Episode Transcript
[00:00:00] Speaker A: Arkadaşlar merhaba. Özgürce'ye hoşgeldiniz. Bugün Emre kardeşimle birlikteyim tekrardan. Ta Hollandalardan katılıyor bize.
[00:00:09] Speaker B: Hollandalardan bağırıyor.
[00:00:10] Speaker A: Bağırıyor.
Bizi kıskanmayı bırakın lütfen.
[00:00:16] Speaker B: Tutamıyorum kendimi.
[00:00:18] Speaker A: Kusura bakmayın.
[00:00:20] Speaker B: Çok özür diliyoruz.
[00:00:21] Speaker A: Patron nasılsın iyisin?
[00:00:24] Speaker B: İyiyim teşekkürler. Sen nasılsın? Nasıl gidiyor?
[00:00:27] Speaker A: İyidir iyidir.
[00:00:28] Speaker B: Sanki 5 dakika önce konuşmamışız gibi.
[00:00:31] Speaker A: Aynen aynen bunu her seferinde yapıyoruz. Yapmak zorundayız. Yapmak zorundayız.
[00:00:35] Speaker B: Youtube kuralları.
[00:00:37] Speaker A: Youtube kuralları.
Kovarlar yoksa bizi.
Patron, yorumlara bakıyor musun bu aralar?
[00:00:43] Speaker B: Yani geçen çekimin yorumlarına baktım.
[00:00:46] Speaker A: Evet, baktın mı? İlk video, ilk defa elbette bizi böyle görüyorlar. İlk defa böyle bir video çekiyoruz. Bu nedenle onları da anlıyorum. Ama gelen yorumlardan bir tanesi bizim yeni fanlarımızdan. Bir dönem Soner Bey vardı.
Her videoya 5 yorum atan. Onu özlüyoruz elbette.
Ama bu sefer yerini başka bir arkadaşımız aldı.
Orada yapılan yorumlardan bir tanesi ilginçti. Elbette üzücüydü bir anlamda. Yani o kadar konuştuk, bunu çıkardıysan helal olsun.
Ama senin düşüncelerini merak ediyorum.
[00:01:23] Speaker B: Yani... Şey... Bilmiyorum bu... Artık bizim ayarlarımız bazen kaçıyor gibi herhalde. Çünkü videoda bahsettiğimiz şeyle arkadaşın attığı yorum bambaşka yani.
[00:01:36] Speaker A: Yorumu kısaca anlatabilir misin? Yorumu okuyayım.
[00:01:38] Speaker B: Zaten kısa bir yorum.
Görünüşe göre konforunuz gayet yerinde. Millete garibanlığı sevdirip kendinizi lüksünüzden geri kalmıyorsunuz. Helal vallahi.
Sorularım var. Bir, lüks derken neden bahsediyorsun? Arkadaki fotoğraf makinaları diyorsan eğer.
Çok ucuz antikalar ve benim değiller.
Yani Orlanda'da olmamı lüks videoda baştan sona anlattık zaten hiç gelmek istemedim buraya. Bu şey de değil yani bulunduğumuz durumu acınası bir hale getirmeye çalışmıyoruz. Sadece gelmek istemedik yani dürüstçe.
Biz bunun için savaştık yani kalalım diye uğraştık derdimizi anlatmaya çalıştık olmadı.
Olmayınca buraya geldik. Bu da tabii ki de gerçekten şükür ediyoruz. Tabii ki eşimin ailesinin de desteğiyle buraya geldik. Burada bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama bu bir lüks değil. Yani tekrardan sıfırdan bir hayat mücadelesi vermek zorunda kaldık yani.
Eşim de artık buralı gibi değildi. Yıllardır yıllardır Türkiye'de yaşıyoruz. Neyse yani bilmiyorum bu lüks anlayışı nereden geldi ya da neyi lüks olarak görüyor görmüyorum bilmiyorum. Kamera kalitesi mi acaba?
[00:02:58] Speaker A: Belki onu fark... Yok ama bayağı sorun vardı o videoda kamera kalitesi tarafında. O yüzden o da değil. Ben onu da anlıyorum.
Ama aynı zamanda bu kişi İsa Mesih'e iman ettiğini söyleyen bir kişi. Bu nedenle dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü bilmediğim bir konu hakkında biliyormuş gibi yorum yapmak da Tehlikeli bir insan.
[00:03:19] Speaker B: Bir de böyle bir atıfta da bulunmayalım ya birbirimize.
Ne olursunuz ya.
Yani bizim bu videoları çekme gayemizi defalarca anlattık. Yani birçok podcast'e buna girdik. Biz Hristiyanız, Türkiye'de yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız.
Bu bizim kültürümüz, bizim toprağımız. Yan kapıdaki komşumuzdan bir farkımız yok. İnancımız bizim farkımızı gösteriyor.
Ve bunu anlatıyoruz.
Bizden duyun. Yani dışarıdan Hristiyanlıkla ilgili söylenen bir sürü şey var zaten. Bunlara değindik. Paulus'un ajan olmasıyla ilgili konulara değindik. Yani bir sürü teori zaten dönüyor. Biz içtenlikle inancımızı anlatıyoruz. Hem Hristiyan olan arkadaşlarımız bilgilensin hem de olmayan arkadaşlarımız da bilgilensinler. Ve içtenlikle tanıklıklarımızı da anlatıyoruz. Burada garibanı oynamaya çalışmıyoruz. Ayrıştırılıyoruz gibi.
[00:04:12] Speaker A: Yok onun dediği tam tersi.
Onun dediği tam tersi. Diyor ki, garibanlığı böyle bir ön plana iyiymiş gibi gösterip siz iyi yaşıyorsunuz. Sizde garibanlık yok. O zaten insanlara...
[00:04:25] Speaker B: Bu daha kötüymüş.
[00:04:26] Speaker A: Ben yine de iyi niyetle anlamışım. Ama orada elbette Paulus'un sözlerini hatırlatmak gerekir kendimize ve bu arkadaşa. Diyor yani her koşulda yaşamayı öğrendim.
Sonuçta Adana'yı bilenler için söyleyeyim. Sepici çocuğu olarak Adana'nın lüks bir bölgesi olmadığını çoğu kişi bilir.
[00:04:48] Speaker B: Benim de lütfen yazın. Yumuktepe yazın, Mersin Yumuktepe görün.
