Episode Transcript
[00:00:00] Speaker A: Arkadaşlar merhaba. Özgürce'ye hoş geldiniz. Bugün Metin hocamla birlikteyiz. Bugün hem gündemde çok önemli bir konu var, onu konuşacağız.
Hem de hem filmlerden hem kitaplarda gördüğümüz, romanlarda gördüğümüz kahraman karakteri ve bu kahraman karakterinde genel olarak biz insanlar olarak neler arıyoruz, neden böyle düşüncelerimiz var, o kahraman karakteri hakkında ya da kahramanı kahraman yapan şey nedir, ona bakacağız bugün. Hoş geldiniz. Hoş geldin hocam.
[00:00:27] Speaker B: Hoş buldum Özgür.
[00:00:28] Speaker A: Hocam, bir hayırlı olsun da başlayalım mı?
[00:00:31] Speaker B: Tabii, tabii.
[00:00:31] Speaker A: Çok önemli bir olay var. Ta bizim Karadeniz bölgesinden bir Mesih, Mesih daha çıktı.
Kendini ilan etti.
[00:00:42] Speaker B: Gördük.
[00:00:43] Speaker A: Bu elbette ilk değil, son olmayacak büyük ihtimalle.
İlk düşüncelerini alabilir miyiz? Metin hocam ne düşünüyor?
[00:00:51] Speaker B: Valla.
[00:00:52] Speaker A: Baktın mı? Adamın en azından sözünü dinledin mi?
[00:00:54] Speaker B: Baktım.
Açıkçası komşuları zabıtaya ihbar etmişler.
Ondan sonra sosyal medyada gördüm ben de.
Sonra işte yazdığı yazıları kendisi elinde ruloyla siliyordu.
[00:01:08] Speaker A: En son öyle bir görüntü kaldı aklında da.
[00:01:10] Speaker B: Tabii tabii tabii.
Maalesef oluyor böyle şeyler.
Gün geçmiyor ki yeni mesihlerimiz çıkmasın ortaya yani.
[00:01:21] Speaker A: Nedir bu mesih sevdası bizim ülkede bilmiyorum ama böyle devamlı bir iddia. Ben mesihim, mesihliği artık nasıl gördüğümüz de önemli ama şey demek geliyor bir yandan böyle Hristiyan şaka yaparaktan. İyi bir şey değil yani başım belaya girecek dostum yani okumadın mı kitabı aç İncil'i oku biraz.
[00:01:37] Speaker B: Aslında bir arka planı vardır bunun sonuç olaraktan. Ama elbette gülüyoruz. Çünkü bu benim bildiğim ilk değil ama son da olmayacak yani.
[00:01:54] Speaker A: Evet, evet, evet. Kesinlikle. Ya da şeyi merak ediyorum. Arka planda neler oldu daha? Bir ilan gerektirdi. Şey hep böyle bir komik bir güldür güldür sahnesi böyle başım belaya girip. Ben Mezil'im kardeşim deyip böyle dikkat dağıtma çabasını bilmiyoruz ama eminim hikayenin geri kalanı da çıkar ortaya yavaş yavaş.
[00:02:13] Speaker B: Yani var orada bir sıkıntı çünkü kişi sosyal medyadan da söylüyor. Aslında diyor ben bunu diyor çocukluğumdan beri yaşıyorum diyor. İşte bu. Demek ki var orada bir arka planda bir travma.
[00:02:28] Speaker A: Yani bir şeyler bir şeyler olduğu kesin. Hocam bugün seninle asıl konuşmak istediğim konu, üzerine sohbet etmek istediğim konu hem hayranı olduğumuz yüzüklerin efendisinden de kesinlenerekten böyle kupalarımız da hazır.
[00:02:39] Speaker B: Tabii.
[00:02:39] Speaker A: Kahraman meselesi.
hem kutsal kitaptaki kahramanlar var, eski anlaşmada, yeni anlaşmada, hikayelerdeki, romanlardaki, sinemadaki bir kahraman, böyle bir süper kahraman, özellikle süper kahraman karakterlerinde bir senaryodaki kahraman anlamında değil de bir süper kahraman, böyle diğerlerinden çok farklı olan bir kişi olarak hayal ediyoruz genellikle ama kahraman deyince senin ya da sinemadaki, kitaplardaki en sevdiğin kahramanlar kimlerdir? Onlarla başlayıp bir detaylarına inelim yavaş yavaş.
[00:03:11] Speaker B: Yani aslında kahraman figürlerini seviyorum. Ya eskiden beri severdim. Böyle bir tarihe gerçekçi gidilirse hani şövalye kavramı vardır. Böyle her şeyine inandığı idealler uğruna feda eden tiplemeler vardır.
[00:03:29] Speaker A: Doğru.
[00:03:29] Speaker B: Yani Superman'i seviyoruz, Iron Man'i seviyoruz. Yani açıkçası benim oğlum bir aralar Hep Ironman'cıydı.
Şimdilerde Mandalorian'cı. Sonuçta hani orada da böyle bir kahraman figürü var. Aslında bütün bu kahraman figürlerini seviyorum açıkçası.
[00:03:52] Speaker A: Elbette her hikayede kahraman figürü var. Fakat bizim burada bahsettiğimiz biraz daha bu dediğimiz gibi süper kahraman. bir aşırı bir güç var. Mesela belki bunun süper olmayanı belki aklımızda Batman'dir. Nedir? Çünkü onun böyle bir ekstra bir kabiliyeti yoktu. Ve Iron Man, Demir Adam da yine aynı şekilde bir giydiği kıyafetle ve kullandığı teknolojiyle ve aklını kullanarak ürettiği materyallerle kendini daha üstün bir hale getiriyor. Ve o karakterde de hepsini de filmin başında biliyorsun ki bu kişi bu filmin kahramanı Ve büyük ihtimal o son sahnede de orada olacak. Böyle bir bilgiye sahibiz başlarken.
Fakat içinde desem ki ben çocuk değilse, belki biraz daha 10 yaşı üstü çocuklarla bile konuşsan, ne olacak bu hikayede? Eminim bir hikaye anlatılır. Yani benzerdir aslında hikayeleri. Kahramanımız var. Belki çok negatif bir şekilde başlar ya da çok iyimser bir şekilde başlar. Orta kısmında düşer, çıkar, kalkar, yükselir. Ha kazandı, ha kaybetti. Ve filmin sonunda bir son, inanılmaz bir sahne olur. Genellikle kahraman ayakta kalır. Böyle bir şey yapabiliriz, anlatabiliriz aslında bir süper kahraman hikayelerini ya da genel bu tür hikayelerde.
