Episode Transcript
[00:00:00] Speaker A: Arkadaşlar merhaba. Özgürce'ye hoş geldiniz. Bugünkü konuğum Senem Ekener ve birlikte hem inanç sonmasına bakacağız ama özellikle onu tanıyacağız bugün. Hem geçmişinden hem nasıl Hristiyan oldu, nasıl o yaşam gelişti de. Mele Ekener'le tanıştı. Ona bakacağız. Hoş geldiniz. Hoş geldin abla.
[00:00:17] Speaker B: Merhaba Özgür. Hoş bulduk. Çok teşekkür ederim beni de çağırdığınız için. Güzelmiş burada olmak.
[00:00:21] Speaker A: Biz Melih ağabeyi çağırdık ama seni çağırmak istiyorduk.
[00:00:24] Speaker B: Araya mı gittin Melih?
[00:00:26] Speaker A: Yok. Gerçekten senin programlarını uzaktan takip eden biriyim. Elbette bir kere karşılaştık. O bir tech konferansında. Onda çok böyle fazla sohbet edemedik. Aslında ben Melih ağabeyle gidip bir çay içtim sonrasında.
[00:00:39] Speaker B: Ne güzel.
[00:00:40] Speaker A: Ama hep seni böyle bir özgürce de ağırlamak istemiştik. Bugüne nasipmiş.
[00:00:43] Speaker B: Çok teşekkürler. Benim için de çok keyifli oldu. Heyecanla geldim ben de sohbet etmeye. Sohbet her zaman çok güzel.
[00:00:50] Speaker A: Evet yani podcastin de güzel tarafı bu zaten yani amaç elbette konuşacağımız konular var ama konu nereye giderse oraya da gidiyor podcast o anlamda güzel bir şey.
Hatta şakasını da yaptık bir önceki podcast ile Meliha'yla son podcastımızda böyle kameralar Durdu ama biz devam ediyoruz konuşmaya bir yarım saat daha sürdü podcastimiz. Bugün de senle, ilk başta seni tanımak istiyoruz. Elbette biraz önce de dediğim gibi şakasını yaptık. Böyle bir Melih abi ünlü olabilir ama herkes seni tanıyor. Daha fazla seni daha fazla tanıyor diye o şakasını yaptık. Çoğu kişi tanıyor ama seni biraz daha iman etmeden önce ve o geçiş zamanından biraz bahseder.
[00:01:25] Speaker B: Tabii tabii, sevinçle. Burası zor gerçekten çünkü Tanrı'nın hayatlarımızda yaptığı iş o kadar katmanlı ve çok boyutlu ki zaman zaman sanki bir tarafını anlattığımızda diğeri eksik kalıyormuş gibi oluyor. Ama bir biçimde bunu izleyenlere ulaştırabilirim diye düşünüyorum. Bir şekilde anlatmaya çalışacağım hikayemi. Ben Kutsal Kitap'ın vahiy bölümündeki Philadelphia kentinde doğdum, şehrinde doğdum.
[00:01:51] Speaker A: Alaşehir.
[00:01:52] Speaker B: Evet, Manisa'nın ilçelerinden biriyim.
Ve 13 yaşıma kadar orada yaşadım ama hiçbir şekilde Hristiyanlıktan ve yedi kilisenin biri olan Alışehir'in öneminden haberdar olmadım o dönemde.
Oldukça geleneksel, kültürel olarak Müslüman bir ailede büyüdüm. Annem babam öğretmen ve o yıllar işte çocukluğun devam ettiği yıllar. Öğretmen oldukları için işte okula erken başladım, evde daha çabuk öğrendim okumayı annemle babamdan.
Meraklarımı o anlamda çok gidermeye çalıştılar, beslediler diyelim.
Ve bir Ege ilçesinde büyüdüm yani. Hala da ülkede en sevdiğim yer, her zaman gitmek istediğim o...
Toprakların olduğu aslında Vahiy'in bütün kiliselerin olduğu yer. Oraları benim memleketim ve her fırsatta gitmeye çalışıyorum. Sonra İzmir'e taşındık ve ben liseyi İzmir Kız Lisesi'nde okudum.
Sezen Aksu'nun da mezun olduğu aynı okulda.
Ağaçlar arasında.
[00:02:53] Speaker A: Bir not düşelim.
[00:02:54] Speaker B: Evet, evet. Gururla.
Yatılı bir kız okulunda okudum. Yaşamın zorlukları başladı tabii ki. Çok küçük yaşta, 13 yaşında evden ayrıldım. Babanla ilişkisel olarak oldukça sorun yaşadığımız bir dönemdi.
Ve eğitimimin de daha iyi olması için bir öğretmen çift beni yatılı okula yolladılar, lisede. O artık bir şekilde hayatın darbeleri, aynı zamanda kişiliğinizin oturmaya çalıştığı dönemler falan ama... Geri dönüp baktığımda zor ve erken olduğunu buluyorum bir çocuk için. O yaşta aileden uzak kalmanın. Sonra İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü kazandım. Feneri Biyat Fakültesi'nde ve 93 yılında 16 yaşında İstanbul'a geldim.
Yine çok erken, küçük. Yani bir İzmir'den İstanbul'a taşınmak için o yıllarda.
Ve İstanbul serüveni başladı. Felsefe okumak istediğim bölümlerden biriydi. Psikoloji de okumak istiyordum aynı zamanda.
Ama o son yılların ergenliğin verdiği savruluşuyla herhalde yeterince önem vermedim diye düşünüyorum. Felsefe okurken bir taraftan... O zamana kadar ki aslında hani ihtiyacım olduğunda Allah'a seslendiğim kısımlardan iyice uzaklaştığımı hissettim. Sorgulamaya başladım okuduklarımla birlikte ve sadece Tanrı'ya inanır bir duruma geldim.
Bir tabii ki reddediş vardı genel inancı ya da işte hani kimlikle tarif edilen tarafını bıraktım diyebilirim üniversite yıllarında felsefe okudukça.
Aynı zamanda ikinci sınıftan itibaren arkadaşlarım da yardımıyla çalışmaya başladım Büyükşehir'de. Hem okuyabiliyorum hem çalışabiliyorum.
Çok erken gelen bir hem ekonomik özgürlük hem hayatta var olma mücadelesi diyeyim medyada çalışmaya başladım. Farklı televizyon kanallarında işte montajla başladım. Daha sonra radyoya geçtim.
Hala radyo en sevdiğim iletişim yöntemlerinden biri. O yıllar dediğim gibi biraz hareketli ve mücadeleci geçti. Çok da yıpratıcıydı benim için aslında. Geri dönüp baktığımda çok sağlıklı olmayan bir hayat mücadelesi görüyorum. Çok yalnız bir genç kız görüyorum aynı zamanda.
[00:05:01] Speaker A: Doğru çünkü aileyi bırakıp bir anda Alışehir'den, İzmir'e İzmir'den İstanbul'a ve İstanbul'da sadece okul değil aynı zamanda çalışmaya başladın ve çalıştığın işler çok da stresli. Hem stresli… Çok aktif, böyle çok hızlı gelişen işler.
[00:05:14] Speaker B: Kesinlikle. Ve bir genç için tehlikelerle dolu bir ortamdı aslında.
Ve pek çok açıdan zarar gördüğümü söyleyebilirim o yıllarda. Çok yıpratıcı yıllardı. Bir biçimde ayakta kalma mücadelesi, hayatta kalma mücadelesiydi bu. Bir şekilde ama orada her zaman tabii ki telkinle de gelen güçlü olacaksın. Tek başına bunları başarabilirsin.
Bağımsızsın. Ama onun çok ince bir çizgisinde yüreğin tutsaklığı var aynı zamanda. Putlar gelişiyor orada tek başına olma mücadelesi içinde.
Zorlu yıllardı.
Üniversiteyi bitirirken...