[00:04:52] Speaker A: Ama yani burada içerik önemli. Son videoma da bir mesaj geldi. Geçtiğimiz hafta Özgür Çeyrek'e.
[00:04:58] Speaker B: Lütfen sen de onu oku.
[00:04:59] Speaker A: Kendi başıma bir video yaptım. Orada arkadaş direkt şey dedi yani ya orada anlatmak istediğin direkt kiliseden bir kardeşse git onunla konuş buradan böyle alttan alttan şey yapma diye.
Ama O da üzücü mübarek yani.
[00:05:14] Speaker B: Çok iyi ya.
[00:05:16] Speaker A: Kilisemdeki bir problemi gelip ben işim gücüm yok videosu anlatacağım.
[00:05:19] Speaker B: Özgür Bey, Özgür Bey medyayı bunun için kullanmayınız.
[00:05:24] Speaker A: Bütün oyunu bozdu arkadaş ya.
[00:05:27] Speaker B: Hadi be, yakalandık.
[00:05:29] Speaker A: Sağ olsun. Ama yok, bir yandan bizim için de iyi.
Hatırlıyoruz ki insanlar bütün videoyu izlemiyor.
Başlangıçta söylediklerimize dikkat etmemiz gerekiyor. Tamamdır patron, daha fazla zaman harcamayalım. Bir 5 dakikamızı...
Konuştuk, andık.
[00:05:45] Speaker B: Goygoya geçtik.
[00:05:47] Speaker A: Aynen. Yorumlara baktık.
Şimdi... Ya şimdi şey de diyecekler. Güzel yorumlara hiç değinmiyorsunuz. Ayrıca böyle laf yiyince. Ama çok değerli yorumlar da geldi. Hem teşvik aldığınızı söyleyen hem de bizler için dua ettiklerini, kanal için Rabb'e şükrediklerini söyleyen kardeşler de vardı. Onlara da teşekkür ederim. Ama bugünkü konumuza geçelim o zaman.
[00:06:08] Speaker B: Bence buna şeyi de ekleyelim yani gerçekten yorumlarınızı okuyoruz sadece sen dediğin gibi yani şimdi biraz şaka maiyetli de açtık bu yorumları ama yani o teşvik verici yorumlar, dua eden kardeşler benlioğlu'nun yazdığı mesela yorum gerçekten beni de çok teşvik etti, çok sevindirdi. O yüzden yorumlar yazın okuyoruz, teşvik oluyoruz. Bizim için de güzel oluyor.
[00:06:33] Speaker A: ve güzel sorular da vardı mesela son canlı yayında yaptığımızda o da güzeldi.
Ama bakalım bugünkü konumuz geçtiğimiz kodlardan farklı yaratılış bölümüne bakacağız ve aynı zamanda yaratılış ve düşüş o günaha düşüş aynı zamanda elçilenişleri 1, 2 ve 3. bölümde o ilk 3 bölümde gördüğümüz bir nevi o düşüşün terse çevrilmesi ya da altüst olmuş dünyanın tekrardan doğru bir şekilde düzeltilmesi durumuna bakacağız. Ben de yakın bir zamanda Elçin İşlerinden vaaz vermeye başladım.
Dördüncü bölümdeyim.
Hangi lokasyona göre değişiyor?
Lara ve Konya altında 3. bölümü vaaz ettim.
Diğerinde 4. bölümü Konya altında. Adım adım ilerliyorum. Yaratılış bölümünü yaptıktan sonra Elçin İşleri bölümüne bakmak çok değerli. Çünkü çok benzer durumlar var, benzer konular işleniyor aslında. Ne kadar da arada büyük bir fark olsa da hem tarih anlamında, hem kültür anlamında, bölge anlamında Tanrı'nın kendisi aynı olduğu için benzer işler yaptığını görüyoruz. Sen ne düşünüyorsun bu konu hakkında?
[00:07:39] Speaker B: Aslında sen bu konuyu gönderdiğinde, o notlara bakarken özellikle şeyi fark ediyorsun. O yaratılışta Tanrı'nın dünyayı o büyük bir sevgisiyle yaratması, o insanın düşünüşü, o tarihi olaylar ve senin dediğin gibi Erçin Enişlerinde sanki bu olayların dikişi tersine dönüyor.
Sanki olaylar bu yönde giderken Tanrı asıl niyahi amacına tekrar döndürüyor olayları. ve karşılaştırdığında hepsi tekrar paralel bir şekilde zıt kutuplar gibi karşı karşıya geldiğimiz bir tablo oluşuyor. O yüzden çok da teşvik edici. Biz Hristiyanlar için özellikle bu konulara değinmek bence güzel olacak. Bugün iyi bir konu bekliyor bizi.
[00:08:26] Speaker A: Evet. Yaratılış o zaman ben hızlıca anlatayım. Yaratılış 1'e ben bakayım. Sen elçilerin işleri 1'e bakarsın. Paslaşarak ilerleriz. Çünkü bazı insanlar belki Kulaktan dolma laflar ya da bir yerden duymuşlardır. Belki okumuşlardır yaratılış bölümünü, Tevrat'ı. Belki biliyorlardır ama bilmeyenler için de paylaşayım. Direkt yaratılış bir bilin açılış bölümü. Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Direkt başlıyor ve dünyanın yaratılışından bahsediyor. Ve o en can alıcı ayetlerden bir tanesi Tanrı, Adem'i ve Havva'yı kendi suretinde yarattığını söylüyor.
Adamı ve kadını ve kendi suretinde yani Tanrı'dan değerli kılınan, Tanrı'dan geldiği için değerli olan bir insanlık. Bu çok önemli bizler için çünkü yaratılış bölümü yazıldığında, Tevrat yazıldığında birçok farklı millet Tanrı hakkında düşüncelere sahipti. Bazıları diyorlardı ki biz cezalandırmak için, köle olmak için gönderildik buraya. Sadece önemli olan kraldır.
Sadece önemli olan tapınaktaki rahiplerdir. Onlar önemli, normal halk köle gibi önemli değil, değerleri yok.
Burada gördüğümüz kadın ve adam ikisi de değerli çünkü Tanrı'nın suretinde yaratılmış varlıklar. Birinci bölümde böyle bir emir de veriliyor sonra onlara. Ne amaçla yaratıldı bu kişiler? Tanrı'yla birlik içinde, esenlik içinde bir Aden bahçesinde bulunduklarını da görüyoruz. Ona da bakacağız ama yaratılış bir de bunlar olurken elçilerin işleri bir de ne görüyoruz?