[00:05:09] Speaker B: Ya süper kahramanlar deyince mesela sen konuşurken aklıma mesela birkaç tane süper kahraman alıntısı geldi. Bazıları komik, bazıları çok güzel. Yani özellikle çocukluğumdan hatırlıyorum Ninja Kaplumbağalar vardı.
[00:05:23] Speaker A: Evet.
[00:05:23] Speaker B: Yani insanların önüne çıkamaz ama her zaman insanları kötü olandan koruma mücadelesi onların omuzlarında bir vazife gibidir ve her şeylerini bu uğurda feda ederler aslında ve bir karşılık da görmezler. Mesela o çok severdim. Tabii bir de sonuçta çizgi filmdi. Daha yaşımıza uyuyordu. Sonra Spiderman kavramıyla aslında şey yaptık. Onun bir amcası vardır ve amcası çok böyle aslında aklımdan çıkmayan bir alıntı yapar. İşte kontrolsüz güç, güç değildir. Mesela bu sorumluluk anlamında hani gücün varsa bu sana çok büyük bir sorumluluk yükler der. Hatta orada Spiderman'in en büyük şeyi bir gün sorumluluk almaz bir hırsız vardır. Birisi Spiderman'e para kazanma mücadelesindedir işte ringe çıkıyordur. Hani ama hak ettiği parayı vermez. Sonra o patron soyulur.
Soyguncu kaçarken de Spider-Man bir sorumluluk almaz. Ama aynı hırsız Spider-Man'in amcasını da öldürür. Yani sorumluluk almadığı yerde aslında sevdiği birisini kaybeder. Bir bedel öder.
Ve ondan sonra artık o her şeyi insanları korumak için ortaya koymaya başlar. Ama hani takdir edilmez.
Çünkü gerçekten kimse onun kimliğini bilmez. En son çıkan DC'nin de herhalde Batman figüründe Flash Batman'e soruyor diyor ki hani senin süper gücün ne? O da diyor ki ben zenginim.
O çok hoşuma gitmişti ama aslında aptal bir zengin değil. Zekasını ve varlığını sonuçta korumak için, kurtarmak için yarın öbür gün kendisine teşekkür dahi etmeyecek, edemeyecek, onun gerçek kimliğini bilemeyecek insanlar için kullanıyor.
Bu kavramlar üzerine konuşurken bile tüylerimiz diken diken oluyor. Bana eskiden beri hep onurlu, gelmiştir bu.
İçinde çünkü hep başkaları için kendinden verme kavramı var.
[00:07:33] Speaker A: Bir feda etme, karşılık bulmamasına rağmen hala yapmaya devam etmesi, suçlanmasına rağmen. Sadece karşılık bulmak değil, suçlanıyor Batman karakteri ve Örümcek Adam karakterinde mesela. Yine Demir Adam'da. Bütün kahramanların bir şeyi oluyor. Seviliyor, nefret ediliyor.
Arka arkaya böyle olabilen bir şey. Ve bu hepsinde var.
Yani bütün bu süper kahraman filmlerinin hepsinde böyle bir geçiş dönemi var. Kötü olan iyi gibi görünüyor, iyi olan kötü gibi görünüyor. Bir yer değiştiriyorlar. Halk çünkü etkileniyor. Gözleriyle görebildiğini elbette anlıyor. Biz film izlerken arka plandaki sohbetleri görüyoruz.
o yarattıkları dünyada orada izleyen insanlar dışarıdan o haberleri okuyan Süpermen karakterini mesela okuyan insanlar okuduklarını biliyor. Haber kanalını yönlendirmesi ya da o propagandasıyla kötüye iyi iyiye kötü diyebiliyor.
Ve böyle bir iyinin ve kötünün çatışmasını başından sonuna görüyoruz bu filmlerde. Bunun aynı şekilde mesela Yüzüklerin Efendisi hazır böyle kupalarımızda elimizde. Orada da biraz daha o karakter şey çok net değil.
Yani hepsi tamamıyla iyi değil, tamamıyla kötü değil böyle bir yaşadıkları zorluklar var, karar vermekte zorlanıyorlar.
Daha gerçekçi bence birçok anlamda. Mesela Yüzüklerin Efendisi'ndeki o Saruman karakteri. İyi olması gerekiyor.
Gandalf'ın arkadaşı, Gandalf ona danışmaya gidiyor hatta. Onunla konuşmaya gidiyor. Bak böyle bir problemler görüyorum. Saruman ondan zaten haberi var. Hatta saf değiştirmiş.
Böyle bir iyi olması gereken karakter kötü tarafa geçiyor ve bu sefer iki kişi birbirlerine düşüyorlar. Böyle zayıf, kimdir, güce göre hareket etme, bütün kavramlar orada bir arada.
Benim asıl konuşmak istediğim soru bugün aslında şu, birçok farklı yazar farklı dönemlerde, çağlarda yazdıkları hikayelerde çoğu zaman benzer hikayeler, benzer mitler ortaya çıkarıyor. Ne kadar farklı dünyalar olsa da yazılan hikaye günün sonunda o kadar birbirine benziyor ki. Buna hatta şakası da yapılır. Star Wars olsun, Star Trek olsun, Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi... Bu ana böyle en çok dünyayı sarmış, etkilemiş olan mitolojilerde bir anlamda bir benzer bir tema var. Ne düşünüyorsun? Yani neden bu kadar sanki içimize işlemiş gibi geliyor bana? Yani benim düşüncem en azından bu şu an.
[00:09:56] Speaker B: Çok doğru.
Çünkü hepsinde açıkçası bir fedakarlık kavramı var ve sonuçta bu hikayeleri biraz elementlerine ayırmak gerekirse ortada kendisini koruyamayacak masumlar var. ve o kendisini koruyamayan ve zarar gören masumları korumak için kendi elindeki imkanları bencilce, ben nasıl olsa güçlüyüm, bana bir şey olmaz demeyip kendisini koruyamayacak, zarar görecek kişiler için ortaya atan ve bunu fedakarca yapan karakterler var. Biz bu kavramlara imreniyoruz, bu fedakarlık kavramına. Çünkü içinde bir bencillik yok.
Yani içinde kişilerin kendi kişisel çıkarları yok. Tarihte bile baktığın zaman birçok kişiler var. Bu kişiler kendilerini hep kahraman görerek bazı yollara çıkmışlar. gerçek hayatta yaşamış tarihi bazı figürler dahi.
Şimdi baktığımız zaman aslında bu fedakarlık kavramı yoksa ve masumları koruma kavramı yoksa aslında biz ondan çok etkilenmiyoruz.