Aynı zamanda radyoda çalışmaya başlamıştım ve bir gece programı yapıyordum. Sanat programı yapıyordum ikiyle beş arasında ay vakti diye.
O zamanda teleteksler var gece. Televizyon yayını bitiyor. Oradan dinlemeye devam ediyorlar sizi falan.
Tabii ki yani hani bir tanınırlığın oluyor o dönemde.
Ulusal radyolarda çalışıyorum tabii bu arada. Farklı farklı bir zaman dilimiydi.
Önceliklerin ne olduğunu kestiremiyorsun, çok yakın bir yol gösteren destekleyici bir rol model olmadığı için yaşamda. Değer olarak bildiğin şeylerin tarifini sen yapmaya başlıyorsun. O zaman içine doğruyu bulmaya çalışırken yanlış da dahil oluyor.
Ama annem her zaman belli bir ahlaki standartta yetiştirdi bizi, beni özellikle. Ve bu talep edilirdi onun tarafından. Yüksek ahlakla yaşamam.
Ama bunu neye dayandırarak yaptığını sorgulamaya başladım ileriki yıllarda.
Ve altının boş olduğunu fark ettim tabii ki.
Bunları vicdani olarak yapmam gerektiğini biliyordum doğru ve yanlışı. Ama işte felsefe okurken de çok güzel kafan karıştı. Aynı zamanda başka işte pragmatik dünya görüşü, işte Aristo'nun ahlak etiği gibi birçok şey de içine dahil oluyor. Ama bu bocalamamın başka bir tarafı da buydu. Yani daimi bir endişe hali, hayatta kalma, başarılı olma dünya standartlarına göre. Ama yüreğinin içinde bir yerin hiçbir zaman tatmin olmaması.
Bu değil. Hani bu da değil. Bu da doyurmuyor. Bu erken gelen belki hani yaşam başarıları diyelim.
Tatmin etmediğini gördüm yani.
O yıllarda radyoda çalışırken şimdi artık 25 yılı aşkın eşim olan Meli'yle tanıştım.
Evet evet o yıllarda tanıştık. Biz o tabip çok stardı. O zaman da stardı kanalda.
Ama bu süreçte de bir bursla Amerika'da eğitim görme imkanım oldu çalıştığım radyo kanalı vasıtasıyla.
O zaman daha fazla rastlaşır olduk. Ben de tam Amerika'ya gitmek üzereydim eğitim için bunun olduğu yıllarda. 1997'nin sonlarıydı.
Radyo, televizyon, sinema okumak üzere Los Angeles'a gittim bir burs alarak ve gitmeden hemen önce Melih'le bir ilişkimiz başladı diyelim. Ve böylelikle aslında o benim ilk tanıdığım Hristiyan oldu. O ana kadar İncil'i bir kere okumuştum ama hiçbir şey ifade etmemişti. Salt bir hani en çok okunan kitaplardan biri olduğu için.
[00:08:16] Speaker A: Okuyayım yani.
[00:08:17] Speaker B: Evet okuyayım tabii ki ama çok nankör bir şekilde tabii ki her türlü itirazı kafamda üreterek. doğruluğunu sorgulayarak bir kenara bıraktım hiçbir şey anlamadığımı da düşünüyorum kesinlikle o dönemki okumamı.
Sonra üniversitede yurt dışında bu eğitimi alırken Dil eğitimi de olduğu için de tabii ki sonra televizyon, sinema okudum. Melih'le ilişkimiz devam etti.
O bir şekilde aslında bir Hristiyan olarak yaşıyordu benim gözümde, önümde inancını.
Döndükten sonra ben prodüktör olarak çalışmaya başladım. Hem haber tarafında hem program departmanında.
Ama onunla ilişkimiz sürdü. Onunla yavaş yavaş kiliseye gitmeye başladık falan.
Asıl benim müjdeyi duymam, aynı zamanda görmem o yıllara rast. 2000'lerin başı.
Ve yakından meleğin Hristiyan arkadaşlarıyla tanışmaya başladım.
Onlara çok aslında, iyi ki her şeyi hatırlamıyoruz zihnimizde, çok kaba ve küstahça aslında inançlarına saygısızlık ettiğimi de hatırlıyorum o dönemde. Ne yazık ki.
[00:09:17] Speaker A: Tabii hatırlatıyor bazen bunu. Bir zamanlar sen de öyleydin.
[00:09:20] Speaker B: Çok da şefkatlice bunu yapıyor. Yoksa o utancın altından kalkamayız ama hamdolsun hiçbir mahkumiyet taşımıyoruz Mesih'te ve onlar benim kardeşlerim tabii ki şimdi.
O yıllara geliyor aslında kiliseyle yakınlaşmam fakat Melih hiçbir zaman beni Hristiyan yapmaya çalışmadı. O her zaman ona çok saygı duyduğum bir şeydi. İnancını özgür bir şekilde önümde yaşadı.
Kutsal kitabını okurdu fakat hiçbir şekilde bana hiçbir şey dayatmadı.
Bu aslında onunla ilgili çok sevdiğim yanlardan biriydi o zamanda bu alanı. çok rahatlıkla açıyor olması. Ama benim kafamda da şu vardı yani ailenin Hristiyanı o Tanrı ile ilişkileri o yönetiyor, duayı o ediyor.
Ben bir şekilde hani iyiyim ya şu an gibisinden.
Sonra çok tabii biraz hızlı geçiyorum yoksa.
[00:10:09] Speaker A: Bayağı uzun süre... Bir dahaki sefere eminim uzun bir şekilde kaydederiz.
[00:10:14] Speaker B: Sonra işte tekrar biz 2001 yılında Amerika'ya taşınma kararı aldık. Bir ekonomik kriz vardı ülkede. Melih de hep bir gidelim orada yaşayalım fikrindeydi. Ben zaten öğrenciliğimden alışkın olduğum için.
Biz tekrar bir taşındık gittik şeye Amerika'da New Jersey bölgesinde yaşıyorduk. Ben kolayca iş buldum. Melih için biraz daha zor oldu. Bu arada 11 Eylül oldu. Zaten her şey zordayken. Evet, allak bullak oldu tabii ki o olaydan sonra. Ama ben bir Amerikan şirketine çalışıyordum o zaman ve Türk müşterilerim de vardı. Bu arada Melih'in de kiliseye gitmesini devam etmek için orada bir topluluğa katıldık biz New Jersey'de. Ve tabii ki sonradan öğreniyorum. Hem orada kilise hem İstanbul'da meleğin arkadaşları benim için dua ediyorlar İsa'yı tanımam için, ona dönmem için. Uzun bir süre geçmedi aslında. Her şey tepetaklak olmaya başladı ve o ana kadar benim yaşamımdaki en değerli şey aslında evliliğimdi.
Biz evlendik bu arada Türkiye'deyken. Biz evlendikten sonra taşındık. Ve bunun zora girdiği bir döneme girdik. Çünkü ben orada çalışıyordum, Melih'in film çekimleri için Türkiye'ye dönmesi gerekiyordu ve bir yol ayrımına gelmemiz lazımdı. Zaten işte dediğim gibi 11 Eylül olduğu için çok zorlu hayat şartları başlamıştı orada ve oradaki kilise... Beni hiç yalnız bırakmıyordu gerçekten bunu söylerken hem iyi anlamda söylüyorum ama henüz iman etmemiş biri için belki anlayabilirsin.
[00:11:37] Speaker A: Kesinlikle.
[00:11:37] Speaker B: Devamlı destek oluyorlar ve dua ediyorlardı benim için fakat oradaki ruhsal savaşı geriye döndüğümde gözlemleyebiliyorum rahatlıkla. Benim içimdeki o isyan eden, Tanrı'ya karşı gelen ruhla aslında nasıl çarpışmaya başladığını fark ediyorum.
