir soru bizler için.
[00:55:07] Speaker A: Kesinlikle o şeye girmek yani sonucu da biz belirliyormuşuz gibi hareket etmek ya da umutsuzluğa kapınıp ya hiç kimse gelmiyor. Ben yapacağım ama hiç kimse gelmiyor ya yani bir tükenmişlikten. İkisi de sanki bir dediğin gibi bireye bağlı. Benim enerjim, benim stratejim.
[00:55:21] Speaker B: O zaman bana bağlı yapıyor o tamamen.
[00:55:23] Speaker A: Bu hataların da çok farklı bir konu ama... Deyinelim. Sadece bitirmek istiyorum yavaş yavaş. Bazen insanlardan şunu duyuyorum. Özellikle hizmet olarak uzun yıllar hizmet etmiş. Birisi gelmiş önünden 30-40 yıl hizmet etmiş. Ondan sonra geliyor 1-2 yılda birçok insan Hristiyan oluyor. Bak arkadaşlar böyle bir strateji oluşturdum. 40 yıl boyunca paylaşıldı. Hiç kimse iman etmedi. Geldim bunu yaptım. Herkes iman etti. Bu da, yani buna eğilimiz olabiliyor bu Apollo X tarafında. Bu argüman işi görür kardeşim buyuruyor.
[00:55:52] Speaker B: Hap var, bu hapı içersen olacakmış gibi. Bu tanrının varlığına gücünü ve aktif olarak hayatlarımızda işler olduğunu tüm öyle dışarıda bırakan bir argüman. O yüzden benim bununla hemfikir olmam mümkün değil. bir dönem için ruhun bu şekilde işlediğini görebiliriz. Örneğin bir dönem görüyoruz ki en fazla zulüm altındaki kilisede uyanış oluyor. Bir dönemde tamamen çok şey içinde nedir o konfor içindeki bir kilisede bu uyanış gerçekleşebiliyor. Biziz her zaman bunu bir formülüze etmeye çalışan işte orada işlediyse burada işler bu mümkün değil. Yani bu tanrı faktörünü saf dışı bırakmak.
[00:56:32] Speaker A: Ben de direkt kutsal ruhu elimine etmem.
[00:56:34] Speaker B: Ya da kendi kalıba koymam, değil mi? Yani onu elimine etmek ya da kalıba koymaya çalışmak.
[00:56:39] Speaker A: Şey gibi geliyor çünkü ben ihtiyacım var, her gün kutsal ruha ihtiyacım var, her an kutsal ruha ihtiyacım var. Bana öyle bir şey ver ki o her an olmaz, ihtiyacım olduğu zaman.
[00:56:47] Speaker B: Aynen aynen.
Bu çünkü çok ağır yani aynı zamanda. Çarmıhımı taşımam gerekiyor, kendimden vazgeçmem gerekiyor, aşağılanmalara uğramam gerekiyor, yalnız bırakılmam demek zaman zaman. Kimse beni sevmeyecek belki, bir de başarısız olacağım. Birçok şeyi riske içeriyor değil mi? Ama ben her şeyi kontrol edebilir halde olursam sonuçlarına da dayanabilirim böylece yani.
[00:57:12] Speaker A: Hindistan'da yaradıysa bir işe, bizim ülkemize de işe yarar arkadaşlar. Hemen bir deneyelim.
[00:57:16] Speaker B: Deneyebiliriz bu arada. Denemelerin önünde hiçbir şey yok. Rabbinin ruhuna teslim ederiz, dua ederiz, bununla deneriz.
Olabilir ya da olmayabilir.
[00:57:24] Speaker A: Ama güvenimiz onda değil. Güvenimiz stratejine değil.
[00:57:27] Speaker B: Dayananız onda değil.
Bir de Tanrı'nın sadakatini bazen atlıyoruz gerçekten. Tanrı'nın insanlar için sevgisi ve amacı değişmiyor hiçbir şekilde. Yani bu hala böyle, başlangıçtan beri böyle. Yani yine barışmak istiyor, sevmek istiyor. Bunun için İsa'yı gönderdi. O'nda Tanrı'yla karşılaşabiliyoruz. Günahlarımızın bedeli ödemdi. Bunu bizim kabul etmemiz gerekiyor kişisel olarak. Kilisesi aracılığıyla bu sevgiyi dünyaya yaymak istiyor. Bu değişmedi yani. Ölümden dirilişi, ruhun gücüyle bizleri bambaşka bir kişi yapma arzusu. Müjde bu ve bununla birlikte sonsuz yaşam vermesi bize. Bu değişmiyor. Biz zaman zaman sanki bu değişikliği, yani tanrı fikrini mi değiştirdi acaba işte o yüzden mi hani kimse ya da işte kusar umursamıyor mu diye. Her zaman için bundan daha fazla Rabbin yüreği olduğunu biliyoruz yani. Dönselerdi onları bağışlardım diyor yani tekrar tekrar yani. Ya da önünüze ölümle yaşamı koyuyorum, yaşamı seçin. Öyle ki siz de torunlarınız da çocuklarınız da yaşayabilsinler diye yani eski antlaşma halkına nasıl seslendiyse hala oğlumesi aracılığıyla bize aynı şekilde.
[00:58:31] Speaker A: Yüreği aynı.
[00:58:32] Speaker B: Hiçbir şekilde değişmiyor yani. Dünyada sıkıntınız olacak ama cesur olun. Ben dünyayı yendim diyor. Yani o esenliğe çağırıyor tekrar tekrar. O ilişkiye çağırıyor.
[00:58:41] Speaker A: Doğru.
[00:58:41] Speaker B: Ama bazen bunu o kadar böyle dünyanın tutsaklığında yüreğimiz ağırlaşmış oluyor ki işte mesela acı bunu örseleyen şeylerden biri, örten yani bizi katılaştıran şeylerden biri aslında bu hayatın günahlı doğası ya da yaşamın verdiği. bizi yıpratan, hırçınlaştıran şeylerden biri bu günahın etkisi yani sadece ilişkimiz bozulmuyor biliyorsun aynı zamanda yaratılış da bu lanetin altına giriyor ve Tanrı tümünü onarmayı amaçlıyor işte Romalılar bir iyice Tanrı'dan uzaklaşması insanın durumunun bunun içinde de var ama ne zaman ki o çaresizlikle Rabbi çağırıyoruz Buradan tümü yeşermeye başlıyor yani geçici o bahçeye geri dönüyoruz. Nihai bahçeye varıncaya kadar aynı zamanda.
[00:59:25] Speaker A: O zayıflığımızın Tanrı'nın gücünü ortaya çıkartması gibi.
[00:59:29] Speaker B: Anlaşılabilen paradokslar bunlar.
Sadece Tanrı'nın bilgeliğiyle anlaşabildiğimiz ama anlattığımız zaman e bu çelişki değil mi diye söylenecek şeyler ki inanç savunması bunu da yapıyor aynı zamanda. Bu ikisinin aynı anda geçerli olabileceği, nasıl bir iradı olabileceği çünkü gerilim var değil mi?
[00:59:46] Speaker A: Evet.
[00:59:47] Speaker B: İyi ve kötü arasındaki bir gerilim, gizem tarafı var aynı zamanda.
[00:59:52] Speaker A: Bizim bir GK Chesterton'ın ortodoksi kitabı üzerine bir podcast yapmamız gerekiyor. Orada bahsettiği paradoksları inanılmaz etkileyici.
[01:00:01] Speaker B: Evet evet Great Divorce var mesela CS Lewis'in orada da bundan bahseder aynı zamanda.
Bunlar evet güzel. Evet değerli ama tabii yaşlanışlarından çok konuşamadık herhalde yine sürekli açtık diye düşünüyorum.
Daha pek çok şey var, uygulaması var inanç savunmasının ama okumalarını çok isterim yani.
[01:00:19] Speaker A: Yine Rabbin sözünden başlamak gerekiyor. Burası olmadan üstüne isterseniz dünyanın en Akademik, en doğru, en güzel kitaplarını okuyun. Her şeyin üstü bunun üstüne inşa ediliyor.
[01:00:29] Speaker B: Kesinlikle.
[01:00:30] Speaker A: Bunu bilmeden her an çökebilecek bir bina.
[01:00:31] Speaker B: Kesinlikle yani Korintiler'de dediği gibi her türlü dünyasal bilgiyi, safsataları, insan bilgisini Mesih'in çağırmanın önünde hiç sayıyoruz yani. O asıl bilgi o zaten yani.
[01:00:43] Speaker A: Mesih'in kendisi.
[01:00:44] Speaker B: Kendisini tanımak, onu tanımanın yanında bunların hiçbiri geçerli olmayacaktır yani.
[01:00:50] Speaker A: İlginç bir şey oldu şimdi böyle akademik bir felsefe tarafından.
[01:00:53] Speaker B: Giriş.
[01:00:53] Speaker A: Bu olması gerekiyor, onun üstüne diğerleri eklenebilir.
[01:00:56] Speaker B: E buna bakmamız gerekiyor. Yani bu ayrılmaz bir parçası olması gerekiyor. Neden? Yaşayan söz olduğu için.
Salt bir kitap olmadığı için.
[01:01:04] Speaker A: Yaşayan söz.
[01:01:05] Speaker B: Yani yaşayan söz çünkü ve ruhun onayıyla devam ettiriyor işini, sürdürüyor hala. O yüzden onsuz olmaz. Yani ben insan boyutuna sıkışmış halde Tanrı'nın bana olan arzusunu anlamaya çalışıyorum.
Yalnızca kendi şeyimde kalamam, sınırlarımda kalamam bu yüzden. Rabbin dışarıdan gelişine ihtiyacım var. Gerçekle ilgili konuşmak lazım ama onu başka bir yayında yapacağız.
[01:01:30] Speaker A: Arkadaşlar, çok teşekkürler. Bize eşlik ettiğiniz için güzel bir program oldu diye umuyorum.
Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşırsanız çok seviniriz. Elbette videoyu beğenip kanalımıza abone olmayı unutmayın. Ve başlangıçta dediğimiz gibi ve diğer videomuzda da bahsettik, Fide Kultura'yı da takip etmeyi unutmayın. Hem Instagram kanallarında, aynı zamanda YouTube'da. Kendinize iyi bakın, esen kalın.