[00:11:09] Speaker A: Bu fedakarlık kavramında benim belki anladığım ama bir anlamda zorlandığım taraf şu. Tarihe baktığımızda, gördüğümüz karakterlerde şunu görüyorum. En kötü karakterler, kötü kahramanlar... Kötülerde de, iyilerde de istek aynı.
İkisi de bir hayırlı bir iş yaptıklarını, kendilerini hatta feda ettiklerini bu yol uğruna. Bazı Sezar'ların sözleri geliyor aklıma. Yani bir nevi Gladiator filminde mesela oradaki Sezar karakteri, sonradan Sezar olan. Kendini, halkını bir çocuklarıymış gibi görüyor.
Kendisi de bu fedakar baba.
Ben onlar için canımı vereceğim, kendimi feda edeceğim. Feda edeceğim derken de birçok kişiyi öldürmem gerekiyor.
Onun aklında bu da bir fedakarlık. O da diyor ki ben de fedakarlık yapıyorum. Napolyon da kendini feda ediyordu. Hitler de kendini feda etti.
Hatta diğer gün konuşuyorduk arkadaşlarla. Üniversitede yazdığım makalelerden bir tanesi Hitler'in hayatına olan, onun suikast teşebbüsleri. Kaç defa suikastte bulunuldu onun hayatına? ve her defasında bu onu nasıl etkiledi? Onu araştırmıştım biraz. Her seferinde, diyelim ki bu ünlü Bonhoeffer'ın da dahil olduğu, Dietrich Bonhoeffer'ın da dahil olduğu o bomba patlaması mesela, bu gerçek bir olay.
Yani Hitler kendini bir kahraman olarak görüyor, bir bomba patlıyor, bizimkiler düşünüyor ki Bonhoeffer ve Bonhoeffer'ın biraderi, kayınbiraderi Diyor ki, onu öldürdük. Berlin'e dönmeye başlarken, yanlış hatırlamıyorsam, yolda radyoda çalıyor. Tam varmışlar Berlin'e. Hitler canlı çıktı oradan. Çıktığında diyor ki, işte diyor, bu Tanrı'nın bir isteği.
Herkes ölse bile beni öldüremiyorlar. Bu demektir ki, yaptığım şey doğrudur. Ben daha da fazla yapacağım bunu. Bu çok ilginç bir detay. Yani herkes kendini kahraman olarak görüyor. Hiç kimse ben kötü karakterim, ben bu rolü oynayacağım demiyor.
[00:13:05] Speaker B: Ya bu şöyle söyleyeyim, akıl bence böyle çalışıyor.
Bazılarımız kendimizi bu kahramanlık şeyine inandırabiliyoruz.
Mesela ne güzel söyledin, Hitler örneği. Yaptığının doğru olduğuna inanıyordu.
O kadar inanıyordu ki bunun ilahi bir şey olduğuna inanıyordu. Aynı şey Napolyon için geçerli, aynı şey Sezar için geçerli, aynı şey Büyük İskender için geçerli. Bunlar yaptıkları yanlışları bile aklamak için kendi vicdanlarında çünkü bir pusulamız var aslında. Yani derinlerde çalışan bir pusula var. Bak birçok kültürlerde anlatılıyor kahramanlık mevzusu. Birçok birbirinden ilişkisi olmayan kültürlerde dahi bu fedakarlık kavramı, bu kahramanlık, bu kurtarıcılık anlatıyor.
Ama biz bugünlerde mesela özellikle sinema dünyasında ve hikayeler içerisinde şunu görüyoruz. Asıl gerçek kahramanlar, asıl gerçek kahramanların kırmızı bir çizgisi var. Asıl gerçek kahramanlar öldürmüyorlar, kurtarıyorlar.
Tarihte yaşamış bu kendilerinin kahraman olduğuna inananlarsa hani bu inandıkları doğrular için o kırmızı çizgiyi geçiyorlar ve o kırmızı çizgiyi geçtikleri anda bizim için artık kahraman olmuyorlar. Çünkü onlar korumaları gerekenlere zarar verdiler.
[00:14:32] Speaker A: O anlamda diyorsun yani masumları öldüren, suçu olmayan kişileri suçlu gibi gösterip, mesela şey geliyor Stalin'in öldürdüğü milyonlarca insan. Neden? Çünkü bir amaç var. Genel halkı kurtarmak için Bunların da ölmesi gerekiyor. Onları kötü gibi ilan edip.
Evet.
[00:14:52] Speaker B: Burada o kötü ilan etme ve bu yüzden onların itilaf edilmesi gerektiğine inanma kavramı aslında bizim içimizdeki o kahramanlık anlayışını artık yok etmeye başladı.
O yüzden biz onları kahraman olarak göremiyoruz. Ama onlar yaşarken evet kendilerinin kahraman olduklarına ve doğru yaptıklarına inanıyorlardı. İşte dışarıdan bakan bizler. Bugün geçmişe bakıp o tarihe bakan bizler, onları kahraman olarak göremiyoruz artık.
[00:15:24] Speaker A: Doğru.
[00:15:25] Speaker B: Çünkü onlar o geçilmemesi gereken kırmızı çizgiyi geçtiler.
[00:15:29] Speaker A: Bunlar elbette tarihsel olaylar, bir de bahsettiğim gibi mitoloji var. Yine Yüzüklerin Efendisi'nin yazarı Tolkien, Tolkien Baba, mitoloji hakkında Baya yazıp çizmiştir. Elbette kendisi de bir nevi bir mitoloji, bir dünya yaratıyor ama mitoloji hikayelerinden etkilenerek yaptığını söylüyor. Çoğu yerde de buna değiniyor. Ve C.S. Lewis'de olan o ünlü sohbetinde yine bu konuya değiniyor. Bunun bir kısa bir videosunu da çevirdik altyazılı olarak Instagram sayfamızda, YouTube'da, diğer sayfalarda. Çok ilginç geliyor bana. Yani onun da yaklaşımı. Aslında mitolojiyi bizim hayal edebildiğimiz en üst nokta. Yani yaşayamıyoruz bu kahramanlığı.
Bu nedenle biz bunun hikayelerini yapmamız gerekiyor. Çünkü karakterlerimiz o kırmızı çizgiyi geçiyor.