Ama Rabbin o kadar büyük bir tutkusu var ki, arzusu var ki bizim arkamızdan gelmek için hem de beni kovaladığını fark ediyorum her zaman. O kardeşlerin sevgisiyle bunu yaptığını görüyorum, sözüyle bana seslendiğini görüyorum, dua edenlerin etkisiyle bunu yaptığını görüyorum ve Melih'in tabii ki. sevgisinde ve ilişkimize olan sadakatini de görüyorum. İşte 2002'nin Noel'inden hemen önceydi ve bir karar vermemiz gerekiyordu.
Belki hayatımdaki en değerli şey neredeyse evliliğimi yitirmek üzereydim ve o öyle bir noktaya geldim ki artık ben kendi sorunlarımı ilk kez çözemez duruma geldim ve Bir anlamda köşeye sıkışmıştım. Yani ne dünyevi anlamdaki çözümlerim bunları halletmeye yetiyordu ne de dışarıdan bir yardım geliyordu. Aslında o çaresizliğin Tanrı'nın ne kadar şefkatli bir şekilde beni kendine yaklaştırmak için oluşturduğunu ve kullandığını görebiliyorum. Gerçekten zor bir andı ve çok karanlık günler geçirmeye başlamıştım ben. O dönemde de bana vaatleri içeren bir kutsal kitap verilmişti ve yine sözü Tanrı'nın elimin altındaydı. O zaman tekrar baktım ama en büyük fark neydi yeniden baktığımda?
İlk kez çaresizdim ve gerçekten yardıma ihtiyacım vardı. Bu yürekle yöneldim Tanrı'ya ve dua ettim. Eğer dedim burada söyledikleri gibiysen ben tanımak istiyorum seni ve buna ihtiyacım var. Gerçekten çaresizim. Bir anlamda hani köşeye sıkışmış hissediyordum kendimi.
Fakat orada hani Tanrı'nın beni kucaklamak için beklediğini bilmiyordum. Tek başıma olmadığımı bilmiyordum ve doğaüstü bir şekilde yani kutsal ruhun etkisiyle bunu açıklayabilirim. Ama ben ilk kez belki yüreğimi eğip Tanrı'yı aradım ve Rab gözlerimi açtı, kulaklarımı açtı. O zamana kadar okuduğum her şey anlamlanmaya başladı ve Tanrı'nın beni ne kadar sevdiğini ve bu vaatleri aynı zamanda benim için verdiğini keşfetmeye başladım.
Bu çok bilinçli olan bir şey değil yani çok doğaüstü bir payı vardı Kutsal Ruh'un yaptığı bende iman ettiğim dönemde ama aynı zamanda benim için dua eden, Dünyanın pek çok yerinde dua eden bir kilise vardı ve ben tek başıma sadece o kutsal kitaptaki duayı ederek teslim oldum diyebilirim Tanrı'ya yani boyun eğdim onun benim yaratıcım olduğunu İsa'nın benim için neler yaptığını görmek için aslında tövbe ettim ve onu yaşamama davet ettim.
Bir formül dua değil bu. Çok çaresizdim ve Tanrı bunu duydu, işitti ve zaten oradaydı biliyorum.
Ve yardımıma geldi. İsa'yı sonra tanıdım aslında. Üçlü birliğin o bizi çağıran doğası beni çok şaşırtıyor zaman zaman. Ben derim ki yani Tanrı ve kutsal ruh ilk belki aktif doğasıydı Tanrı'nın ve İsa'yla sonra dost oldum, büyüdüm, onu okudukça geliştim ve yakından tanıdım. Ve onun dostu oldum diye anlatıyorum. Böylelikle iman ettim.
[00:14:49] Speaker A: Kaç yılındaydı?
[00:14:50] Speaker B: 2002'Nin Noel döneminde.
Sonra Melih'e bunu telefonda söylemek zorunda kaldım. İnanmadı önce.
Tabii ki dedi hani belki bunu evliliği kurtarmak için yapıyorsun falan. Ama öyle bir şey değildi tabii ki. Bu gerçekti benim için.
Ve birçok doğaüstü bir şekilde mesela çok ağır bir hastalık yaşadım o sırada grip gibi anlatıyorlar bana sonradan. Yani çok ağır bir ateşleyken hala devam edebiliyordum yaşamaya.
İlginç yani biraz orada tıbbi de çok açıklanamayan şeyler var aslında. Ben onları Tanrı'nın yani kutsal ruhunun gücüyle oldum. Ve aslında o yaşamlarımız üzerindeki ruhsal savaşın bir biçimde görünür olduğu anlardan biri olarak tanımlıyorum geriye dönük olarak.
Ve bu tamamıyla Rabbin yaptığı iş. Benim aslında ya da bizim yapabileceğimiz şey bu ihtiyacımızı fark etmek, alçak gönüllülükle onun önünde durabilmek ve devamı tamamıyla bir mucize hikayesi tabii ki.
[00:15:48] Speaker A: Evet, çok teşekkürler paylaştığın için.
Ve nasıl iman ettiğini insanların duyduğunda şunu fark ediyorum ve senin mesela tanıklığında da bu aklıma geldi. Dinleyen bir insan, Hristiyan olmayan biri.
Kasten söylediğinden eminim bu çaresizlik anı, şey gelebilir, çaresiz din. Yani bir anlamda belki depresif bir durumdaydım. Bu nedenle Tanrı'ya ihtiyacın olduğunu hissettim. Ben ilk iman edip Türkiye'ye döndüğümde, Hristiyan olduğum iki yıl sonra 2004'te iman ettim, 2006'da dönmüştüm ve döndüğümde benim eğitimli, çok eğitimli akrabalarım bana şey demişti, ya sen oraya gittin, burada İslam vardı, orada Hristiyanlık var, oraya gittin. O yüzden onu seçtin. Ve bir yandan dışarıdan baktım, aslında böyle de görünebilir. Tim Keller'ın o New York'taki Redeemer Kilisesi'nin eski pastörü Tim Keller'ın böyle bir vaazında şuna değiniyor diyor ki birçok insan hastanedeyken iman ediyor ölüm döşeğinde bir anlamda ve çoğu insan buna bak ölüm döşeğine son dakikada bir uzanış aslında diyor Çok doğru. Yani ölüm döşeğinde insanın gözündeki diğer her şeyin değeri yok oluyor. Bu dünyanın sana sunduğu hiçbir şeyin o sonu gelmiş zaten. Artık bir şunu da yapayım şunu da alayım kalmıyor.
Değeri kalmıyor. Yaşasam bile umurumda değil.
O nedenle artık net görebiliyorsun. Bu çaresizlik böyle bir şey geldiğinde sana nasıl cevap veriyorsun?
[00:17:11] Speaker B: Bu çaresizliğin aslında Tanrı'nın arzuladığı en sağlıklı ruhsal durum olduğunu varsayıyorum. Çünkü İsa diyor ki ne mutlu ruhta yoksul olanlara.
Bu başlangıç noktamız olmalı diye düşünüyorum. Yani bizim ruhta yoksulluğumuz Tanrı'nın yüreğini bize yönelten bir şey. Ve kendini bize açıklaması için aslında en sağlıklı toprağı gösteriyor belki. Biz bunu bilinçli yapmıyoruz ilkin. Çünkü o kadar fazla şey dünyada bize anlam, kimlik vermeye çalışıyor ki bunların tümünün sesinin susturulması ve bizim o gerçekten çaresiz hale gelmemiz... Tanrı'nın yüreğini de harekete geçiren nokta oluyor ve İsa bunu söylüyor tekrar. Yani ben doğruları değil günahkarları çağırmak üzere geldim. İşte bu ruhta yoksul olmanın Rab'le birlikte ilişkiyi ve yaşamı başlatacak nokta olması çok al aşağı eden bir bilgi aynı zamanda. Yani dünyanın söylediği hiçbir anlatıya uymuyor bu hikaye. İşte benim tanıklığıma dönecek olursak evet çok çaresizdim, çok yardıma ihtiyacım vardı. Ama dünyevi anlamda çok imkanım vardı benim. Bu onların hiçbirini yok saymıyordu.