[00:09:58] Speaker B: Aslında elçilerin işlerinde de yani İsa'nın o son buyruğuyla birlikte o göğe alınışı, yeriş alemde bekleyin Rabbin ruhu üzerinize gelecek dediğini görüyoruz orada da ve İsa'nın daha sonra göğe alındığını Görüyoruz. Tabi burada okuması yanlış yapıldığı için bir kelime tartışması olsa da burada bir kutsal ruhun gönderileceğini görüyoruz. İçinizde yaşayacak, benim tanıklarım olacaksınız. Dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız diyor. Ve bunu söyledikten sonra da İsa göğe alınıyor. Burada da yaratılışın paralelliğinde, nasıl senin dediğin gibi yaratılışta Tanrı dünyayı yaratıyor, insanı yaratıyor. Burada da Tanrı yeni düzende insanı ruhuyla tekrar bereketleyeceğini ve yeni bir düzenle onları göndereceğinden bahsediyor. Aslında ikinci ilk başlangıç gibi.
[00:10:52] Speaker A: Doğru. Çünkü orada Tanrı onlarla birlikte mükemmel bir esenlik içinde yaratılış bir de ve burada da vaat aslında ben sizinle devamlı kalmayacağım, ben göğe alınacağım fakat Tanrı'nın ruhu, kutsal ruh sizlere verilecek. Her birinizde Tanrı var olacak, beden alacak. Bir lokasyona bağlı değil, bir yüreğe bağlı bir anlamda o bizlere geleceğini, her bir bireye geleceğini görüyoruz. Yaratılış bir de bir görev veriliyor. Elçin işlerinde yaptığı gibi aslında bir de İsa Mesih'e onlara bir tanıklarım olacağını söylerken, yaratılıştaki ise verimli olun, çoğalın, yeryüzünü doldurun, onu denetiminize alın. Egemenlik bizlere veriyor ve bu sorumluluğu da yerine getirecek güç veriyor bize. Elçin işlerinde de yine benzer bir, o ayeti okuyabilirsen kaçıncı ayette? 1-8 olması gerekir.
[00:11:47] Speaker B: Yani orada da İsa Mesih diyor ki ama kutsal ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Yerişalem'de bütün Yahudiye ve Samiriye'de dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız. Aslında yani yaratılışın karşılığında bir tekrar görev almış oluyorlar. Mesih onlara bu tanıklık görevini veriyor. Dünyanın dört bucağına gidin diyerek.
[00:12:08] Speaker A: Benim dikkatimi çeken şeyden bir tanesi ve heyecanlandıran aslında. Yaratılış bir de Tanrı dünya yaratıyor ama bütün iş bitmiş değil. Çünkü her şey dolmuş değil bu dünya.
Boşluk hala var. Kaos hala var. Islah edilmesi gerekiyor. İşi bitirmiyor ama işi bitirmemiz için gereken her şeyi bize sağlıyor.
İnsanlara veriyor. Bir anlaşma yapıyor onlarla. Elçileri birde de yine aynı şekilde Tanrı şey yapmıyor. Bir kere size emanet ettim, mahvettiniz ortalığı dağıttınız.
Şimdi bu sefer bu hatayı yapmayacağım değil, yine Tanrı.
Bu sefer bir yerde olmadığı için bütün yüreklerde Tanrı'nın ruhu, Tanrı'nın ruhu devamlı herkesi yönlendiriyor. Ona iman edip ona güvenen herkesi. Bu sefer yine onlara bir görev. Yine İsa Mesih maddenin sonunda gördüğümüz o ayet. Benim talebelerim olacaksınız. Benim adımla insanları baba oğul ve kutsalın adıyla vaftiz edeceksiniz ayetinde de. Yine bir sorumluluk verme. Çok önemli.
[00:13:13] Speaker B: Bence senin söylediğin şeyde çok değerli bir nokta da var yani Tanrı evet biliyordu insanın kendisine uzaklaşacağını ve insan hata yaptığında Tanrı bu hatanın karşılığını bir ceza sistemi kurarak onları yok etmek gibi bir şey yapmadı. Yani cümleyi de doğru kurmadım ama.
Yani insanı yok edeyim bitsin gitsin yani bu problemi böyle çözeriz diye düşünmedi ve elçilerin işlerinde de yine o sorumluluğu verirken insanın bir payını ve insan olan güvenini, insan olan sevgisini de görüyoruz. Yani bu görevi size veriyorum gidin bu görevi yerine getirin ve burada o özgür iradeye bırakılmış Tanrı sevgisini de görmüş oluyoruz. Bu çok bence değerli bir nokta ya. Kesinlikle katılıyorum sana.
[00:14:00] Speaker A: Evet, evet, evet. Bir İsa Mesih'in mükemmel örneğini görüp ondan sonra onun gibi, onun yaptıklarını yapma görevini kendi halkına vermesi Tanrı'nın hem teşvik ediyor hem de ne kadar önemli, büyük bir sorumluluk olduğunu görüyoruz. Ve bunu mümkün kılan da kutsal ruh aracılığıyla verilen güç. İkinci kısma geçecek olursak biraz da bu düşüşü biraz daha anlamak istiyorum. Çünkü sadece o düşüş O tek bir günah oldu. Emre Pastör'ün Kütahya'da dediği gibi ayvayı yedikleri o gün sadece o gün değildi.
Herkes orada takılıp kalıyor. Bazılarını da dinliyorum.
Yani ya sadece elma yediler. Niye bu kadar abartıyorsunuz ki ya?
Bundan bir şey olmaz. Bir sonraki günah.
Bu düşüşün büyüklüğünü göstermek istiyorum. Yani bir sonraki günah büyük oğul, küçük oğlu öldürüyor.
Kıskançlık var ve günahı artıyor ve hatta Tanrı gelip o büyük oğulla konuşuyor değil mi? Ne diyor ona?
Kötü oğlan kapıda bekliyor.
Fırsat verme. Fakat dinlenilmiyor. Kain ve abinin o korkunç hikayesi gerçekleşiyor ve bu düşüş devam ediyor.
Sanki tek bir düşüş değil, o düşüşün getirdiği kötüye doğru bir düşüş var. Başka neler geliyor o düşüşü duyunca aklına? Hangi anlamda düşüş görüyoruz?