Ne kadar geçtiğine bakaraktan biz onu kahraman ya da kahraman deli diyoruz. Ama aslında hepsi geçiyor bir anlamda bizim dünyasal liderlerimiz. Fakat onun anlattığı mitoloji o kadar aşırı ve üst bir yer ki hayal etsek yani eğer gerçek bir kahraman olsa böyle olmalı dediğimiz nokta kendine feda eden karakterler. Bunu hatta sende Yunan mitolojisi direkt geliyor aklımıza ama var mı farklı Var aslında
[00:16:43] Speaker B: Japon mitolojisi de var. O Japon mitolojisinde tanrılar kendini insanlar için feda ediyorlar. Bunu biz sonuçta Mezopotamya'da da görüyoruz, Afrika'da da görüyoruz ve bu kültürlerin birbirleriyle hani keşfedilen Amerika kıtasında da sonuçta Kızılderililerin içerisinde böyle bir şey vardı. Kendilerini başkaları için feda etme kavramı ve biz baktığımız zaman aslında Bütün bunların aslında ortak bir hikaye anlattığını görüyoruz. Bu tamam mitolojik kahramanlar değişiyor, isimler değişiyor, coğrafya değişiyor ama bu coğrafyaların hepsinde bir ortak unsur var. Kahraman olarak görülen kişinin kendisini başkaları için feda etmesi kavramı var.
Kendisini kurtaramayacak kişileri kurtarmak uğruna yaptığı büyük fedakarlıklar söz konusu. Bu da otomatikman aynı hikayeyi ama birbirlerinden habersiz bir şekilde anlattıklarını gösteriyor ki bu hikayenin de içimizdeki aslında pusulayla çok alakası var. Nerede olursak olalım, hangi coğrafyada, hangi kültürde, hangi arka planda, hangi zamanda yaşarsak yaşayalım bütün hepsi aynı ortak hikayeyi anlatmışlar.
[00:17:58] Speaker A: Not aldığımız noktalardan mesela Osiris, ünlü, devamlı insanların da bahsettiği Mısır tanrısı.
Yine kendini yeraltı dünyasına, hepsinde böyle yeraltı dünyası çünkü onlar göklerde olduğu için tanrılar. Yeraltı onlar için dünya. Bu dünyaya gelip ölümü, kendini feda edişi, öldürülüyor. Mezopotamya'da Tammuz var. Yine aynısı, bereket ve çoban tanrısı. Aztekler'de ismini söyleyemeyeceğim. Bona abla kesin düzeltir beni sonra.
Quetzalcoatl var mesela. Tüylü yılan tanrısı. İnsanlığı yaratmak için yer altına. Yine buraya geliyor. Bir fedakarlık var. Tanrılığını bir yere bırakıp dünyaya gelmesi, beden alması. Dionysius elbette Yunan tanrısı. Odin, İskandinav tanrısı.
Birçok farklı dinin gibi birçok bölgeye gittik. Birbirleriyle hiç bağı olmamış, ilişkisi olmamış yerler. Yazdıkları mitolojilerin oluştuğu zamanlarda.
Fakat o kadar benzer hikayeler anlatıyorlar ki istermez bu şunu doğruyor, hocam bu mitolojilerin bütün hepsinin kaynağı tek bir yer.
Mesela Türkiye'deki duyduğum en yaygın, daha önce de bunun üzerine sohbet ettik biraz aslında, bunların hepsi Sümerlerden geliyor. Sanki Sümerler yazıdan dolayı sanki ilk her şey oradan çıkıyormuş gibi. Çok garip bir fikir aslında.
Antropolojik olarak bakacak, sosyaloji o anlamda bakacaksak nasıl böyle hepsi oradan çıkıyor. Ama her neyse oradan kaynaklanıp her tarafı oradan yayılmış. Lakin mitolojinin kökü oraya dayanıyormuş gibi ama görüyoruz ki mitoloji birçok yerde aynı zamanda ortaya çıkıyor ama benzer hikayeler anlatılıyor.
[00:19:31] Speaker B: Sümerlere değindiğin iyi oldu. Aslında belki onunla ilgili küçük bir parantez açabilirim konudan sapmadan. Yani bütün aslında eski tarihe baktığımızda şimdi insanların hafıza sıkıntıları var bugünlerde. Çünkü biz birçok şeyi artık aklımızda eskisi kadar tutma ihtiyacı hissetmiyoruz. Üçümerler yazıyı bulduğu zaman aslında zaten var olan ve toplumlarda oral tarih dediğimiz... ...bizim de toplumumuzda deli korkut hikayelerimiz var sonuçta. Bunlar yazıya geçirilmemiş ama kulaktan kulağa anlatılmış ve anlatılırken ki... ...aslında her bir şeyine sadık kılınarak anlatılmış ve çok cünti bir şekilde hafızalara alınmış ve anlatılmaya devam edilmiş. Sümerlere dayandırmamızın altında tek şey hani onlar da duydukları şeyi ilk onlar yazıya geçirdiler ve ondan dolayı şimdi böyle bir algı var. Yani evet bu hepsi Sümerlerden çıktı. Yok Sümerlere gelene kadar aslında bu zaten anlatılıyordu. Yani onlar bunu sadece yazıya geçirdi. Geçirdikleri yazılarda bugüne kadar.
[00:20:35] Speaker A: Ve kendi hikayelerini yani benzer.
[00:20:37] Speaker B: Aslında etkileşimli hikayeler.
[00:20:40] Speaker A: Elbette.
[00:20:40] Speaker B: Joseph Campbell var sonuç olarak mitoloji uzmanı. Onun çok güzel bir alıntısı var. Bunu notlarımdan okumak isterim açıkçası.
Der ki, ''Kahraman hayatını kendisinden daha büyük bir şeye adamış kişidir. Kahramanın yolculuğu derinlikleri arama cesareti, kim olduğunuzu bulmak için hayatınızı riske atma cesaretidir.'' Bir arayış varsa nihai amaç zıtlıklar, ikililiğin ötesine geçmek. Böylece artık yaşam ve ölümün iyi ve kötünün insafına kalmamak, aksine madalyonun iki yüzünü de görebilmektir. Kahraman zıtlıkların gerilimini aşmış ve aynı zamanda dış dünyayla başa çıkabilen kişidir. Aslında bu kahraman figürü içimizde bir boşluğu dolduruyor.
Aslında bir arayışa cevap veriyor.
Bu anlamda da aslında daha birçok alıntı var. Ne diyorsun bu konuda?
[00:21:34] Speaker A: Hocam kahraman konusunda, yani kahraman olmak, kahramanlık konusunda o dediğimiz o mitoloji tarafına geri dönecek olursam, sen ve ben oturup bir hikaye yazsak, yazabileceğimiz en iyi hikayeyi yazsak, en çok insanı etkileyecek bir roman yazsak, bizim kahramanımız da, o süper kahraman da benzer hareketler yapması gerekir buradaki. Mesela kendisini feda eden, diğer insanların hayatına, onların yaşamına değer veren, kendisini gerektiği zaman hiçe sayan, o mesela Iron Man'den bahsettik, o son anda kendisini feda ederek bütün herkes anlıyor ne yapmak istediğini.