Yani kendi kendime üreteceğim hala pek çok çözüm vardı. Ve birçok başka putum, idolüm olabilirdi hayatla ilgili. Bunları yapabilirdim.
Yüreğimin peşinden gidebilirdim. Ve o dünyevi anlamda beni çok daha özgür niteleyebileceğiniz bir forma sokardı.
Ama ben yüreğimin artık o haykırışlarını bastıramazdım daha fazla.
[00:18:47] Speaker A: Yüzleşme anı.
[00:18:47] Speaker B: Yüzleşme, kesinlikle yüzleşme, teslimiyet, yaratıcının benim üzerimde asıl egemen olduğunu fark etmek ve bundan korkmamak aynı zamanda. Çünkü çok ürkütücü de bir şey bu.
Bir idea var karşınızda, ben sen doğmadan önce seni tanıyorum ve seni biliyorum, seni ben hazırlıyorum, yaratıyorum diyor. Bu öyle böyle bir teslimiyet değil tabii ki.
[00:19:12] Speaker A: Doğru.
[00:19:13] Speaker B: Yani onun sizin üzerinizde bunu yapabilecek. Hem çok korkutucu gelebilir kulağa ama onu tanıyorsanız en derin sığınak yeri ve en güvenli yer bulunabileceğiniz.
[00:19:24] Speaker A: Kesinlikle.
[00:19:25] Speaker B: O yüzden teslimiyetten de kaçmadığımız bir nokta. Çok ilginç değil mi o iman ettiğimiz anı tarif etmek? Çünkü gökle yerin buluştuğu zamanlardan biri olarak tarif ediyorum ben.
Çok kişisel bir hikaye. Birbirimizinkinde ortak yönler var ama her birimizin Mesih'le buluşması çok benzersiz aynı zamanda. Bu Tanrı'nın bizi ne kadar iyi tanıdığının da bir kanıtı. Uymayacaktır biri diğerine.
[00:19:53] Speaker A: Doğru, doğru. Ve çağıran da Tanrı. Yani hazır bekliyor.
Gerçekten ben de benim sevgilim camide başladı.
Namaz kılarken ben eğiliyorum ama tanımak istiyorum. İçimde böyle bir istek var. Ben Tanrı'yı tanıyabilmem gerekiyor. Böyle bir ikna almışım yürekten ve bu benim için bir ilk adım oldu.
Senin dediğin gibi bir Tanrı'nın orada hazır duruşu biraz şey oluyor ilk başta.
Kabul etmek istemiyorum. Ama bir yandan da ihtiyacım var. O sağılmaya, o sevgiye ihtiyacım var. Muhtacım diyene kadar. Muhtacım demediğin an zorla şey yapmıyor.
[00:20:33] Speaker B: Tabii ki. Çünkü özgür iradeyi veren aynı zamanda bunu kullanmamız için de bizi özgür bırakan Tanrı'nın kendisi. Yoksa sevgiyle adaletin aynı anda bulunmasından bahsedemeyiz şimdi hemen felsefede.
Ondan temkinli ilerlemeye çalışıyorum.
Yani özgür iradenin bulunması sevgi doğasının aslında zorunlu durumlarından birini oluşturuyor.
Bunun mümkün olabilmesi için. Ve kendi yolumuzda ısrar edersek Tanrı bunu da tamam diyor. Yani buna da tamam diyor. Yani kendi yolunda devam edebilirsin.
[00:21:08] Speaker A: Evet.
O devam ederken de ama...
[00:21:10] Speaker B: Bırakmıyor ama değil mi?
[00:21:11] Speaker A: Yani senin serüvenin 4-5 yıllık bir zaman diliminden yanlış hatırlamıyorsam bahsediyoruz ilerleyiş.
[00:21:16] Speaker B: Kesinlikle.
[00:21:18] Speaker A: 5 yıl sonra da hala orada. Yani şey değil böyle... Hatta bekliyorum ya artık bir kabul et.
[00:21:24] Speaker B: Dua ediyorlar senin için oradan. Çok etkileyici tabii hani Tanrı'nın çok yönlü varlığını kullanması, bunu açıklamak için yapması, sözünü kullanması, kilisesini kullanması çok farklı yönlerini görüyorum her seferinde. Bu zenginlik muazzam bir şey.
Ondan sonra da zaten daha önce olmayan açlıkların ortaya çıkması yani benim kutsal söze olan açlığımın ortaya çıkması bu olmayan bir şey daha önce. Ama gerçekten anlattığı gibi işte kana kana su ya da işte doyuran yemek olmaya başlaması Tanrı'nın sözlerinin benim için. Yani bitmek tükenmek bilmeyen bir şekilde bu başladı örneğin ardından. İşte okuyordum o dönem gittim bütün kutsal kitabı CD'ler var o zaman.
CD'lerini almıştım. Arabada giderken dinliyordum falan ve o zaman o söze açlığım büyüdü.
Aslında bebek Hristiyan oluyoruz ilk başta hani o süte doymaya çalışıyoruz Tanrı sözü böyle tarif ediyor kendini ve yetmiyor gibi geliyordu bana yani daha çok daha çok Tanrı'nın varlığında zaman geçirmek.
Onun aslında beni yarattığı çok farklı yönlerle onu anlamayı öğrenmek beni çok etkiledi. İşte verdiği zihinle onu tanımaya çalışmak yani yürekle onun duygularını keşfetmeye çalışmak. İşte müzikle o tapınmanın, övgünün, ruhsal anlamda başka türlü hiçbir şekilde belki tarif edemeyeceğimiz bir derinlikte bizi onunla buluşturması gibi.
Ve o büyüme serüveni devam etti tabii ondan sonra. Pek çok şey oldu ardından.
[00:22:54] Speaker A: Bu tanıklık hikayeleri mesela bazen ana karakter biz ve Tanrı olarak düşünüyoruz ama aynı zamanda senin dediğin gibi kiliseyi de geliştiriyor. Birçok insan dua ediyordu.
[00:23:04] Speaker B: Çok büyük sevinç oldu.
[00:23:06] Speaker A: Onlara teşvik oldu. Onların o zor durumunda teşvik oldu. Tanıklıklarımızı böyle paylaşmak gerçekten değerli.
[00:23:12] Speaker B: Çok büyük bir teşvik. Gerçekten aynı zamanda Tanrı'nın Melih'e vaat ettiği, söz verdiği derin vadinin de gerçekleşmesiydi o. Çünkü biz evlendiğimizde ben bir Hristiyan değildim henüz. O bunu bilerek, sadakatle aslında Tanrı'nın Beni ona ve kendisine taşıyacağımı bilmesine tutunarak bu karar verdiğini söylüyor her zaman. Bunu çok etkileyici buluyorum ben. Bu öyle kolay bir güven değil.
Tersi de olabiliyor.
[00:23:45] Speaker A: Laf işitmiştir belki o dönemde.
[00:23:46] Speaker B: Yani disiplin altına girdi, girmiş.
[00:23:50] Speaker A: Doğru, yani kilisede... Normal, kesinlikle.
[00:23:52] Speaker B: Ben de böyle bir benzer karar verebilirim kilise önceden olarak şu an.
Ama yine o Tanrı'nın tarif edemediğimiz, hiçbir şekilde hiçbir yere aslında sığdıramadığımız lütfu. Bir kardeşim bunu çok müsrif sevgi olarak anlatıyor.
Bir şekilde sınır koyuyoruz ama Tanrı'da bunun sınırı yok. Yani istediğinde, güvendiğinde, onunla birlikte yürümeye karar verdiğinde... ...aşkın bir şekilde bunu paylaşıyor ve veriyor ve sağlıyor.
Bu biraz bizim için böyle özel bir tarafı da var bu hikayenin. Ama bizim için özel. Başka birinin örneği değil kesinlikle.