[00:15:19] Speaker B: Daha önce bir podcast'e sanki paylaştım diye hatırlıyorum ama emin değilim ya bunu. Benim çok etkileyen bir ayet var orada. Yaratılışta Tanrı insanı yarattığında Tanrı insanı kendi suretinde yarattı diyor. Yani onu kendi suretimizde yaratalım diyor. Ve öyle de yapıyor. Tanrı insanı kendi suretinde yaratıyor. Düşüşten sonra Adem'in oğlu Şit doğduğunda diyor ki Şit Adem'e benzer doğdu diyor. Yani o küçük bağ beni çok etkilemiştir. Çünkü aslında Tanrı'ya benzer yaratıldık ama o günahın etkisi o kadar büyüktü ki, Tanrı'ya o kadar uzaklaşmış olduk ki, hamuru artık o maya karıştı yani ve yani Adem'in çocuğu Adem'e benzer doğdu. Tanrı'nın benzerliğinde doğmadı. Tanrı'ya suretinde doğmadı. Adem'in suretinde doğdu. O artık mayalanmış hamura benzer doğdu. Yani o paralellik bize şeyi de gösteriyor. O düşüşün ne kadar ciddi bir şey olduğunu da gösteriyor. Senin dediğine katılıyorum. Bazen sadece bir meyve yediler ama orada Havva'nın Tanrı gibi olma isteği, o meyveye baktığında gördüğün bilgelik ve itaatsizlik çok ciddiydi. Yetmezmiş gibi aslında o günah sadece bizi etkilemedi bazen böyle sadece bu parçayı konuşuyoruz ama daha sonra Tanrı'yla karşılaştıklarındaki konuşmada artık toprak lanetlendi diyor yani günah insan aracılığıyla o egemen olması gereken yeryüzüne yayıldı ve senin dediğin gibi ilk cinayeti görüyoruz daha sonrasında ne kadar içe işledi bir anda yani.
[00:16:52] Speaker A: Ve bu devam ediyor. Elbette Nuh'un hikayesi.
Ondan sonra Babil. Bu olaylara baktığımızda devamlı kötüye giden insanların birbirlerini zevk için öldürdüğünü görüyoruz birkaç bölümde. Yani böyle bir derin bir kötülüğe ilerleyip tam biteceğini düşünüyorsun. Yani diyorsun ki son verir herhalde tekrar başlanabilecek bir kıvam. Fakat orada Tanrı kendi halkını çok ince bir iplik de olsa o ipliğin devam edişini görüyoruz. Tanrı'nın sadakatini, Tanrı'nın merhametini devamlı görüyoruz. Ve çoğu zamanda bunu onların hayrı için, onlar için yaptığını, halk için yaptığını görüyoruz, insanlık için yaptığını görüyoruz.
[00:17:30] Speaker B: Ama Tanrı'daki o alçak yüreklilik, o sadakat, o derin sevgi, agape sevgisi o kadar derin ki yani o yarattığını yalnız bırakmadı. Biz ne kadar kötüye gidersek gidelim burada elçilerin işlerine tekrar dönebiliriz. Yani Tanrı o kirlenmiş düzenin karşılığında tekrar yeni bir düzen kuruyor. Ve bunu yani insanın durumuna bakarak yapmıyor, insanın hatalarına bakarak yapmıyor, dünyanın ne kadar kötüye gitmişliğiyle yapmıyor. Tam tersine kendi o içsel sevgisinden ötürü bunu yapıyor. Yani insani olarak biz o reset duşuna basmak isteriz yani ama Tanrı o kadar bize bağlı, o kadar bizi seviyor ki o reset duşu onun için bir seçenek değil.
[00:18:14] Speaker A: Ve Tanrı'nın bir vaadi var. Biz o vaade, biz o antlaşmalara sadık kalamasak da Tanrı kendi tarafını tutuyor o antlaşmaların. Vaadi neydi? Direkt vaad veriliyor günahtan hemen sonra. O yılanın saldıracağı, gelecek olan, kadının soyundan gelecek olana saldıracağı fakat o gelecek olan kurtarıcının da yılanın başını ezeceği vaad ediliyor.
Bu kadar problemin arasında devamlı onu anlıyoruz. Bir gün o yılanın başı ezilecek diye bir vaat var. Fakat Babil'e bir değinecek olursak, çünkü Elçin İşleri 2 bayağı direkt bir Babil'le alakalı. Bu arada bir dönelim ona. Babil'de insanlar... Öncesinde de görüyoruz ne oluyor? Kayın ile birlikte şehirler kurulmaya başlanıyor. Şehirler aracılığıyla kötülük daha da hızlı artmaya başlıyor. Çünkü insan sayısı arttıkça işlenebilecek kötülük, insanların birbirine yaptığı eziyet de artmaya başlıyor, daha hızlanıyor. Babil'de ve elbette ondan sonra Nuh'un gemisi, Nuh'un hikayesi ve hemen sonrasında da yine bir Babil var. Babil'de de kule inşa ediyorlar.
Tanrı'yla olan fark o kadar net ki, onların gözünde. Tanrı'ydan o kadar uzaklar ki, diyor ki bizim Tanrı'yla bağımız koptu, Tanrı'yla ilişkimizi Tanrı'nın yoluyla değil, kendi yolumuzla kuralım. Bizim yolumuz ne? Bir kuleyi inşa edelim. Biz onun yanına çıkalım. Kendi ellerimizin işleriyle. Çok da güzel dersler var orada. Fakat Tanrı bir yargı olarak senin de tabiri caizse cebelleştiğin konu doğuyor. Diller.
Yani.
[00:19:43] Speaker B: Babiller yüzünden bunlar hep.
[00:19:45] Speaker A: 2 dakika kuleyi inşa etmeseniz, bu kardeşim burada şey yapmayacak.
[00:19:50] Speaker B: Orlandacıyla uğraşmayacaktım ben de hiç. Belki hepimiz Türkçe konuşacaktık.
Bildiğim tek dil o.
[00:20:00] Speaker A: Adem Bahçesi, Adana'da olay da dönecek böyle giderse.