Kendini feda edecek ve bile bile gidiyor. İsteyerek yapıyor onu.
Bence bu tarafı odaklanacak olursam içimizde var. Bunu kabul ediyorum. Yani mitoloji ve kahramanlık anlamında içimizde var. Böyle bir şeyin olması gerektiğini sanki hissediyoruz. Zor zamanlarda olduğumuzda bir kahramana ihtiyacımız var.
Bunu elbette biz Hıristiyanlar olarak bir dini anlamda bakıyoruz konuya ama Hatta çoğu ateistin dediği gibi, dönüp daha bak bunlar korkuyor. Eskiden ateistten korkardık, gök gürültüsünden korkardık.
Ona tapmaya başladık falan gibi böyle bir sadeleştirmiş, basit bir şey indirmemek. Ama yüreğimizdeki ateist de yazsa, deist de yazsa yazılacağı hikaye aynı.
[00:23:01] Speaker B: Bu hikaye aslında nereden geliyor? Birazcık da hayatın başka bir alanına değinelim. Şimdi çocuklarımı yatırırken çocuklarım benden hikaye isterler. Ve çocukları bilirsin. En masum halleriyle o hikayede çocuklara ne anlatırız? Masallar çocuklara ne anlatır? Hep mutlu son anlatabildim mi? Arzusu vardır. Kimse çocuğuna üzücü bir sonla biten bir hikaye anlatma arzusuna sahip değil. Bu içgüdüsel bir şey. Yani çocuğuma ne hikaye anlatırsam anlatayım, o hikayenin sonunda herkes mutlu olduğu ve herkes iyi bir şekilde yaşadığıyla bitirme arzusu var içimizde. Adını koyamadığımız bir üçgüdü bu. Anlatabildim mi? Hiç kimse demiyor ki sonsuza dek mutsuz yaşadılarla biten hikaye anlatmıyoruz çocuklarımıza.
[00:23:50] Speaker A: İyilik kazanmadı, kötülük kazandı.
[00:23:52] Speaker B: Evet, yani içimizde böyle bir ihtiyaç var sanki. Biz kötülüğün kazandığını görmekten mutlu olmuyoruz. Yani bu da aslında içimizdeki başka bir içgüdüsel ve yaratılışımızın özünde bulunan bir ihtiyacı ortaya çıkartıyor.
[00:24:10] Speaker A: Sözlerimizde de mesela devran dönecek, sanki nereden biliyorsunuz belki daha da kötü olacak. Ama içimizde böyle bir en kötü anda bile bunun bir son bulacağı düşüncesi var. O Carl Jung'un psikiyatrist, elbette ünlü psikiyatrist ve arketipler üzerine bayağı bir yazmış, çizmiş biri. Carl Jung'un şöyle bir sözü var, ''Kahraman, egomuzun modelidir. Bireysellik ve eksiksizlik arayışını temsil eder.'' Bu ilginç geldi bana çünkü kahraman evet, yani ateist, deist fark etmeksizin bizim karakterimizin, o ana kahramanın Amacı bir nevi bu. Yani eksiksiz hale gelmek. Bunun için ne yapması gerekiyorsa düşe kalka öğrenir ama iyileşir. Biliyorsun ki dersini alacak, dersini alan kişi, kendini geliştiren bir kişi olarak görüyoruz mesela kahramanı filmlerde.
Carl Jung'un bu sözü o anlamda beni bayağı bir düşündürdü.
[00:25:06] Speaker B: Yani bu da bize aslında başka bir şey gösteriyor. Yani bu sadece bireysel bir beklenti değil. Aslında bu kolektif bir beklenti.
Hepimiz bazen kötü gidişatları gördüğümüz zaman hani şuna inanma ihtiyacı hissediyoruz. Her şey düzelecek. Doğru olanı birileri yapacak. Hepimiz adına karar verecek bu beklentiyle yaşıyoruz ve bu bireysel sadece Özgür'ün ve Metin'in beklentisi ya da işte küçük bir topluluğun beklentisi değil. Bugün de dünyaya bakıyorsun, dünya bazı zor durumların içinden geçiyor. ve yanlış kararlar görüyoruz.
[00:25:45] Speaker A: Doğru.
[00:25:45] Speaker B: Ondan sonra hepimizin beklentisi insanların özellikle toplumu yöneten sözleriyle hani birçok insanı etkileyen insanların herkesin iyiliği için doğru kararlar vermesini bekliyoruz. Biraz önce dedin ya devran dönecek. Yani bu gidişat değişecek. Hani herkesin yararına olacak şeyleri yapan birileri gelecek. Aslında bu hangi toplumda olursak olalım Hani ortak bir beklenti.
[00:26:14] Speaker A: Yani dediğimiz gibi bir kahraman beklentimiz var. Mesela şu an açarken bahsettiğimiz konu Mesih. Kendini Mesih ilan eden kişi. Neden böyle bir ilan etmeye ihtiyacı duydu ve neden bu haber oldu? Mesela normalde biz bu kişiye koyacağımız kategori normalde deli kategorisi olur.
[00:26:30] Speaker B: Evet.
[00:26:31] Speaker A: Deriz ki ya patron yani 60 yaşındasın, şimdi mi aklına geldi Mesih olduğunu? Şimdi mi böyle gökten mi indi bu Mesihlik? Yoksa Mesih olarak geldin mi? Çocukluktan beri olduğunu söylüyor mesela. Biz bu kategoriye koyarız normalde. Hatta çoğu insan İsa Mesih için de aynı şeyi söyleyenlerini de duyduk. O söylediği sözlerden dolayı, iddialardan dolayı. Ama mesela Müslüman komşularımızın Mesih geri gelecek. İsa Mesih'ten bahsederken. Yani o geri gelecek. O yargı günü olacak bir gün. Ve bu nedenle insanlar devamlı kendilerini Mesih olarak iddia ediyorlar. Çünkü ha geldi, ha gelecek. Ama ne zaman gelecek? Bilmiyoruz. Bekliyoruz. Ve her gelene acaba bu olabilir mi?
Elbette bu hikayedeki kişi biraz farklı.
Ama bir beklentimiz var. Eski anlaşmaya baktığımızda da İsa Mesih'in daha yakın zamanda yarış aleme girişini kutladık iki hafta önce. o Yeruşalim'e girişindeki o palmiye pazarında bir bekleyiş var. Onlar da beklediler. Ondan sonra 400 yıl boyunca Tanrı sessiz kaldı.
Hiçbir şey olmadı.
Hatta kendilerini Mesih'e ilan edenler oldu o zamanlar ve öldürüldü.