[00:24:28] Speaker A: Kural olarak arkadaşlar böyle yapmak zorundayız değil mi?
[00:24:31] Speaker B: Hayır hayır. Kesinlikle öyle bir şey söylemiyoruz tabii.
[00:24:33] Speaker A: Fiyat avlunun konusuna Melih Ağabey ile girdik. Ne diyordu?
Bir yerde paylaşmış herhalde bir kaptan mı ne? Sen susturma yüzünden üzülüyor musun? Hatırlıyorum.
Onu anlatmıştı. Seni anlıyorum bir yandan bir yandan.
[00:24:46] Speaker B: İkimiz de anladık.
Bu bizim tanıklığımız tabii ki. Bu bizim öykümüz.
Tanrı çok farklı şekilde çalışabilir. Her zaman bunu yapabilir. Kendi yüceliği için. Yapmaya devam ettiği durumlar da vardı. Biz farklı bir gözlem getirebiliriz ama onun alanına girmek zaten hani bizim işimiz değil kesinlikle. Biz bununla seviniyoruz tabii ki.
[00:25:09] Speaker A: Elbette. Bir de şeye değinmek istedim. Başlangıçta şey dedin yani ilk etrafındaki Hıristiyanlar bayağı bir... Doğru olmayacak tavırlar ya da bugün geri baktığında ya keşke yapmasaydım dediğin tavırlar oldu.
[00:25:20] Speaker B: Evet oldu.
[00:25:21] Speaker A: Ben de ilk bir Hristiyan'la tanıştığımda... Tövbe ettim hepsi için.
[00:25:24] Speaker B: Gerçekten hiç hoş değil çünkü ve yaptım ama bunları.
[00:25:27] Speaker A: Ama ben böyle canlı yayınlar yaptığım için TikTok'ta, YouTube'da şey diyorum yani işte bu bir nevi bir bedel ödeme değil de Ben şimdi onların durumunu anlayabiliyorum.
[00:25:36] Speaker B: Kesinlikle.
[00:25:37] Speaker A: Çünkü dediğin gibi o müjdeyi duyduğumda bana müjde gibi gelmedi ilk başta.
[00:25:40] Speaker B: Hayır, gelmiyor.
[00:25:40] Speaker A: Bu saçmalık gibi geldi.
[00:25:41] Speaker B: Kesinlikle.
[00:25:42] Speaker A: Ve bu saçmalığı söyleyen nasıl normal bir hayatta çok saçma bir şey duyarsın. Ya buna da inanma, bunu da düşünme dersin.
[00:25:48] Speaker B: Yok artık yani.
[00:25:49] Speaker A: Ve o kişi alınabilir. Ama ben böyle düşünüyorum.
[00:25:53] Speaker B: Evet.
[00:25:54] Speaker A: Ve ben bunu yaptım. Aynı şekilde şu an canlı yayınlarda Adanalı Hıristiyan mı olur kardeşim falan deyip böyle sen gerçekten Hıristiyan Türk müsün diyerekten kimliğimi tamamen sorgulama şeyi oluyor.
[00:26:05] Speaker B: Tabii geçmişini saklama falan diyorlar bana da mesela.
Nereden geldiğini bilmiyor muyuz senin? İsa'ya çok benzer laflar söylenmişti videosu.
[00:26:15] Speaker A: Bu normal sözler zaten. Onların söylemesi gerektiği sözler. Bizim beklentimiz bu olmalı. Ama ben de diyorum ki artık Özgür sen de bir zamanlar böyle yaptın. Paulus Mektun da dediği gibi. Bir zamanlar bizler de öyleydik.
[00:26:27] Speaker B: Doğal.
[00:26:28] Speaker A: O yüzden nasıl kardeşler beni lütufkar bir şeyle karşıladılar.
[00:26:32] Speaker B: Aynısını yapma fırsatım var benim de şimdi.
[00:26:34] Speaker A: Onu şimdi paylaşıyoruz.
[00:26:35] Speaker B: Kesinlikle evet ve o yol birlikte yürünecek bir yol aynı zamanda. Çünkü Tanrı'nın paydaşlığını o kişilerin yaşamına taşıma fırsatını veriyor bize. Bu çok güzel bir armağan gerçekten.
O dönemi düşünüyorum benimle yürüyen. Ben onlar için bir sayı ya da bir plan, ajanda değildim. Onlar beni gerçekten seviyorlar çünkü hala hayatımda o insanlar aynı zamanda.
Ve hakikaten bunu taşıdılar ve ben de ilişkilerimi böyle seçmiyorum ki.
Bunun üzerinden belirlemiyoruz.
[00:27:04] Speaker A: Bunlar risken olur gel.
[00:27:06] Speaker B: Hayır, hayır asla böyle bir durum yok. Yani yaşamlarımızı birlikte sürdürüyoruz ve bu zaten hayatımızı kökünden değiştiren bir gerçek.
Başka türlü olması beklenemez.
Bununla ilgili gelebilecek şey de işte seni kandırmışlar diyebiliyorlar bazılarına işte ya da beynini yıkamışlar diye. O zaman ilişkideki samimiyeti de sorgulamak için de bir fırsat. Çünkü bu zamana kadar benimle ilgili böyle bir ediyan yoktu diyebiliyorum. Yani her birbirimizin yaptığını tasvip etmek zorunda değiliz. Ama seviyorsak o ilişkiyi bir seviyede mutlaka sürdürmeyi seçeriz zorlandığımızda. O zaman sevgi aslında çok pahalı bir şey, çok değerli bir şey.
[00:27:47] Speaker A: Bir bedel ödeniyor.
[00:27:48] Speaker B: Bir bedel mutlaka ödenmesi gerekiyor. Bunu Tanrı'nın nihai bir şekilde yaptığını görüyoruz. Yani ben yarattığım çocuklarımla barışmak için öz oğlumu, bedel olarak vereceğim bu günahlar için ve bu barışın yolunu açacağım. Öyle ki günah aramızda artık hiçbir engel oluşturmasın yarattığım çocuklarımla beraber diye. Bu sevginin aldığı risk aynı zamanda ve ben hayranlıkla bakıyorum Tanrı'nın bunu yaptığını. Çünkü bunu uzatmaya devam ediyor. Yaşamlarımızdaki insanlarla ilişkilerimize bunu taşıyacak olursak aslında aynısı geçerli. Her zaman en yakınlarımıza da olsa Planladığımız gibi ya da bizim istediğimiz gibi devam etmiyor o sevgi ilişkisi.
[00:28:29] Speaker A: Doğru.
[00:28:29] Speaker B: Ama biz her şeye rağmen onlarla birlikte yürümeyi seçebiliriz. Bu onayladığımız, kutladığımız, alkışladığımız anlamına gelmiyor.
[00:28:36] Speaker A: Kesinlikle.
[00:28:37] Speaker B: Bu hayal kırıklığına uğramadığımız, canımız yanmadı anlamına da gelmiyor.
Buna rağmen... fedakar bir sevgi mümkün mü?
Sorusunu sorduruyor. Her zaman başarılı olmuyoruz tabii ki bu konuda ama Tanrı'nın nihayet bir şekilde bunu başardığını bilmek cesaret veriyor bize tekrar tekrar dönmek için tekrar tekrar.
[00:28:57] Speaker A: İsa misketçilerin o anlamı çok iyi bir örnek.
O etrafındaki havarilere onu ele verecek, onu inkar edecek, onu terk edecek. Havarilere gösterdiği sevgi, lütuf bizim için de çok değerli.
[00:29:07] Speaker B: Müthiş bir sadakat.
[00:29:08] Speaker A: O zaman biraz da bu inancı savunması kısmına geçelim.
[00:29:11] Speaker B: Bu programı doldurmadık mı?
[00:29:13] Speaker A: Biz zaten merak ediyormuşuz.