Seni yakında Show TV'de görebiliriz. Türkçe, asıl dil Türkçedir. Şimdi o duruma baktığımızda da ne görüyoruz? Tanrı'nın isteği gibi değil, kendi aklımıza belli bağlayarak devamlı bir şey yapma çabamız var ve diller ortaya çıkıyor. Birbirimizi anlamıyoruz. O anlaşmazlığın getirdiği bir bölünme var. Fakat Elçin 2'ye geldiğimizde bir tersine dönüş başlıyor.
[00:20:29] Speaker B: Aynen yani diller orada sanki yani bölünüp büyük bir anlaşmazlık var ama bu sefer Elçin İşleri 2'ye geldiğimizde herkes şaşkınlık içinde Kussavru indiğinde diyor ki yani bakın bu konuşanların hepsi Celileli değil mi diye soruyorlar. Nasıl oluyor? Her birimiz kendi ana dilini işitiyor. Aramızda Partlar, Medler, Elambılar, Mezopotamya'da, Yahudiye ve Kapadokya'da, Pontus ve Asya ilinde, Frikya ve Pamfilya'da, Mısır ve Libyan'ın Trene'ye yakın bölgeninde yaşayanlar var. Yani aslında o kadar kalabalık bir grup, çok çeşitli bir grup. Yahudiler var, Romalı konuklar var, Giritliler var, Araplar var ama hepsi konuşurken sanki kendi ana dili konuşuluyormuş gibi işitiyor. Tanrı sanki o Babil'de o dilleri karıştırıp insanlar birbirini anlayamadılar ama burada yeniden bu farklı diller konuşuluyor olsa da tek bir dil işitiyorlarmış gibi bir tanıklık görüyoruz ve böylelikle aslında Tanrı halkını birleştirdiğinin de o ilk topluluğun, ilk düzenin adımını attığını da görüyoruz burada tam ters bir yerde.
[00:21:37] Speaker A: Ve bence en etkileyici şeylerden bir tanesi. Oraya katılan herkes İbranice'de biliyordu. Sonuçta inançlarından dolayı oradaydı bu kişiler. Orada bulmalarının sebebi Pentekos, Yahudilerin kutladığı bir bayram. Hasat bayramı. Aynı zamanda Rabbin sözünün, yasanın verildiğini de kutluyorlar bu bayram aracılığıyla. Böyle önemli bir bayram için toplanan kişilere direkt ver İbranje, Tanrı'nın dili. Yok şaka yapıyorum. Yani İbranje verebilirlerdi. Hayır, burada konuşuluyor, vaaz ediliyor, sözler, Rabbin sözü bir müjde ve insanlar kendi dillerinde duyuyor. Ve çoğu da baktığımızda aslında Türkiye, Anadolu topraklarından gelen kişiler. Kuzey Afrika'nın bir ucundan, Medler, İran'ın o farklı farklı bölgelerinden gelen kişiler var. Fakat kendi dillerini duyuyorlar. Direkt bizi işte bu şeye bağlıyor, Babil'e. O karmaşıklık, o bilinmezlik, o yanlış anlaşılmalar ve burada ise bir birlik var. Bir kopya yapıştır değil, otomatik hepsi birbirine benzemiyor. Hepsi aynı dili, aynı görünüşle bürünmüyor. Farklı farklı diller ama müjdeyi duyuyorlar.
[00:22:41] Speaker B: Tanrı senin dediğin gibi onlara tek bir dil, tek bir durum, tek bir kült vermiyor. Yani böyle davranacaksınız, bu dilde bana yaklaşacaksınız, böyle olacak demiyor. Aslında onları kendi dilleriyle birlikte o birlikteliğin içerisine de koyuyor. Senin dediğin nokta benim için çok değerli bir şey. Çünkü Tanrı yarattığı insanı bilir. Zaten sorun yarattığı insanın Tanrı'yı bilmemesiyle ilgili. ve Tanrı yarattığı insana kendisini anlayacakları şekilde de konuşur ve bunu burada da görüyoruz. Yani Tanrı direkt bir şekilde onların anlayacağı şekilde bir mucize gerçekleştiriyor. Onların anlayacağı şekilde bir şey yapıyor ve onları kültürlerinden, dillerinden uzaklaştıracak bir tutum sergilemiyor aslında. O yüzden de çok değerli bir başlangıç her birimiz için.
[00:23:29] Speaker A: Bu da bizim biz Hıristiyanlar için kutsal kitabı çevirmemizi en çok destekleyen, en çok bizi teşvik eden sözlerden bir tanesi. Çünkü herkes ana dilinde kendi inancını Hıristiyanlığı öğrenebilmeli.
Çünkü o zaman ana dilde öğrenirsek ve gerçekten bir tanrı varsa ve bu tanrıyla bir bağımız olacaksa ondan duymamız anlayabileceğimiz şekilde duymamız en önemli etkenlerden bir tanesi.
[00:23:54] Speaker B: Tabii ya şimdi belki konu biraz farklı bir yere gidiyormuş gibi olacak ama konu oraya geldiği için biraz asla paylaşmak istiyorum. Yani kendi dilimizde Tanrı'ya zaten şükür etmek ya Tanrı'nın sözünü okumak bizim için çok değerli bir şey.
İstediğiniz kadar dualar ezberleyin. İstediğiniz kadar aynı şeyleri söyleyin. Eğer anlamadığınız bir şeyde ne kadar tekrarlarsanız tekrarlayın, bunun yüreğin derinliklerine etkilemesi imkansız. Düşüncelerimizin derinliklerini etkilemesi imkansız.
Aslında kendi kültürümüzden bakıyoruz bazen. Geçenlerde bununla ilgili bir şey fark ettim. Eşimle konuşuyorduk ve birkaç kardeş de burada. Baykuş Avrupa'da belirli bölgelerde özellikle uğur getiriyor.
Yani uğurlu bir şey. Sen baykuş deyince aklına uğurlu bir şey geliyor mu?
[00:24:48] Speaker A: Yok korku filmleri geliyor.
[00:24:50] Speaker B: Bir de Harry Potter geliyor.
Baykuş uğursuzluktur diye sözlerimiz var yani ne kadar kültürel fark yani biri baykuşu görüyor ve onun bir yani İyi şans, iyi olarak görüyor.
Diğeri baykuşu görüyor ve öcü olarak bakıyor ya da uğursuz olarak görüyor. O yüzden bu kültürel farklılıklar aslında bazı şeyleri anlamamızda da etkileyebiliyor bizleri. O yüzden kendi dilimizde İncil'i okumamız, kendi dilimizde onu anlamak için gayret göstermemiz bizim için çok değerli. O zaman daha çok derinleşiyoruz, o zaman daha çok kavrayabiliyoruz Tanrı'nın bizden ne istediğini. Bence çok da önemli bir konu.
[00:25:35] Speaker A: Ve kutsal ruhun bu veriliş kısmına baktığımızda da yani orada bir araya gelmiş yaklaşık 120 kişi olduğu tahmin ediliyor. O 120 kişinin üstüne iniyor ve ondan sonra Petrus ayağa kalkıp herkesin önüne bir vaaz veriyor. Orada beni en çok etkileyen şeylerden bir tanesi vaaz verirken de hatırladığım bir nevi o söylediği sözler diyor ki siz İsa Mesih'i çağırmaya geldiniz. Düşünsene orada herkes yurt dışından gelmiş. Biz yaman'ı tanımıyoruz.
Konuyla alakamız yok.
Cem Yılmaz'ın şakası geliyor direkt aklıma.
Ama düşünsene orada. Yani orada anlatmaya çalıştığı hepimiz suçluyuz. Sen ve ben 21. yüzyılda yaşayan insanlar olarak da suçluyuz. İsa Mesih'in ölümünden. Çünkü bizim günahımız bunu gerektirdi bir anlamda. Böyle bir ihtiyacı ortaya çıkardı. Onların cevabı ise şey değil. Yok kardeşim bize alakası yok. Orada o Yahudiler anlıyor.
Diyorlar ki o sözler yüreklerine bir hançer gibi saplandı.
Ve dediler ki ne yapmamız gerekiyor?
Nasıl kurtulabiliriz?
İsa Mesih'i imar edip, baba o vakit sarunadı vaftiz olarak diyerek onları yönlendiriyor Petrus orada. Ve burada da Babil'de insan göğe çıkmaya çalışırken... Burada ise Tanrı'nın ruhu, kutsal ruhun yere inip insanların içinde yer edindiğini görüyoruz. Ve bu da elbette Hezekiel'deki o ünlü ayetin, o ünlü peygamberliğin, Hezekiel peygamberin sözünün gerçekleşmesine sebep oluyor. Diyor ki Tanrı orada, size yeni bir yürek vereceğim, içinize yeni bir ruh koyacağım.
Ve bu Pentekost da gerçek oluyor.
[00:27:19] Speaker B: Ya amin. Ne kadar güzel bir bağlantı.
[00:27:21] Speaker A: Eski anlaşmayı ve yeni anlaşmayı birlikte okumamız bu nedenle gerekti ki değerini daha iyi anlamamıza sağlıyor. Yani orada neden bunları söyledi? Neden böyle oldu? Çünkü vadedilmişti. 400 yıl, 500 yıl, 600 yıl beklediler bu peygamberliklerin gerçekleşmesi için. Gerçekten değerli. Ama son bir kısma bakmak istiyorum seninle birlikte. Kapanışta İsa Mesih'in Elçileşleri 1'de sözüne bakmıştık. Başta sen okumuştun. Benim tanıklarım olacaksınız sözü. O tanık kelimesi bence bütün her Hristiyan'ın öğrenmesi gereken Grekçe kelimelerden bir tanesi. Biraz eski Yunanca.
Banu ablam bizi çok seviyor.
Aynen. Doğru söylememiz gerekiyor. Doğru söylemezsen... Repeat after me. Yani Martus kelimesi. Tanıklık.
[00:28:07] Speaker B: Umarım, umarım.
[00:28:08] Speaker A: Bir yorum bekliyorum Banu Aba'dan.
[00:28:12] Speaker B: Çok özür dilerim. Sen devam edersin de geçen Banu Aba'yla mesajlaşmıştık. O çok tatlı zaten. O kadar çok seviyorum ki onu. Çok da teşvik etti. Canlı yayınınızı izledim, podcastınızı izledim, çok güzeldi falan dedi. Yani çok dikkat etmen lazım şu an.
İzliyor. Haberin olsun.
[00:28:31] Speaker A: Yani o da bizi görüyorsa tamamdır o zaman.
Yunanca işte bu martus kelimesi. Baya bir bakıyordum. Yani nasıl dilimize geldi, nasıl etkiledi? Bu tanık olmak. Ve en güzel yanı da şey tanığı değil böyle. Bazen İsa Mesih'in müjdesini paylaşmaktan bahsederken çok derin, mükemmel argümanlar şöyle anlatırsam böyle olursa şöyle olur değil. Tanığın en güzel yanı bir, zaten bu oradan geliyor, bir mahkemede ifade veren bir tanık. Bunu düşünmemiz gerekiyor. Mahkemede ifade verirken hiç kimse sana şey demiyor. Sence hangisi haklı? Bu taraf mı haklı, bu taraf mı?
[00:29:10] Speaker B: Yok.
[00:29:11] Speaker A: Ne gördün, ne duydun. Bize böyle belkileri söyleme. Yüzde kırk, yüzde otuz. Bize ilgilenme. Yüzde yüz.
Emin olduğun şeyi bize söyle. Ve bizden istenen de bu.
Yani ne kadar Tanrı'dan gördüysen o kadar göster. O kadarı paylaş. Sen sana verilenden sorumlusun.
Ve tanıklık gerçekten çok değerli. Bu elbette şahit olmak. Yani şahit olduğun şeyden bahsediyorsun.
Ama İngilizce'de martus, martyr yani şehit kelimesini de doğuruyor. Neden? Çünkü bu şahitler, bu İsa Mesih'i gördüğünü ve duyduğunu söyleyen bu kişiler imanlarından dolayı, İsa Mesih'e olan imanlarından dolayı öldürülüyor. Bu şahitlikleri, şehitliklerine neden oluyor?
[00:29:56] Speaker B: Yani aslında yine yaratılışta bağlaşlık var ki o da yani yaratılışın başında Tanrı insanı yarattığında da dünyaya egemen olun, verimli olun, çoğalın dediğinde aslında Tanrı onlara belirli bir kural vermiş oluyordu ve Tanrı'nın isteğini bu dünyada yaşadıkları yerde tanıklığını veriyorlardı ama bu tanıklığı onun gibi olma isteğiyle lekelediler ve bozdular ama bu sefer Tanrı tekrar bu sefer ruhunu yeryüzüne göndererek bu tanıklığı başlatıyor ve yine aslında Mesih İmanlısı dediğimiz şey podcast'in başında da söylediğimiz yani bizim de yaptığımız şey Tanrı'nda gördüğümüz şeye şahitlik etmek. O zaman elçiler de aslında bunu yapıyorlar ve Mesih'te gördükleri neyse, senin dediğin gibi %40, %40 değil, benim gördüğüm bu. Tanrı budur, Tanrı bunu söyledi. O zaman bunu yaptı. Ve ben buna şahitlik ediyorum, tanıklık yapıyorum. Yani aslında yaptıkları şey de buydu.
[00:31:03] Speaker A: Birinci Petrus'u da yanlış hatırlamıyorum. Yine onu başlatırken orada Petrus şey diyor yani biz gördüğümüzü ve duyduğumuzu anlatmaya anlatıyoruz sizlere. Sizlere böyle kulaktan da olma bir laf değil. Gördük ve duyduk bunları İsa Mesih'in ağzından. Burada bu yani şehit tarafına bakınca da bu bir ölüm kültü değil.
Yani öldürülmek için elimizden geleni yapacağız, yani seve seve öleceğiz değil. Amaç burada elbette yaşamak. Yani ilk kişisinin amacı ölüm değil, yaşamak. Ama yaşarken ölüm korkusuyla değil.
Ölümü yenmiş olan kişiler olarak yaşamak. Çünkü İsa Mesih ölümü yendi ve o Tanrı ruhu bende de varsa bende İsa Mesih aracılığıyla ölümü yendiysem ölüm artık benim üzerimde egemen değil. Bu bir Romalı'nın bir Yahudi felisinin tehdidi. Benim üzerimde bir egemenlik iddia edemez artık, beni korkutamaz. Çünkü sonra görüyoruz, saklanan, korkan havariler birkaç bölüm sonra elçinizde göreceğiz ki aynı grubun, aynı Yahudi yetkililerin önünde biz sizi mi dinleyelim, Tanrı'yı mı dinleyelim?
Biz elbette Tanrı'yı dinleyeceğiz diyerek böyle bir sert bir çıkış yapabiliyorlar.
[00:32:19] Speaker B: Yani buradan şeye de bağlayayım hemen. Yani Ömer Baysal'ın dediği gibi yani.
[00:32:24] Speaker A: O videoda.
[00:32:25] Speaker B: Ölüm korktuğumuz bir şey değil. Hatta onur duyarım diyordu Ömer.
Bu arada çok beğendim onun videosunu. Yanındayım canım.
Ömer'in yanındayız diye hashtag açsam mı?
[00:32:38] Speaker A: Çok uygun. Yalnız değilsin.
[00:32:40] Speaker B: Yalnız değilsin Ömer Baysal.
Artık kanal açtı ona da laf atmam lazım. Sırayla her birinize laf atacağız.
Burada senin dediğin şey çok değerli çünkü şahit olmak demek tabii ki de Tanrı'nın karşısında aslında dünyanın ve şeytanın yaptığı bir ters bir durum var. İşte başta bahsettiğimiz gibi Tanrı verimli olun, çoğalın, dünyanın dört bucağına gidin. Yok biz kule kuracağız burada kendi kanunlarımızı kuracağız.
İşte bak bunu yapma, yok ben bunu yapma diyenin yerinde olmak istiyorum. Ben diyeceğim bunu yapma diye. Aslında günahla kirlenmiş olan bu dünyanın ve insanın yaptığı eylem bu. Tanrı'ya karşı bir tutum sergilemek, onun gibi olma arzusu ve burada aslında Tanrı'nın kendisi Mesih'i göndererek yine bu tarafa karşı da çok ciddi bir tökez taşı da oluyor Mesih. Yani bu dünyaya ve bu dünyanın getirdiği o kötülüğe karşı ve biz de buna şahitlik ederken tabii ki de Tanrı'nın sözünü söyleyince doğal olarak rahatsız etmiş oluyoruz.
Ve bu da Mesih'e şahitlik etmek Mesih'in şahitleri olmaya da dönüştürüyor. Çünkü insan kendisiyle yüzleşmek istemiyor. Kendi günahlarıyla yüzleşmek istemiyor. O Tanrı gibi olma isteği ve arzusundan vazgeçmek istemiyor. Doğal olarak bunu Tanrı'nın mesajını duyduğunda verdiği ilk reaksiyonda bu bir tehdittir, bu bir bizim için düşmandır etiketiyle kişileri şehit etmek oluyor.
[00:34:20] Speaker A: Doğru, doğru. O şahitlik tarafına baktığımızda mesela ilk Tanrı oğlu sözü Sezer için de kullanılıyordu. Sezer Tanrı'nın oğluydu. Tanrı'nın dünyadaki temsilcisiydi bir anlamda. Bunun aynısı Firavun için de veya diğer birçok o zamanki medeniyette krallar için de geçerliydi. İsa Mesih için kullanılması biz sizleri kabul etmiyoruz. Bizim tek bir, tek bir Tanrı oğlu vardı. O da İsa Mesih'ti. Sizin gibi böyle sonradan güç kullanarak elde edilmiş bir oğulluk değil.
Özünde olan Tanrı'yla, babayla aynı özü paylaşan bir İsa Mesih var burada. Ve bu iddiaları elbette sarsıyor durumu.
Bu sadece şeyi de sarsmıyor. Yahudiler tarafından da değil, Roma'nın sosyoekonomik şeyinde sarsıyor. Çünkü arada köleler var, akademik filozoflar var. Herkes birbirinden ayrılmış. Politik taraf burada kilise geliyor ve yıkıyor o duvarları. Hem köle orada, hem politikacısı orada, hem zengini orada, hem fakiri orada.
Bu, o zamanki kültüre de bir tehdit oluyor.
İşte bu tehditler, bazen direkt İsa misyoner hedefine, bazen de bu yan etkilere karşı olabiliyor bu tehditler. Ve Ömer kardeşime de dediğim gibi, yani orada da paylaşırken, TRON sayfasında çok değerli bir paylaşım. Ve bunu paylaşmamız gerekiyor çünkü bizim duymamız gerekiyor.
Onu olan bana olduğunda, bana olan yanımdaki kardeşime olduğunda bilsin ki İsa Mesih'in öğretisine göre böyle tepki verilmeli.
Kutsal kitap bize böyle tepki vermeyi öğretiyor.
Hiç kimse kendini korumaya çalışarak bir gün daha kazanacağını düşünmesin diye bedeni öldüren değil.
korkulması gereken.
Bu nedenle feda olsun elbette bir onurdur. Ama elbette yani bu yaşadığımız zorluk içinde de belki bizi dinleyen kardeşleri de bilgecede davranmamız gerekiyor. Kasten insanları kızdırmak değil amacımız. Bir ölüm kültürüne dönüşmek değil. Vurun bana dövünmem değil de. Bilgece sadece bir şey daha ekleyeyim. Çok konuştum ama bugün bir ağabeyi dinliyordum. Çok güzel bir paylaşımda bulundu ve şöyle ekledi. Dedi ki, ben insanlarla konuştuğumda Tanrı'ya daha mı yaklaşıyorlar yoksa Tanrı'dan daha mı uzaklaşıyorlar?
Yani benim bir katkım olabiliyor mu orada? Tanrı beni kullanıyor mu? Yoksa ben Tanrı'ya karşı çıkıp onlara saldırarak, kızdırarak uzaklaştırıyor muyum? Yoksa onları Tanrı'ya davet mi ediyorum? Bu da bizim için yüreğimizi sorgulaması gereken bir konu. Son kapanışta var mı söylemek istediklerin?
[00:36:49] Speaker B: Ya en baştan söylediğimiz gibi ya gerçekten bu eski anlaşmayla yeni anlaşma arasında beraber okumanın getirdiği güzel paralellikler var ve bunu görmek gerçekten çok teşvik edici. Bunu konuşurken de aklıma gelen ve beni hep bunu kesinlikle daha önce bir podcast'ta paylaşmıştım. Böyle çok hoşuma giden nokta.
Yani Tanrı yaratılışta güzel bir şey yaratıyor. Bakıyor ve iyi olduğunu görüyor. İnsanı seviyor, sevgisiyle yaratıyor ama insan bu sevgiye özgür iradesiyle karşı geliyor. Ama Tanrı Mesih'i gönderip insanı kurtarıyor ve tekrar o yaratılışın başına döndürecek o yeni yaratılışı getirmeyi amaç ediniyor. Aslında Tanrı'nın sözünü göndermesi işte peygamberleri göndermesi, sözünü göndermesi onu bizim uğrumuza feda etmesinin sebebi bugünü kurtarmak değil. Bugün beni haklı çıkartmak değil. Bugün felsefi düşüncelerle en doğruyu göstermek değil. Tanrı'nın nihai ve güzel amacı yarın o son yani geldiğinde o yeni yaratılışla birlikte Tanrı bizimle birlikte sonsuza dek vakit geçirmek istiyor. aynı Adem'i ve Havva'yı yarattığında o bahçede onlarla keyif alarak zaman geçirdiği gibi.
Yani aslında bu tabloyu görünce Tanrı'nın ne kadar harika işler yaptığını görüyoruz. Yani yaratılışta her şey tersine gidiyor ama Tanrı tekrar daha iyi bir yaratılışa yani o herkesin Tanrı'yla kurduğu bağ ile tekrar oraya doğru gidiyor.
Tekrar gelecek o yeni yaratılışa doğru gidiyor. O yüzden bunu görmek beni çok teşvik ediyor. Eminim izleyenleri de çok teşvik edecektir yani.
[00:38:34] Speaker A: Dediğine çok katılıyorum. Buradaki amaç Hristiyan olmak değil. Tanrı ile bağ kurmak.
O kopmuş olan bağın, Adem bahçesindeki o yakın samimiyetin bir anlamı Tanrı'yla, kopmuş olan bağın İsa Mısırcı'yla tekrardan mümkün kılınması. Bir ayeti de okuyayım, öyle kapatayım o zaman.
Elçin Eşleri 17, 27 ve 28'te şöyle diyor. Bunu kendisini arasınlar ve el yordamıyla da olsa bulabilsinler diye yaptı. Aslında Tanrı hiçbirimizden uzak değildir. Nitekim onda yaşıyor ve hareket ediyoruz. 10'da varız. 10'da olmak. Yani bir Tanrı'dan uzak değiliz ama aynı zamanda aramak da gerekiyor. İkisini birlikte vermiş. 10'a yakınız. 10'da zaten varız. O yaşam. Yaşam zaten 10'da var. Ama aramak, sormak. Dilerim bizi dinleyenler de bunu düşünürler. Kendileri için. Bizlere sormak istediğiniz sorular varsa yorumlarda. Düşüncelerinizi elbette paylaşmakta. Özgürsünüz. Lütfen paylaşın, sorun. Beytüllahim kardeşime şimdiden selamlar o zaman.
[00:39:36] Speaker B: Selamlar.
Yeni yorumunu bekliyorum.
[00:39:39] Speaker A: Evet. O zaman Oğuzhan Niyazi selam olsun oradaki kardeşlere de. Oradan biraz update verir misin? Kilise konusunda neler oluyor, neredesin?
[00:39:48] Speaker B: Yani burada birkaç topluluk var hamdolsun bir araya gelen. Biz de farklı bir şehre gidiyoruz onun için. Ve Rabb'e hamd ediyorum yani burada Rabb'e sadık, Rabb'i çok seven değerli kardeşler var.
Onlarla birlikte vakit geçiriyoruz. Tabi Antalya'daki ailemi özlüyorum hala. Bir yerden uzaklaşınca daha çok değerini anlıyorsun. O kale içine gitmeyi o kadar özledim ki kiliseye. Ama yine de Rabb'e çok seviniyorum. Rabb'in de bu Pentecost'la başlattığı şey 2000 yıl sonra hala devam ediyor. Burada da Rabb'in bir ailesi var ve biz buraya gelir gelmez o aileden kardeşler de sarılmaya başladılar bize.
O yüzden de seviniyorum açıkçası.
[00:40:32] Speaker A: Çok güzel.
Yurtdışında da birçok Türk kilise toplulukları var. Dileriz daha da büyürler.
[00:40:39] Speaker B: oldu patron iyi çok teşekkür ediyoruz bizi dinlediğiniz için biz teşekkür ederiz yorumlara gelin konuşalım orada da devam edelim şöyle diyelim
[00:40:48] Speaker A: videomuzu beğenmeyi kanalımıza abone olmayı unutmayın kendinize iyi bakın esen kalın