Sadece onlar da öldürülmedi. Yanlarındaki masum insanları da ölüme sürüklediler.
Bir paylaşımımda bahsetmiştim. M.Ö. 4-6 yılları arasında yine bir isyan oluyor. 2000 kişi öldürülüyor. Yine kendini böyle ha gelecek Mesih bizi kurtaracak, Romalılar'ı yeneceğiz.
2000 kişi gitti.
Tapınakta oluyor.
[00:27:56] Speaker B: Özgür belgesel kanalında izledim. Mesih'ten önceki Mesihler ve Mesih'ten sonraki Mesihler diye.
Yani hepsinin iddiası aynı ve toplumun da beklentisi aynı. İçinde yaşadıkları durumla ilgili. Ama bu sadece bir kahraman arzusu mu? Bu aynı zamanda bir adalet beklentisi. Biraz önce çok güzel bir şey söyledin. Bir gün gelecek Mesih gelecek, yargılamak için gelecek. Neden?
Çünkü insanlar olarak hepimiz adaletsizliği görüyoruz ve içimizde adalete duyulan bir açlık var. Adalete, eşitliğe, ayrım yapmamaya bir açlık var.
Ama bu açlığın yanı sırada maalesef bu açlığın zıddında hareket eden bencil bir yanımız da var. Ama bu kahraman hikayesi sanki insanlığın içindeki bir hafıza. Kimse bunu unutturamıyor. Anlatabildim mi?
Farklı toplumlar, mesela Palmiye pazarından bahsettin. Palmiye pazarındaki o İsa'yı karşılayan, şimdi kurtar, şimdi kurtar diye yakaran insanların arzusu neydi? Hani kendilerini özgür görmüyorlardı. Sonuçta romanın altında hani kendilerini zulüm görüyor olarak görüyorlardı. Ve şöyle bir şey var okumuştum onu çok hoşuma gitti.
Kıyafetlerini onun yoluna seriyorlar ya. Aslında o kıyafetleri o yolun sermenin bile anlamı şey. Benim hayatım sana feda. Benim her şeyim senin ayaklarının altında. Şimdi kurtar, şimdi kurtar.
O kurtarılma arzusu güçlü olan gelsin, içinde bulunduğumuz sıkıntılardan bizi kurtarsın.
[00:29:35] Speaker A: Benim yapamadığımı yapsın.
[00:29:37] Speaker B: Evet, benim yapamadığımı yapsın. Bugün de biz bu arzuyu görüyoruz. Bu yüzden de işte devran döner diyoruz. Bu yüzden işte bir gün o beklenilen kurtarıcı tekrar gelecek diyoruz. Çünkü buna açız ama bu açlık gerçek.
Ve bu yüzden beklenilen yemek de gerçek.
[00:29:58] Speaker A: Evet.
[00:29:58] Speaker B: Ve bu açlığın karşılanacağını da biliyoruz.
[00:30:01] Speaker A: Evet, evet, evet. Bahsettiğin konuda yani yürekten gerçekten biz hissediyoruz bir kurtuluşun olacağını. Birisi gelecek, dediğim gibi benim yapamadığımı yapacak, kıracak bu artık neyse zincirler, neyi temsil ediyorsa hayatımızda. Fakat Agustin'in de, ünlü Aziz Agustin'in de güzel bir sözü var. Diyor ki, Ey Rab sen bizi kendin için yarattın ve biz sana dönene kadar, seninle buluşana kadar yüreğimiz, özgür çevresi elbette bu, yüreğimiz tatmin olmayacak. Bu çok ilginç bir düşünce. Eğer gerçekten hepimiz aynı hikayeyi arıyorsak, aynı kahramanı arıyorsak, kendini feda edebilecek, yenecek, ezecek, bizi kurtarmak için gereken her şeyi yapabilecek birini arıyorsak, Agustin'in sözü, haklısın, bu yüreğine koyuldu çünkü Tanrı seni yarattı ve o isteği, o arzuyu Tanrı koydu oraya.
Bu çok ilginç bir düşünce çünkü eski anlaşmaya baktığımızda peygamberlikler var ve İsa Mesih gelip diyor ki, ben bunları tamamlamaya geldim.
[00:30:59] Speaker B: Evet.
[00:30:59] Speaker A: Sizin de bilmenizi istiyorum ki ben o kurtarıcıyım. Ben o kahramanım. Senin beklediğin, dünyanın beklediği kahramanım. Sadece bir kişinin de değil. Bu kahraman arayışı ve dönecek olursam da Tolkien'in C.S. Lewis'e o önlü sözü... Evet, İsa Mesih'in hikayesi bir mittir. Hangi anlamda mittir? Yani çok benzerdir o mittlere. Fakat tek fark İsa Mesih gerçekten yaşamıştır. Nisamisi tarihi bir karakterdir. Tarih dışı değildir. Tarihin içine adım atmıştır. Ve orada Siyasoza da sözü, sen de bunu araştırmakla sorumlusun.
[00:31:36] Speaker B: Evet. Yani o sorumluluk hepimiz için geçerli. Yani ben hatırlıyorum, Türkiye'de yaşayan bir yazar bir tane kitap yazdı. Gerçek nedir? Özellikle gerçek nasıl aranılır? Hani insanların bu benim gerçeğim, bu benim gerçeğim diye birbirlerinden farklı gerçek iddiaları ve mutlak gerçeğin ne olduğu üzerine çok güzel bir tartışmaydı, çok güzel bir denemeydi, çok güzel bir fikir üzerine bir beyin fırtınası mı diyeyim öyle bir şeydi ve çok sevdiğim bir kitaptı. Ve evet hepimizin gerçeği araştırmakla ilgili sorumluluğumuz var. Gerçekten kahraman kimdir? Kahraman olmak ne demektir? Ve içimizdeki bu kahraman arzusu, İçimizde adaletin ve eşitliğin gerçekleşmesi arzusu. Bu ta nereye dayanıyor? Elbette biz Hristiyanlar olarak biliyoruz ki bu bizim yaratılışta Tanrı'nın suretinde yaratılmış olmamıza dayanıyor. Tanrı'nın çocukları olmamıza dayanıyor. sonradan uzak kalmışlığımızın yarattığı o düşüşün yarattığı ve onun sonucunda gerçekleşen adaletsizlikler karşısında yeniden Tanrı'ya gösterildiği gibi duyduğumuz o arzudan aslında kaynaklanıyor. Yani ve bu bizim içimizdeki açlığı aslında gerçek kılıyor ve bu açlığı doyuracak tek yemeğin de aslında Tanrı'nın sağladığı o kurtarıcı olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Bizim de kahramanımız kendi bütün ululuğunu hani bir kenara bırakan ve büyük fedakarlıklarla yeryüzüne gelen ve bizim için bir kendisini kurtaramayacaklar için sonuçta kendisini ortaya koyan Ve bu uğurda canını veren ve o Iron Man'in yüzüğü giydiği gibi hani o çarmıhta bizim uğrumuza, bizim günahlarımızın hani bedelini ödeyen kişi. Çünkü kahraman bedel ödeyen kişi aynı zamanda.