Edicilerimize iş düşecek. Biraz inancı savunmasından bahsedelim. Çünkü tamam iman etmek bir şey ama senin bir de felsefe geçmişin var, felsefe okudun, inancı çok daha derinden farklı seviyelerde sorgulamış bir insansın. Ondan sonra dönüp Bu alanda insanlarla paylaşmak. Nasıl geliştiğinden böyle bir başına iş açmak istiyorum.
[00:29:38] Speaker B: Yani serüven benim yaşamım hakikaten.
İman etmeden önceki yılların zorluğundan bahsetmiştim. Bununla ilgili terapide konuşurken... Bana işte sormuştu, terapistim.
Demişti ki yani sen ne hayallerin vardı çocukken diye, yani hayal kurar mıydın diye. Ben bunların olmadığını fark ettim. Çok hayal kurmamışım ben. Ya da işte hayatım böyle olur, şöyle olur diye.
Belki bu işte yaşamda ayakta kalma, başarmaya, uğraşmaya, layık olmaya uğraşırken aslında çok bir hayal kurmamışım. O yüzden Tanrı'nın bunları benim yaşamıma getirmesi, bu serüveni benim için hazırlaması çok etkileyici geliyor bana hala. Dışarıdan bakıyorum gerçekten mi diye. Çünkü benim şu olsun bu olsun dediğim bir böyle tipik hayalim yoktu. Varsa da zaman zaman hafıza problemleri yaşıyorum falan çok hatırlamıyorum ne olduğunu diyeyim.
İman ettikten kısa bir süre sonra aslında şöyle bir duam oldu benim.
İşte anne oldum, oğlumuz doğdu.
Aslında o zamana kadarki en büyük belki şeydi hayatımda putu dayanak gibiydi, çalışma hayatı. Çünkü ben 17 yaşından beri çalışıyordum.
Her şeyi teslim edip Tanrı'ya, işten ayrıldım ve oğlumuzu büyütmeyi seçtim o ilk yıllarda. O zamanlar şöyle bir duam vardı diyordum ki yani Rabbana bu kadar verdiğin eğitim, iş deneyimi, donanım neyse bu tümünü ben senin için kullanmak istiyorum ve seninle kullanmak istiyorum.
Belki çok bilinçli etmediğim bir duaydı ama Tanrı'nın çok elimden tutup Cevapladığı bir dua oldu aynı zamanda.
Ve işte medyayla ilgili geçmişim, oradaki deneyimlerim, eğitimim, Tanrı bunu kullanmaya başladı. İşte bir Hristiyan radyoda çalışmaya başladım, bir Hristiyan televizyonunda çalışmaya başladım.
Aynı zamanda işte felsefe eğitimim, bu biraz da psikolojiyle beraber hani bu düşünsel serüvenin nasıl evrildiği ile ilgili, iletişim kurma... İşte Türkçe dil üzerine bana verdiği donanım, deneyim diyeyim.
Ortaya çıkmaya başladı ve inançsız olmaz aslında bu noktada dahil oldu. O zaman Melih'le de çok konuşuyorduk. Yani müjdenin ve inancımızın asıl değerinde daha iyi nasıl anlatılabileceği, sunulabileceği, gösterilebileceği. Kutsal kitap okudukça da çok Rab ile karşılaşmalarımda bu önüme çarpıyordu genelde. Eğitilen işleri başta olmak üzere tabii ki o kitap başta olmak üzere. Bunun üzerine başladı aslında. Ben daha çok okumaya biraz daha çırak usulü aslında giriştim. Çok kendim başladım bunları yapmaya. Bu arada çalışıyordum tabii ki ve iman ettiğimde zaten çoktan üniversiteyi bitirmiş olduğum için ve biraz da lisan sonrası eğitimimde olduğu için ben bir anda şeye yönelmedim aslında hani inanç savunması okuyayım ya da işte teoloji bitireyim gibi olmadı. Benimki çok usta çırak ilişkisi gibi oldu, gelişti ve bunu keşfetmeye başladım.
Dünyada da çok ünlü olan bir Hristiyan savunmacısı ve ona benzer başka birçok teoloğun kitaplarını okumaya başladım, araştırmaya başladım ve bununla gelişti. Bu benim için bir tutku seviyesine gelmeye başladı. Bunu fark ediyorum, Rab gözlerimi açıyor, müjdeyi daha nasıl anlatabilirim insanlara bulundukları yerde, bunu nasıl onlarla... paylaşabilirim gibi. Hepsi böyle başladı aslında.
Ve sonra gelişti. Sonra uluslararası bir organizasyonun Türkçe konuşmacılarından biri oldum. Türkiye'de bununla ilgili bir müfredat hazırladık. İnanç savunması ve müjdeleme ile ilgili. Bunun eğitimlerini vermeye başladık. İşte ben öğretmeye başladım. Tabii anne baba da öğretmen. Zaten hani o bir hamurda var yani. Kutsal kitabı bu kadar sevip de tabii ki çalışmayı sürdürdükçe elbette vaftiz dersleri aldım. Buna benzer başka çalışmalara da katıldım.
Bir süre sonra ben de bunu yapmaya başladım. Bu çok İsa'nın usulü bir şey aslında. İlk kilisenin çok yaptığı bir şey. Yanında bulundurup yetiştirme, öğretme, başkalarına aktarma. Elbette bunun gelişmesiyle birlikte çok daha üst düzey eğitim seviyelerine çıkabiliyor. Fakat Türkiye'de bulunan bizler için biz hala Yüksek seviyede eğitimde Hristiyan eğitimi alamıyoruz. Bu bizim çok anayasal haklarımızdan birini kullanamıyor olmamız.
Yüksek eğitimde bir Hristiyan kurumlarının olmaması. Örneğin bunu yapamıyor olmamız. O yüzden bunu başka şekilde gidermeye çalıştım ve böyle başladı. O zaman Uluslararası Bir Müjdeleme ve İnanç Savunması Organizasyonu'nda çalışmaya başladım. 2007'den itibaren.
Bununla beraber tabii ki büyüdü, gelişti. Bununla ilgili işte Türkiye'nin pek çok yerinde eğitim verme fırsatımız oldu.
Toplantılarda işte konferanslarda konuştum ve bu hep benim için derin bir tatmin getiren şey oldu. Kilisesini çok sevdim Tanrı'nın ve onun içinde bulunmayı orada insanları donatmayı müjdeyi paylaşmayı sevdim ve Rab bu dualarımın karşılığı gibi oldu aslında bunu verdi ve bu buradan gelişti büyüdü. Biraz sağlıksızca aslında belki çok çalıştım diyebilirim yani çünkü o zaman kendi gücümüze dayanmaya başlıyoruz Tanrı'nın gücünden ama bu sağlıkta bir duvar çarpmamız gereken de çünkü orada asıl kırılıyoruz Tanrı'nın bizi tekrar şekillendirmesi için bir An yaratıyoruz iman yaşamımızda ve böylelikle büyüdü, gelişti diyebilirim inanç salımımız söylemenin. Devam ediyor şimdi de.
[00:35:01] Speaker A: Çok kısa anlatıyoruz ama herkes farkındadır umarım.
Kendi yaşamımıza bakıyorsak kesinlikle evet deriz. Bir anda olmuyor. Böyle bir değil bu.
Dediğiniz gibi bir şey çok güzel gidiyor. Bu alanda gelişmem gerekiyor. O alanda gelişiyorsa bu alanda varmış. Bunun da bence Tanrı'nın bizi kullanması, bu alanda hizmet edebilmemize, fırsat tanıması biraz daha değer kazanıyor. Mükemmel olduğum için, ben iyi olduğum için değil, o sadık, o iyi olduğu için bizi kullanıyor ve dediğine katılıyorum. Yani yaptığımız işlere bakıyorum. Ben iki yıl öncesine kadar dözgün kamera tutmasını bilmeyen, kamera karşısında hiç geçmemiş biriydim. Yapıyorum, mükemmel yaptığımdan değil ama içimde bir istek var, sevgi var, bu da paylaşmaktan geliyor. Yoksa şey değil yani, ya ben bunu çok iyi yapıyorum, yapayım en iyisi. Değil de, ah ben böyle armağanlar veriyor, yüreğime de böyle bir istek koymuş.