[00:33:35] Speaker A: Evet yani o hazır kutsal kitaba değilmişken yaratılıştaki direktörünün vaad ettiği bir kurtarıcı var. Diyor ki onun suyu senin başını ezecek, sen onun topuna saldıracaksın. Sevdiğim taraf da şey değil, o genç gelip seni yenecek. Böyle aşırı bir güçle gelecek ve hayır burada bir sen onun topuğuna saldıracaksın, sen onun canını yakacaksın fakat o seni tamamıyla yenmiş olacak. Böyle bir tanrının bir vaadi var ve o süper kahraman gelecek bir gün. Ve asıl görmediğimiz bu savaşı, ruhsal olan bu savaşı kazanacak bizler için ve bizi itsel zincirlerimizi kırıp, bizi özgür bırakacak. Bu fikir elbette günlük hayatımızda kendisini gösterebilir. Yani çoğumuzun yaşadığı zorluklar var, çocukluğumuzdan kalmış, bize yapılan veya bizim alışkanlık olarak edindiğimiz birçok şey var. Ve Tanrı'nın bizi özgür kılmasını istediğimiz, elbette de dinleyenlerin, izleyenlerin düşüncesi ne bu konuda bilmiyorum ama hepimiz bir kahraman arıyoruz. Nasıl bir kahraman arıyoruz? ve bu bence Türkiye'deki, ülkemizdeki ya da Müslüman kardeşlerimizin Tanrı neden kendine gelsin? Tanrı neden kendini feda etsin? Neden kendini teslim etsin kötü insanların eline? En sevdiğim filmlere bak. En çok kendine ihtiyacını hissettiğin filmlere bak. O Iron Man'lere, Batman'lere bak. Orada gördüğün karakter aynısını yapıyor. Buna okeysin. Tanrı onun aynısını ve elbette çok daha iyisini yaptı. Tamamen agape, karşılıksız bir sevgiyle yaklaştı. Bu elbette bir davet. Yani gerçekten mitolojiyi seviyorsan, gerçekten bu mitolojik kahramanlar çok kahraman olarak seviyorsan, izliyorsan, filmlerini, kitaplarını okuyorsan bize Tanrı'ya bak.
[00:35:17] Speaker B: Evet. Bu yüzden bu hikayeler aslında bizi derinden etkiliyor. Gerekse filmde izlediğimizde, gerekse... Romanda okuduğumuzda hani hangi kültürden gelirse gelsin o kendisini feda eden kahraman hikayesi bizde bir yere dokunuyor. Biz buna hissettiğimiz ihtiyaç içinde olmamızdan kaynaklı bir şey. Bu çok derinlerde bir şey. O yüzden bu aslında bir kolektif hafıza. Yani bir kolektif bir ihtiyaç. Hani elbette bugün insanlar bütün kahramanlara soru sorabilir, sorgulayabilir, kahramanlığını masaya yatırabilir veya işte bunu değerli görür veya işte bu onun için yeterli gelir veya yetersiz gelir. Elbette izlediğimiz filmler bir senaryodur. Ama onları izlerken ki yüreğimize dokunan şey, bizi hüzünlendiren şey, bizim tüylerimizi diken diken eden şey... ...esasen bizdeki esas açlığın ne olduğunu işaret eden şeydir. Yani ve sadece bu bendeki bir açlık değil, sadece bu sendeki bir açlık değil. Biz o Süpermen filmini seyrederken de, Iron Man filmini seyrederken de... ...ya da işte her küllü seyrederken de hangi kahramanı seyredersek seyredelim... ...kendisini feda eden hangi kahramana bakarsak bakalım hepsinde bu ortak ihtiyacı görüyoruz... ...ve o sonra o kahramanın yaptığı fedakarlıkla yüreğimizde açlık duyduğumuz bir şey tetikleniyor. Hani önemli olan belki de bugün sormamız gereken bu soru, bu hikaye neden bizi bu kadar çok etkiliyor? Yani belki seyircilerimize de aslında bırakmamız gereken ve herkesin kendisine bugün sorması gereken soru, ben neden bu kadar çok etkilendim bu hikayeden? Bu süper kahraman hikayesinden nereye dokundu içimde?
Çünkü aslında hepimize dokunan bir ortaklık var burada ve hepimiz bu ortak şeyi istiyoruz ve bu hikaye bu ortak ihtiyaca cevap veriyor ve o yüzden de hani hüzünleniyoruz, o yüzden de içimizde ...yaptı. Hani o içimiz kabardı. Hani o işte beklediğimiz son, bu beklediğimiz son derken... ...yine müziklerin efendisine dönersek mesela üçüncü serinin son sahnesi benim tüylerimi diken diken... ...eden sahnelerden bir tanesidir. Hani Aragon tacını taktığı zaman bir şarkı söyler. Ve orada o başarının sadece kendisine ait olmadığını ama onları bekleyen huzurlu, mutlu geleceği dile getirir. Mesela yüzüklerin efendisi kupalarımızla kahvelerimizi içerken hani bunu da hatırlamak lazım. Hani orada işte, işte bu diyorsun. İşte kahraman geldi. Sorumluluğunu aldı. Hani sadece kendisi için yaşamadı. Herkes için mücadele etti. Ve işte beklenilen o son. Artık herkes esenlik içinde yaşayacak çünkü kötülük mağlup oldu.
[00:38:22] Speaker A: O andaki, elbette herkesin çok duygulandığı an, o Hobbitler öndeyken, herkes diz çökerken, sizin diz çökmenize gerek yok. O deyişi ve orada elbette duygulanmak mümkün değil. Kral, o hobbitleri saygı gösteriyor herkesin önünde.
Mükemmel bir kahramanlık. Hepsi de elbette kahraman orada. Süper kahraman derken Frodo da, Sam de, Aragorn da. Kutsal kitaptaki O ayet de aklıma geliyor. İsa Mesih'in kendinden bahsederken bir tohumun ölüp düşmesi gerekiyor ki o meyve versin.