Bunlar bir Bir araya arada gelmiş oldu. bir şey kalkar.
[00:35:54] Speaker B: Mükemmellik bize çok dünyanın verdiği tutsaklıklardan bir tanesi. Aslında Tanrı'nın arzuladığı ve şekillendirdiği şey, devamlı ona bakarak el ele bir yürüyüş. Ve bu ilişkidir.
Onun dışındaki tamamen kendi gücümüzle dayanır ve o yaftayı biz koyuyoruz aslında işte mükemmel olmalı. En iyisini sunmak bambaşka bir arzu Tanrı için yaptığımız.
[00:36:16] Speaker A: Yapabileceğinin en iyisi.
[00:36:17] Speaker B: Yapabileceğinin en iyisi ama bu yani iyi bir laf o. Mükemmel, iyinin düşmanı yani. Daha iyinin düşmanı çünkü daha iyi yapmanın yolu var. Burada her zaman, senin de dikkatini çekmiştir Özgür, Tanrı'nın arzuladığı o yakınlığımız. Biz ne yaparsak yapalım o.
Yaptıklarımızdan çok kim olduğumuzla ilgileniyor Tanrı. Yaptıklarımız kim olduğumuzun bir sonucu olarak zaten yaşamımızdan taşıyacaktır kutsal ruhun etkisiyle. Ama ilgilendiği yer, sen benim çocuğumsun hala. Evet hadi gel bak senin için önceden hazırladığım iyi işler ortaya çıkacak. Efesliler de böyle diyor çünkü bizim hayatlarımızla ilgili. Ama bunu ben seninle yapmak istiyorum.
Senin pahana yapmak istemiyorum. Ya da sen hani öl, mahvol, hiçbir şey kalmasın diye. Bol yaşamdan uzaklaşıyoruz o zaman çünkü İsa'nın vaad ettiği.
[00:37:07] Speaker A: Kesinlikle bu yükseliş gerçekleşirken bence şey oluyor, buradan düşmek var. Bir de buradan böyle şey oluyor devamlı. Sanki bir tuzakmış gibi. Son verdiğim vaazda bahsediyorum. Günahın öyle bir etkisi var bilincimizde. Sanki Tanrı devamlı böyle bir bereketini bile tuzak olarak, bereketini bile yapmayayım şimdi yanlış bir şey söylersem. Söyleyeceksin. Günlük hayatında söylemiyor musun? Söylüyorsun, o zaman orada da hata yapacaksın, özrünü dileyeceksin, affedileceksin, devam edeceksin.
Ama ne yazık ki dediğine katılıyorum, böyle bir bilinç var, ben yapamam. Ya da ben öyle o kadar mükemmel, yani ya hata yaparsam, yap ki geliş.
[00:37:43] Speaker B: Ama bu gerçekten bir korku, altında ne olduğuna bakmak gerekiyor. Bu tür, mesela bu anlattığın şey aslında bizim için çok işaret olan duygularımızın Ortaya çıktığı bir an. Onun arkasında ne var? Benim insandan korkmam mı var? Tanrıdan korkmam mı var? Bunlar önemli sorular mutlaka sorulması gereken o anlarda.
Ve her zaman için bizi nereye götürüyor? Beni Tanrı'nın önüne götürüyor mu bu durum? Yardım istiyor muyum tekrar? Ona rağmen el yordamıyla da olsa iman adımı atıyoruz tabii ki. ve elbette hata yapabiliriz. Bunda hiçbir sorun yok. Bilakis yani acı ve sıkıntı aracılığıyla Mesih'in benzerliğine dönüşmek, Hristiyan yolculuğunun Onsuz, onulmaz bir parçası. Başka türlüsü mümkün değil.
[00:38:30] Speaker A: O gelişme, o büyüme.
[00:38:32] Speaker B: Mümkün değil bir Hristiyan'ın yaşamında, bir Tanrı çocuğunun hayatında. Çünkü ancak o durumlar aracılığıyla Rab içimizdeki o benliğin tamamen ölmesini sağlıyor ya da imanın büyümesini ve aklanmasını sağlıyor.
İman aklanması tabii ki iman ettiğimiz zaman İsa'yı izlemeye başladığımızda oluyor kutsal ruhun etkisiyle.
Bizim için kefaretini anlıyoruz, bunu kabul ediyoruz, boyun eğiyoruz ve Tanrı bizi aklıyor ama kutsallaşma dediğimiz Mesih'in ikinci gelişine kadar devam eden bir süreç ve o kutsallaşma aslında bizim bu Hristiyan serüveni dediğimiz şey.
Acılar aracılığıyla İsa'nın bunu tekrar ve tekrar yapması muazzam bir yakınlık getiriyor. Başka türlü hiçbir şekilde deneyim edemeyeceğimiz bir yakınlık bu. Eğer acıdan, sıkıntıdan kaçma eğilimindeysek bunun altında bir korku yatıyor ve biraz da gurur var aslında içinde.
[00:39:31] Speaker A: Şey geliyor isterseniz aklıma, o Aden bahçesi geliyor. Onların saklanışı, Tanrı'nın o soruyu soruşu, her şeyi bilen Tanrı. Neredesiniz diye bir fırsat, bir davet, bir af için ama tam tersinde yapabiliyoruz. Ben hazır değilim, yapmak istemiyorum.
[00:39:46] Speaker B: Evet, şu an için buna hazır değilim.
[00:39:48] Speaker A: Aynen ve hatta onu kutsallaştır da biliyoruz.
[00:39:50] Speaker B: Tabii, tabii. Evet, evet. Bunun adı bile var artık yani şeyde Kutsal Kitap'a dayalı psikolojik bir yaklaşımda. Yani bunu hani ruhsal bypass deniyor buna yani.
Üstümden atlayayım. Sonra bakacağız bu konuya deyip bekletiyoruz.
[00:40:04] Speaker A: Bu konu hakkında dua edeceğim.
Son kapanışlar kahvemiz ile.
[00:40:09] Speaker B: Binanç olmasına daha girmedik bile.
[00:40:11] Speaker A: Bu bence ayrı bir podcast olacak.
Diyelim ki bir kardeşimiz izliyor şu an.
İnanç savunmasını daha iyi yapabilmek istiyor. Çünkü inanç savunması bizde bazen şey dönebiliyor. O akşam haber programlarına. Sen öyle şey mi oldun? Yok kardeşim sen doğru bilmiyorsun.
Bu çok oluyor. Gelen yorumlar da zaten bu seviyede olduğu için tepki de... Bir yandan yukarıda tutmaya çalışıyoruz ama o seni böyle aşağıya çekip...
[00:40:35] Speaker B: Aşağıya çekebilir kesinlikle.
[00:40:37] Speaker A: O oluyor. Ama bir yandan da bundan kurtulmak, gelişmek dediğimiz gibi bunun üstüne çıkmak istiyoruz. Nasıl bir yol çizerdim? Bir iki dakikalık böyle bir, ya ben başlıyorsam şu an inanç savunması hakkında kendimi geliştirmeni ne yapardım?
[00:40:50] Speaker B: Evet, evet. Şimdi inanç savunmasının ne olduğu ve müjdelemeyle ne kadar ilgili olduğundan başka bir yayında bahsedeceğiz diye varsayıyorum. Oraya girmeden, bilhassa bizi izleyen Hristiyan kardeşlerim için bunu söylemek istiyorum. Bu konuda merakı olan, Kutsal Kitap'ın onları kendine çektiğini düşünen kişiler için söylemek istiyorum bunu. Bu çabasız ruhsallık aynı zamanda. Yani kutsal yazıların içine ne kadar girersek oradaki inancımıza ilişkin dayanaklar, argümanlar o kadar doğal çıkmaya başlıyor hayatımızdan. Çok ters köşeye gelebilir belki söylediğim bu.
Belli bir disiplini istemiyor mu? Çabasızlıkla bunu kastetmiyorum. Kesinlikle. Ama bu inanç savunusu ile ilgili... yayınımızı mutlaka incelesinler çünkü o zaman bir ayet üzerinden bu açıklamayı yapmayı düşünüyorum.
Her zaman için İsa'nın ve elçilerin bunları nasıl yaptığına bakarak ilerlemelerini söyleyebilirim. Belki en basit yol haritası bu olabilir.
Müthiş iki örnek var önümüzde İsa'nın bunu nasıl yaptığı var ve elçilerin bunu nasıl yaptığı var. Benim için her zaman kutsal yazıların rehberliği kutsal ruhun aynı zamanda önümüzden gidişiyle el ele devam eder ve bu öyle bir yolculuk.
O yüzden çabasız bir şekilde diyorum bunun adına.
Çünkü biz Rabbin ruhunda ve sözünde yaşadıkça bunları içselleştirmeye başlıyoruz. Yani o sözler bizde kök salıyor ve bir süre sonra meyve vermeye başlıyor. O zaman kendiliğinden işte İsa'nın dediği gibi o zaman diyor ne diyeceksiniz diye düşünmeyiniz düşünmemeyi unutmayın diyor bir yerde tam söyleyemiyorum ayeti.
O zaman dilinizden ne söyleyeceğinizi düşünmemeyi hatırlayın gibi bir şey söylüyor sonra bakarız tam ayete.
O zaman kutsal ruhun etkinliği var. Öğrencilerine seslenişi bu.
Biz Mesih'in öğrencileriysek bunu yine hatırlayabiliriz. Bu nasıl mümkün olabilir? Çünkü elimizde var olan yazıyı bizim için çok değerli olduğunu bilirsek ve devamlı onun içinde bulunmaya, onu yaşamaya yönelirsek bu yaşamlarımızdan kendiliğinden çıkmaya başlayacaktır. Çünkü neyi beslersek o büyür ve o meyve verir.
Bu çok sevdiğim bir kutsal kitap ilkesi.
Bir bu yani biz bizde olanı büyüttükçe Rabbin ruhuyla beraber Tanrı'nın o tohumudur aynı zamanda içimize işleyen. O büyür ve meyve verir kendiliğinden ve Mesih'i yüceltir bu ortaya çıkan şey. Bir diğeri tabii ki bizde olmayanı veremeyiz başka birine. Bu da muazzam bir kutsal kitap ilkesi yaşamak için. Sahip olmadığımız bir şeyi aktaramayız. O yüzden o inancım beni ikna etti mi öncelikle?
Ben bunu savunup yaşayabiliyor muyum? Yaşamımda bunun karşılığı görünüyor mu?
Oradan başlayabilirler belki. O zaman aslında çok yöntem ya da bunu metot olarak hayatta nasıl uygularım değil de ben kendim nasıl bunu taşıyıp aktarabilecek duruma gelirim, iç meselesi olduğunu düşünüyorum ben birazdan. Yani iç yaşamdan dışa ve sözlere taşınacak bir şey olduğunu düşünüyorum. Çünkü geri kalanı bilgidir, enformasyondur, çok rahat erişilebilir.
[00:44:00] Speaker A: Doğru.
[00:44:01] Speaker B: Ve hala bilmediğim sorular olacaktır, cevabını bilmediğim şeyler.
sorunsuz tarafı meselenin yani biri soru sorduğunda bilgi tarafı yani bilgiye erişim nasıl bir dönemdeyiz şu an düşünecek olursak ama Rabbin yapmaya çalıştığı şey bizlerle beraber aslında yüreğimizde bunu sağlamak ve bunun akması o zaman da bakacağımız aslında iki örnek var İsa ve elçilerin ne yaptığı müthiş yöntem mi istiyorsunuz işte argüman mı hepsi orada var çünkü ve bunun üzerine İsa diyor ya, benim yaptıklarımdan çok daha fazlasını yapacaksınız sizlerde. Bu çok heyecan verici ve heves verici bir şey.
[00:44:41] Speaker A: Tanrı'nın daveti o şeye, ben yaptım siz şimdi keyfini çıkarın değil de, bana eşlik edin, birlikte yapalım. Ben başlatıyorum, siz devam edin. Aden Bahçesi'nde olanı İsa'm için tekrar sunuyor.
[00:44:53] Speaker B: Mükemmel.
[00:44:55] Speaker A: Ve dediğine de çok yürekten katılıyorum. Bu içte olmayanı veremezsin. Öyle bir çağdayız ki, sosyal medya olsun, bütün online platformlar aklıma geliyor.
Bir şeyi varmış gibi gösterebilirsin.
[00:45:08] Speaker B: Çok rahatlıkla, tabii.
[00:45:09] Speaker A: Ta ki yüze gelene kadar.
[00:45:10] Speaker B: Evet, evet, evet.
[00:45:11] Speaker A: Ta ki başını yastığa koyana kadar.
[00:45:13] Speaker B: Mutlaka.
[00:45:14] Speaker A: Orada o esenlik, orada o birliktelik yoksa...
[00:45:16] Speaker B: Kesinlikle.
[00:45:17] Speaker A: ...Biraz yaparsın. Bir olur, iki olur, üç olur. Ondan sonra durursun. Ama asıl yürekte varsa dışarılması her an.
[00:45:23] Speaker B: Kesinlikle.
[00:45:23] Speaker A: Bir bilgi alırsın. Hemen o bilgiyi, var olan yürekteki bilgiyi de birleştirip sunabilirsin. O Paulus'un durumu geliyor. O bir şiiri alıp, bir sözü alıp... Tabii, tabii.
[00:45:32] Speaker B: Konuşacağız o zaman.
[00:45:33] Speaker A: Sizden böyle biri varmış.
O kötüdür. O zaman onu alıp, çünkü hazır. Yürek hazır.
[00:45:38] Speaker B: Kesinlikle.
[00:45:38] Speaker A: O sadece onu aldı, işledi.
[00:45:40] Speaker B: Aslına, aslına özüne döndürüyor aynı zamanda. Yani bu olması gereken, bilinmeyen Tanrı verdiğin örnekte.
Ben bu Tanrı'nın kim olduğunu size açıklayayım. Ondan sonra bir dönüşüm başlıyor.
[00:45:52] Speaker A: Bir de oradaki şey yok yani böyle ona gireceğin zaman. Çok heyecanla, heyecanla bekliyorum. O durumdaki o şeyi nasıl yönetiyor?
Fakat hepsi yürekli. Ve Tanrı'nın sözüne o kadar hakim biri ki onu Şey yani şu an eline verirsen İsa Mesih'de de onu görüyoruz. Ne gelirse hazır.
[00:46:09] Speaker B: Tabi kesinlikle.
[00:46:10] Speaker A: O yetkinlik çok farklı bir şey.
[00:46:11] Speaker B: Müthiş muazzam bir şey ve bunu bizimle paylaşmayı seçiyor Tanrı. Ama bir yerde durmamız gerekiyor galiba sohbette.
[00:46:16] Speaker A: O zaman bu podcastı bitirelim. Bir sonraki podcastta hem inanç sormasının detaylarına İsa Mesih'in ve havarilerin örneğine bakalım. Arkadaşlar çok teşekkürler bize eşlik ettiğiniz için. Biraz uzattık ama bence değecek. Bir sonraki podcastımızda görüşelim. Aynı zamanda videoyu beğenmeyi, kanalımıza abone olmayı ve yorumlarda düşüncelerinizi ve sorularınızı paylaşmayı unutmayın. Kendinize iyi bakın, esen kalın.