Yani orada kullanılan, Yuhanna 12-24'te size doğrusunu söyleyeyim, buday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe yalnız kalır ama ölürse çok ürün verir. Burada bir fedakarlık bize öğretiliyor. Yani kendini düşünmek değil, diğerlerini düşünmek. O, sadece ben kendi hayatımı koruyayım. Zaten hemen sonra da onu diyor, canını seven onu yitirir. Ama bu dünyada canını gözden çıkaran, onu sonsuz yaşam için koruyacaktır. Ve kendini korumak, kendini muhafaza eden değil, kahraman, kendini muhafaza değil, diğerlerini muhafaza etmek için kendini feda eden.
[00:39:28] Speaker B: Evet, bu bizi etkiliyor. İşte içimizdeki o belki bize kodlanmış olan şey bu. Bizi en çok etkileyen böyle bir kahraman. Hani kendisini başkaları için feda eden ve bunu yaparken hiçbir şekilde çekinmeyen, kendisinden emin, bu fedakarlığın sonucunda birçokların kurtarılacağını bilen ve bunu yaparken gözünü bile kırpmayan. İçimizdeki bizi etkileyen bütün bu ortak hikayelerin hani en baştan da bahsettik farklı kültürler, farklı zamanlar gerekse senaryolar ama bütün bu hikayelerde gördüğümüz ortak ve bizi en çok tüylerimizi diken diken eden ve en çok onur duyduğumuz, seyrederken hayranlık duyduğumuz kahraman figürü bu.
[00:40:12] Speaker A: Bir şey aklıma geliyor. O iyi Cuma akşamı paylaşımı yaparken bir şey demişim, o en son kapanışta iki defa ağladı İsa Mesih.
[00:40:20] Speaker B: Evet.
[00:40:21] Speaker A: O hiçbiri çarmıha gerilirken, acı çekerken değildi. İkisi de aslında kendi rahat, kendisi için gözyaşı dökmedi. Kahramanların da böyle bir yanı var. Bütün kahramanlarımıza baktığımızda gözyaşı acı çekerken değil. Onu karar vermiş zaten.
Onu bilerek yapıyor.
O taraf canını yakan şey değil.
Asıl canlarını yakan şey, insanların acı çekişini veya acı çekecek olmalarını bilmesi. İsa Mesih'e iki defa ağladığında, Lazarus'un mezarı başında. Diyor ki insanlar, Lazarus için ağladı.
Oradakiler de onu düşünüyorlar. Hayır, ölüm haberini çok önceleri aldı. Oradaki insanlara ağlıyordu. İsa onları görünce ağladı. Yüreği burkudu ölümün getirdiği acıyı. Aynı şekilde Yürüşalem'e girdikten Paskalya çok güzel Hozan ağa kurtarıcımız geldi diye karşılanıyor.
Hıçkırarak ağladığını görüyoruz İsa Mesih'in. Neden?
Çünkü gelecek olan acıyı, yargıyı biliyor. Onları kurtarmak için kendini feda edecek ama halk yine de kabul etmeyecek bunu. Bunu da biliyor.
Ve o iki defadan sonra, iki defalıktan sonra aşağılanırken ağlama yok, çarmıhta çivilenirken ağlama yok, böğrü delinirken ağlama yok, hiçbir şekilde ağlama yok öncesinde var. Bu işte fark burada. Biz bu acı çekerken ağlayan insanlarız. O diğer insanların çekeceği acıyı görünce ağladı.
ve geri kalanını cesurca, seve seve yürüde o ölüme. Bu çok etkileyici ve İsa Mesih bu anlamda bizim hayal edebileceğimiz en üst kahraman.
[00:41:48] Speaker B: Evet.
[00:41:49] Speaker A: Onun kahramanlığını görünce elbette yanında Batman'miş, Iron Man'miş ne kadar düşük bir seviyede olduğunu o zaman anlıyoruz ama o zaman senin de sorduğun gibi böyle kapatalım. podcastimizi sana da son bir söz hakkı vereceğim ama kapatırken sorduğumuz soru neden böyle bir ihtiyaç duyuyoruz yüreğimizde bir kahraman arıyoruz bunu özellikle politik dünyada çok yapıyoruz güvenliğimiz dağlara çok kar yağdı oldu yakın zamanda da ve hemen bir umutlanıp aha bizim Bizi bu mu kurtaracak? O da gidiyor. Bu mu kurtaracak? O da satıyor.
Yani hep bir beklenti içindeyiz. Neden bu beklenti var? Ve bu beklenti sadece dışsal mı, içsel olanın dışa yansıması mı? Elbette cevabımız belli de bizim. Sen ne düşünüyorsun hocam? Nasıl kapatmak istersin?
[00:42:34] Speaker B: Yani ben bunu açıkçası bizim içimizdeki insanlığın genetik hafızası diyorum. Sadece belki seyircilerimize biz bugün bir soru bırakıyoruz.
Yani aslında burada altın tepside bir cevap vermiyoruz. Diyoruz ki hadi gelin hep birlikte bunun üzerine kafa yoralım. Bu kahramanlar seni etkiliyor çünkü senin içinde buna bir ihtiyaç var.
Bugün de sonuçta politikacılardan beklenti ya da işte yöneticilerden beklenti ya da işte kitleleri yöneten insanlardan beklenti bu yönde oluyor. Hani hepimizi kurtaracak kararları ver ama esasen hepimizi kurtaracak kararı eylemleriyle vermiş olan var. Ve senin de içinde hani bu ihtiyacın farkında mısın?
Bu kahraman arzusunu sen de görüyor musun?
Bu hikayelere baktığında sen de tüylerin diken diken oluyor mu? Sen de buna özlem duyuyor musun? Bugün aslında bu soruyu bırakıyoruz.
Hepimiz kendi içimizdeki o boşluğu fark ederek başlayacağız. O boşluğu görerek başlayacağız. Bugün hepimiz bu ortak hikayelerden gerekse tarihte yaşanmış, gerekse farklı farklı kültürlerde anlatılmış... Ama sanki hepsi tek bir kaynaktan çıkmış gibi olan bu kahramanlık hikayelerinden etkileniyor musun? Etkileniyorsan bu iyi bir başlangıçtır. Çünkü senin de içinde bu kahramana, bu adaleti sağlayacak olana bir ihtiyaç var. Bunu görebiliyor musun?
[00:44:11] Speaker A: Ağzına sağlık hocam.
Arkadaşlar çok teşekkürler bizi eşlik ettiğiniz için.
Elbette sorularınız varsa sorularınızı bekliyoruz ama aynı fikirde değilseniz özellikle sizin de yorumlarınızı bekliyoruz. Neden bu süper kahramanlar ya da kahramanlar ve mitoloji bu kadar gelişmiş?
Ve bizim düşüncelerimiz hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizin yanıtınız ne? Merakla bekliyor olacağız.
Kendinize iyi bakın. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle.