Episode Transcript
[00:00:00] Speaker A: Özgürce'ye hoşgeldiniz. Bugün Özgür Cerdan kardeşimle birlikte advent dönemiyle ilgili bol bol konuşacağız. Biliyorsunuz yarın advent'in ilk mumunu yakıyoruz kiliselerimizde. Dolayısıyla hafta boyunca ve önümüzdeki haftalarda bol bol advent ile ilgili paylaşımlarda bulunacağız. Aynı zamanda pazar günleri her pazar o günün advent anlamıyla ilgili küçük videolar bulacaksınız. Bu yüzden şimdiden söyleyelim kanala abone olmayı videoları beğenmeyi takip etmeyi unutmayın. Adaş hoşgeldin.
[00:00:28] Speaker B: Mükemmel bir giriş.
Hoş mozaik hoş.
[00:00:31] Speaker A: Bu defa tam tersi bir açılış yapıyoruz.
[00:00:33] Speaker C: Güzel oldu. Ben alışırım böyle.
[00:00:35] Speaker A: Tersten yapalım.
[00:00:36] Speaker B: Şaşırtıyoruz.
[00:00:38] Speaker A: Bir şaşırtalım. Allah şaşırtmasın. İyi bugün Advent konusundayız. Geçen yıl aslında güzel bir seri yaptık birlikte. Yani her hafta Advent üzerine bazı konuşmalar yaptık. Bu sene de benzer bir şey olacak ama her hafta anlamı şu.
Bundan ziyade daha farklı, daha derin, daha detaylı konulara da gireceğiz. Evet. Pazar günleri de tabii ki Ogün'ün Advent Muğla'yla ilgili kısa bir paylaşım, güzel bir teşvik zamanı olacak.
[00:01:05] Speaker C: Doğru.
[00:01:05] Speaker A: Advent nedir?
[00:01:07] Speaker C: Advent nedir?
Geçtiğimiz yıl videolarına giderek olursa arkadaşlar orada göreceklerdir. Hem Advent hakkında podcast yaptık.
[00:01:14] Speaker A: Nedir?
[00:01:14] Speaker C: Ondan sonra teker teker her birine baktık. Advent bir bekleyiş dönemidir. Herkemiz için. O Latince'den Adventio ya da Adventus'tan geldiğini paylaştık geçtiğimiz sefer. Yine ekleyelim elbette. Bir şeye doğru gelmek ya da varmak. Oradan geliyor, kökten geliyor. Yani bir olacak olan bir olay var. Bizler bunu umutla, sevinçle, sevgiyle bekliyoruz. O anı. Ve bu Adventus döneminin anlamı da bu elbette. Direkt bunu Katolik kiliseleri, Ortodoks kiliseleri, Protestan kiliseleri hep birlikte yapıyoruz.
Bu günleri saymaya başladık birlikte bu pazardan itibaren başlamış olacağız. Adventin böyle değerli bir anlamı var ama senden de duymak istediğim şu yıllardır kilisemizde pastörsün. Bu Advent dönemi neden önemli kiliselerimiz için?
[00:01:56] Speaker A: Advent dönemi ve doğuş bayramı için Noel dönemi benim çok sevdiğim dönemlerden birisidir. Neden? hem etrafı böyle ışıl ışıl herkesle birleşen sevinç bir hazırlık tabii ki kimi kesimlerce bu çok öyle sevinçli bir dönem değil ama bizim için öyle bir dediğin gibi geliş ama neyin gelişi geçen hafta konuşuyorduk kilisemizde yani önümüzdeki hafta özellikle advent dönemi başlayacağı için kardeşlerim ona söylüyorduk öyle gelin bu sevinçli döneme birlikte bakalım yüreklerimizi birlikte hazırlayalım çünkü bir hazırlık dönemi neye hazırlık dönemi Mesih'in gelişine İlk dönem inananlar Mesih'i bekliyorlardı. Mesih 2000 yıl önce bu dünyaya geldi. Tanrı bizimle tanrı aramızda yaşadı. Bu dönemde 2025 yılında neyin Mesih'i? Tabi ki onun ikinci gelişi. Yine Mesih'i bekliyoruz. Tıpkı 2025 yıl önce olduğu gibi. Ama bu sefer onun ikinci gelişini bekliyoruz. Ve şeyi konuşuyorduk, yani bu dönem tabi ki İncil'de yazan bir şey değildi, bir gelenek. Geleneklerin tümüne karşı değiliz. Geleneklerin tümünü işte yok uygulamayalım, şöyle yapmayalım, böyle yapmayalım demiyoruz. Kutsal kitabın süzgecinden geçirelim diyoruz. Yani otorite kutsal yazılardır. Gelenekler onun altında değer katan şeylerdir. Ve Advent'te de biraz şeye benzetiyorum Yahya Mesih'in yolunu hazırlıyordu değil mi? Yani tövbe edin diyordu göklerin egemenliği yaklaştı diyordu. Benden sonra gelecek olan benden üstündür diyordu. Advent sanki biraz yüreğimizdeki Yahya gibi. Yani bizim yüreğimizi Rabbin gelişine hazırlıyor.
[00:03:34] Speaker C: Sanki iki tane Advent var aslında.
Bir şu an yaşadığımız Advent yani Mesih'in ikinci gelişi. Bir de o ilk Advent'in gerçekleşişi bir nevi o beklenen kral.
Örnek olarak bu Advenio içinde çoğu zaman bir Romalı, bir Sezar'ın, bir İmparator'un bir yere varışı için söylerler. Sonuçta Antalya'dayız. Adrian, Adrian kapısı burada. Laudike'ye gidiyorsun. Orada yine Adrian için yapılmış bir kapı var, bir giriş ananı var. Yani bir kralın, o beklenen kralın gelişi büyük bir olay.
[00:04:04] Speaker B: Sadece normal bir hediyenin varışı değil ya da sevdiğin bir kişinin bir yere varışı değil.
[00:04:09] Speaker C: O beklenen kralın, haratorun gelişini bekliyoruz. Ama bu ikisi de çok değerli.
[00:04:15] Speaker A: Yani özellikle kilise bu dönemde ne yapar diye düşünüyorum ben.
Ne yapmalı? Tabii ki ilk dönem kişiler nasıl Mesih'i beklediyse, bu dönemde de onu hatırlamalıyız bence. Mesih'in gelişini nasıl tevazu içerisinde, sebat içerisinde bekledilerse de, kilise bu dönemde, modern çağda aynı sebatla aynı tevazu, ancak yönelik Mesih'in gelişini beklemeli.
[00:04:38] Speaker C: Doğru. Çok net uyarılar var. Uyanık olun. İsa Mesih bunu havarilere söylüyordu. Fakat elçilerin de bunu tekrar ettiğini görüyoruz. Yani Mesih gelecek. Mesih geleceği için onların beklentisi ve bizim de beklentimiz her zaman bu olmalı.
[00:04:51] Speaker A: Her an gelebilir.
[00:04:52] Speaker C: Bu nedenle bir hazır olmak, sözlerimizde hazır olmak, işlerimizde hazır olmak, aklımızda hazır olmak bu diri bir bekleyiş.
[00:05:00] Speaker A: Bir de dediğin gibi Hristiyan olmayanlara da bir mesaj içeriyor bence. Yani Advent derken tabi ki biz kilise olarak genelde düşünüyoruz Mesih'e inananlar olarak.
Ama aynı zamanda Advent Hristiyan olmayanlara da tövbe edenin mesajıdır. Yani şu açıdan geçmişte Yahya aynı çağrıyı yaktı. İnsanlar Mesih'i beklerken birçok kez birçok çare aldılar. Peygamberler konuştu. Kimileri yüreklerini Tanrı'ya tamamen çevirdiler, tövbe ettiler. Kimileri ise Tanrı'dan çevirdiler ve kendi yaşamlarına baktılar.
Mesih'in ilk gelişi nasıl gerçekleştiyse onu da alay edenlere Öyle saçmalıklara inanmayın diyenlere, habercileri, aracıları aşağılayanlara rağmen... Aynı şey günümüz için de geçerli. Mesih'in ikinci gelişi yine alay konusu.
Yine insanlar hani sizin Mesih'iniz diyor. Ama bir tövbe fırsat yapıyor o zaman.
[00:05:54] Speaker C: Aynen. Sık sık andığım bir arkadaşım var Adana'dan. İbrahim.
Çok değerli bir arkadaşım. Ve onunla bir dönem vardı. Hatırlıyor musun? Netflix'te 2-3 tane film çıktı Arda'da Mesih hakkında. Mesih'in gelişi böyle modern versiyonu falan.
[00:06:07] Speaker B: Telefon çalıyor normalde aramayan arkadaş. Hayırdır dedim ne var ne yok.
[00:06:10] Speaker C: Özgür Dede birçok film yaptırıyor bu aralar böyle Mesih'in gelişi. Yakın mı yani?
[00:06:14] Speaker B: Bilgisayar şey. Belki aramızdan konuşmuşuz. Demişiz ki Netflix'e filmleri hazırla. Geliyor insan. Hazırlık olsun.
[00:06:21] Speaker A: 2020'De bir şey söylüyoruz kimse dinlemiyor.
[00:06:23] Speaker B: Netflix deyince hemen herkes ciddiye alıyor.
[00:06:26] Speaker C: Ama böyle, elbette bir kelime daha var. Sen'den de öncesinde bir bakmıştık. Parousia kelimesi. Grekçe'den, Latinceden adventus ama Grekçe'deki bu parousia kelimesi. Bu direkt teologlar, pastörler bunu direkt Platon'un o ifadesine bağlı iddiaların madde dünyasındaki yansıması. Yani görünmez olan kral, tanrı görünür oluyor. Hatta birçoğu zaman insanların mid diye adlandırdığı, ileriki podcastlerde de buna bakacağız. Pagan geçmişi hakkında böyle iddialar var. Fakat burada paylaşmak istediğimiz bir görünmez olan kralın görünür olması artık onunla bir bağımız gerçekten olabilir. Düşünebildiğimiz en üst, mükemmel olan gerçek oldu. O beden aldı ve aramıza geldi.
[00:07:06] Speaker A: Enkarnasyon. Kesinlikle. Doğru.
[00:07:09] Speaker C: O zaman birinci mumla başlayalım mı? Genel bir advent'e baktık, önemine baktık biraz. Mumları bazen karıştırsam da ne bileyim.
[00:07:16] Speaker B: Öncesinden o an geldikçe o mumlar kiliselerimizde.
[00:07:20] Speaker C: Belirlikçe her hafta anıyoruz kiliselerimizde. Mumu yakıyoruz ve onun bir anması oluyor. İlk mumla başlayalım mı?
[00:07:26] Speaker A: Umut mumu değil mi? Evet. Özellikle şey de güzel. Yani bu dört kelime bizim için anlam ifade ediyor. Tabii ki tek tek geleceğiz ama umudun en başta olması çok güzel. Yani Mesih'in gelişi. Şimdi bu Advent'in dört mumunda, dört haftasında bize neler getirdi? Aslında bunu da hatırlıyoruz. Yani en başta umut olması gülümseten bir şey, değerli bir şey. Neden? Çünkü herkes umutsuz şu anda.
Yani o da bana şunu anlatıyor. Bu Advent geleneği yani bayağı zaman önce ortaya çıkmış bir gelenek. O dönemde de insanlara bir umut anlatmaya çalışıyordu. Bunu geçtim. Daha öncesinde yani Mesih'in geleceği dönem ya da gelmek üzere olduğu dönem veya o gelmeden çok önce tarih tekerrür ediyor. Sürekli bir umutsuzluk var. Şimdi o beni gülümsetti. Günümüzde de yine bir umutsuz bir dönem var. Bütün dünyada yani herkes bir şekilde umutsuzluk içerisinde. Ve Advent'in ilk mumu da bize umudu müjdeliyor aslında. Yani Mesih'te bize nasıl bir umut geldi. Mesih'te nasıl bir umuda sahibiz. Dediğimiz gibi modern umuttan biraz farklıdır. Yani bizdeki umut biraz esprisini yapıyorduk az önce. Sen dedin kullanırım. Araların sonunda şu milli piyango bir çıksana.
[00:08:42] Speaker B: Farklı bir umudur.
[00:08:44] Speaker A: Eğer ondan etse... Alıyor sanırız tabi. Ama yani bir dilektir bu değil mi?
Ama bizim bahsettiğimiz ad ve etteki umut bir kesinliktir. Yani Tanrı bir şey vaat ettiyse ve biz onu umut ediyorsak, bekliyorsak bu ya acaba olacak mı keşke olsa denen bir şey değil.
Kesinlikle olacak olan bir şey imandır aslında.
[00:09:05] Speaker C: Evet, çok hızlı gelişmeler olduğu için dünyamızda artık öyle bir şey umut etmek ve o umut ettiğin şeyin gerçekleşmesi ya da gerçekleşmemesi çok hızlı cevap aldığı bir şey. Fakat Mesih için baktığımızda 400 yıllık bir peygamberlerin sessiz kaldığı. En azından yani Mesih gelmemişti ama peygamberler.
[00:09:21] Speaker B: Anlatıyor bir şeyler, uyarıyor, bir umut veriyor.
[00:09:23] Speaker C: Diyor ki bak gelecek, geleceği hatırlatıyor. 400 yıllık bir sessizlik ve sonrasında o gelen Mesih'in beden alması, aralarında olması, ne kadar da tanımasalar da Rabbin o karakteri yani bizim güvenimiz de ne kadar güvendiğimiz de değil aslında. Umudun güzel tarafı o. Umut ettiğimiz, ben çok umutluyum. Niye göre? Kime göre? Az umudun olsa bile, çünkü bazı insanlar çok zor durumdan geçiyor da şimdi, az umudun olsa bile umudun kimde olduğu önemlidir. Yüreğinin kimde olduğu önemlidir. O da Tanrı'daysa, değişmeyen Tanrı'daysa, her şey gücü yeten Tanrı'daysa, bizi seven Tanrı'daysa umudun bir anlamı oluyor. Ve o Rumalılara ayeti 5'teki umut, o umut hayal kırıklığına uğratmaz.
[00:10:02] Speaker A: Umut dış kırıklığına uğratmaz çünkü Tanrı'nın söz verdiği bir şeydir. Kesinlikle. Yani detaylı bir şekilde zaten geçtiğimizde konuşmuştuk. Merak eden olursa kesinlikle o linki...
[00:10:11] Speaker B: Şuraya bir yere koyarız.
[00:10:13] Speaker A: Şöyle bir yere dokunup koyacağız. Yani izlesinler lütfen. İyi olur. Yani neyi umut ediyoruz ya da bu umudun içeriği tam olarak nedir?
Kesinlikle Tanrı'nın yerine getireceği bir şeye inanıyoruz. Bir şeyi umut ediyoruz.
[00:10:25] Speaker C: Doğru. Doğru. Ve ikinci momumuz Esenlik ya da Barış.
[00:10:29] Speaker A: Evet, genellikle ya bunlardan nereden biraz şeyi çalıştırıyor, o yüzden ona da söyleyelim. Umuttan bahsettik, esenlikten bahsettik. Tabii ki yani sevinçten, sevgiden bahsedeceğiz. Özellikle Yeşaya 9. bölümde, yanlış hatırlamıyorsam. Orada Tanrı'nın halkı büyük bir umutsuzluk içerisinde. Hiç kimsenin esenliği yok, kimsenin sevinci yok.
Herkes korku içerisinde. Dolayısıyla kimsenin birbirine sevgisi de yok. Biraz onu çağrıştırıyor sürekli, aklıma o geliyor.
Halk bölünmüş, yani bir yer zaten kaybedilmiş, öteki yer düşmek üzere.
Karanlığın ortasında. Tanrı diyor ki karanlıkta yürüyen halk büyük bir ışık görecek. Ölümün gölgelediği diyarda yaşayanların üzerine ışık doğacak. Sebep olarak birçok şeyi saydıktan sonra ne diyor? Çünkü diyor bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak. Onlar da harika büyücü, güçlü tanrı, ebedi baba, esenlik önderi olacak. Egemenliğinin büyümesi son bulmayacak. Ve son şeyi çok dikkatimi çekiyor. Her şeye egemen Rabbin gayreti bunları sağlayacak. Yani yine bizi şeye çıkarıyor. Bunlar bizden olan şeyler değil. Yani bizim kendi başımıza yapabileceğimiz şeyler de değil. Tanrı'nın kendisi bunları sağlayacak. O zaman o esenlik önderi de aslında bakıyoruz ki ta geçmişten müjdelenen neslin gelip yerine getirdiği. Değil mi? Bize de aslında söylediği size kendi esenliğimi veriyorum.
[00:11:58] Speaker C: Doğru. Dünyanın verdiği gibi vermiyorum. O çok değerli bizim için.
[00:12:02] Speaker A: İbranice bir kavramı var.
[00:12:03] Speaker C: Elbette o şalon kelimesi, selam, şalon kelimesi esenlik, barış demek zaten ve burada o şeyi söylemesi çok önemli İsa Mesih'in. Ben size esenliğimi veriyorum ve orada onu açıklayıp dünyanın verdiği gibi değil. Çünkü dünyanın verdiği bir esenlik var elbette. Bir maddi sıkıntı yaşıyorsam o esenliği sağlanması için benim paraya ihtiyacım var. Ama para adı üstünde harcanıyor, tükeniyor, bir anda yok olabiliyor.
[00:12:28] Speaker A: Atarsın, çıkarsın.
[00:12:30] Speaker C: Doğru, belli olmaz. Yani bir şey değil. Sen onu kendine, onu dayanak olarak göremezsin. Çünkü o, sağlığını garantilemiyor. En zengin insanların bile bir anda kalp hüzünden öldüğünü, vefat ettiğini görüyoruz. Yani onunla ikisi eşit değil. O zaman sağlık değilse, hobilerim değilse, bu değilse ben esenliğimi nerede bulacağım? Ve bu Tanrı'nın kendi esenliğini bize veriyor olması ve biz her pazar bereketlerken insanları Rabbin esenliğini insanlara veriyoruz. Ve burada da o İsa Mesih'in vaadini o bize veriyor ve biz de halkımıza paylaşıyoruz Rabbin esenliğini.
Ve seni çok güzel hatırladığın gibi o söylediğin gibi ayetleri Rabbin gayreti bunu sağlıyor. Benim esenliğim Özgür biraz daha çabalarsa, Özgür biraz daha terapi, biraz daha kendini toparlarsa esenlik sahibi olacak değil. Yok yine esenliğimin merkezinde Tanrı var.
[00:13:17] Speaker A: Tanrı'nın kendisi veriyor. Hamdolsun ki o yapıyor. Yoksa bize kalsa işleri berbat etmekte üstümüze yok.
İyi ki bana kalmıyor en azından.
[00:13:27] Speaker C: Doğru.
[00:13:27] Speaker B: Ya da belki herkese esenlik vermem.
Özgür olsa.
[00:13:30] Speaker C: Ve üçüncü mumumuz.
[00:13:33] Speaker A: Evet.
[00:13:34] Speaker C: Sevinç.
[00:13:34] Speaker A: Yani gelenekte üç mum mor, bir mum pembedir. O pembe, evet. Sevinç mumudur. Sebebini belki sen biraz açıklarsan bize. Bir özel anlamı var.
[00:13:43] Speaker C: Elbette o grekçede de yazıyor elbette Pavlus Efendi'nin deyindiği sevinin. Rabb'e sevinmek üzerine. Yani ve buradaki o gaudet, gaudete Latince'den gelen bir ilahinin bir başlangıcında olan bir direk oyla başlıyor. Rabb'de her zaman sevinin derken o sevinin bir emir gibi çünkü bir emir. Rabb'in verdiği bir emir. Fakat duruma bağlı değil. Hepsine ne dedik şu ana kadar? Umut var, Rab'den dolayı. Esenlik var, Rab'den dolayı. Sevinin, Rab'den dolayı. Yani o ben yarını kurtardım, elime para geçti, o değil sevinç kaynağı.
[00:14:13] Speaker A: Yani biraz açalım. Çünkü insanlar şey diyor ya, diyelim ki işimi kaybettim, diyelim ki kanamı kaybettim. Diyelim ki yani başıma birçok olumsuz şey geldi. Yani nasıl sevinebilirim ben? Ya da kiliselerde de bazen kafa karışıklığı oluyor. Yani işte Hristiyan sanki kederlenmez, Hristiyan sanki yas tutmaz.
Yani belli başlı şeyler ama buradaki senin dediğin nokta. Tanrıdan gelen bir şey. Neden veya neye dayanarak sence bütün bunlara rağmen sevinebiliriz? Ya da sevinin demesi ya da sevinçli olmamız ne anlama geliyor?
[00:14:46] Speaker C: O sevinmek, sevinçli olma bir mutluluk gibi değil de mutluluğunuz yani anlık bir haz değil de onun üstünde ya benim Hayatımda sevineceğim bir şey varsa onun en kökü nedir? Ben eğer Tanrı'yı tanıyorsam, bu elimden alınmayacak bir şey için sevinmek. Yani bir insan vefat edebilir ve ölümlü dünyada vefat edecek. Sen, ben, abi dönmezse... Yani kesinlikle o yas ayrı. Çünkü o kişi sevdiğim için yapıyorum bunu. Özlüyorum o kişiyi. Bu özlemek sevincin zıttı değil ya da ağlamak sevincin zıttı değil. Bazen aklımıza böyle geliyor, tamam ben seviniyorsam üzgün olamam. Hayır, üzülüyorum bu durum için çünkü kötü bir şey. İsa Mesih'in bile Nazarus'un bulunduğu yerde, gömülü olduğu yerde ağladığını görüyoruz. Fakat yani o bile yapıyorsa tamam bu kötü bir şey değil. Fakat sevincimiz çok daha farklı. Kimin ölü kaldığı, kimin yaşadığıyla alakalı değil. Tanrı'yla ben birlikteyim ve ben O'nda yaşıyorum ve O benden alınmayacak diyor kutsal kitapta. Beni hiç kimse O'nun elinden alamaz. En kötü durumda bile işimi kaybedebilirim, sevdiğim insanları kaybedebilirim. Her an her şey olabilir bu dünyada fakat benden alınmayacak bir şey var. O da Rabbim kendisi.
[00:15:52] Speaker A: Amin. Yani dediğim gibi bu da bize bu dünyanın geçici olduğunu Abdülillah.
[00:15:56] Speaker C: Doğru yani senden de biraz duymak isterim bu konu hakkında yani sevincimizin bu yine senin de eklemek istediğin bir şey varsa onu ben duymak isterim yani sevincin bu dünyasal şeylerden etkilenmemesi çok kolay değil ama yani evet yani kötü bir telefon bir.
[00:16:10] Speaker A: Mesaj geliyor kötü bir şey bile değil.
[00:16:13] Speaker C: Kötü bir şey bile değil negatif sadece.
[00:16:15] Speaker B: Günüm alt üstü enerjim bitti bir anda.
[00:16:16] Speaker A: Böyle dağılıyorum Yani dünyasal olarak odaklandığımız şeylere dikkat etmek lazım bence. Bu demek değildir ki az önce çünkü özellikle sana sorup duymak istedim. Toplumda bir yanlış anlaşılma vardır, Hristiyan toplumunda bazen. Hepsi bunu yapıyor demiyorum çok iyi bir şekilde. Gerçekten kutsal, kitapsal, kederi, yası, üzüntüyü yaşayan kişiler var ya da anlatan kişiler var. Ama aynı zamanda hala öğrenme aşamasında olanlar var.
Ve şeyi düşünüyor, yasta bile işte ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Ya işte üzülme, üzülme Rabbin yanına. Nasıl üzülmezsin ya?
Yani bazen biz de inanmadan söylüyoruz bunu. Yok, kutsal yazılar mesela diyor ki, öteki uluslar gibi kederlenmeyin. Ama kederlenmeyin demiyor. Veya işte öfke konusunda bile, yani hiç öfkelenmeyin demiyor. Ama öfkeniz sizi günaha düşürmesin diyor. Yani öfkemizin üzerine gün batmasın diyor. Belli başlı nüanslar var. Sevinç konusu da öyle. Yani Rab'de her zaman sevinildir. O ifade önemli. Rab'te ben kelamlenebilirim, ben yas tutabilirim, ben üzülebilirim. Yani dünyasal olarak esenliğimi ve sevincimi bile yitirebilirim belki bazen.
Onda bana sevinç veren şey nedir? Ya da onda bana umut veren şey nedir? Ya da onda bana esenlik veren şey nedir? Biraz işin o kısmı var. O zaman ne yapıyorum? Otomatikman ben bu dünyadan gözümü çevirip Tanrı'ya bakıyorum. Ve Tanrı'nın bana verdiğiyle de sevinebilirim. Bu dünyanın benden aldığıyla üzülebilirim. Ama Tanrı'nın bana verdiği daha büyük. Yani birincisi bu dünya geçecek. Her şey. Mesela yazılar diyor ki her şey yok olacak. Ama o gün Rabb yalnız onun adı kalacak. Yani ben böyle bir zengin babaya sahibim. Yaşamını bana vermiş. Sonsuz yaşamı bana vermiş. İsa'nın müjdesi de odur. Bana geleni kimse elinden kapamaz. Dolayısıyla canım ve geleceğim onda güvenliktedir. Buna sevinirim. Yani diğer etkenler tabii ki etkiler ama Rab'e odaklanma konusunu bence vurguluyoruz ve Advent'te bize daha çok onda sahip olduklarımızı hatırlatıyoruz.
[00:18:23] Speaker C: Kesinlikle. Kesinlikle ve acılar olsa bile bu senin de bahsettiğin gibi bunlar olacak yaşamımızın bir parçası ama son değil.
Biz öyle anılmayacağız. Biz eğer Rab değilsek. Bizim hayatımızın sonu, Özgür çok kötü bir trajediye vefat edebilir. Kendim bahsediyorum.
[00:18:39] Speaker B: Ama dediğim gibi yani bana çok ciddi.
[00:18:45] Speaker C: Çok kötü bir şey olabilir. Ama Özgür'ün hikayesi orada bitmiyor. Önemli olan da sevineceğimiz şey de o. Yani bu acının, bu kadar kötülüğün son olmaması.
[00:18:55] Speaker A: Hiçbir şeyden veda konuşması gibi de olmasın diye düşünüyorum.
Son program değil, merak ettim. Sen bizimle şey yapacaksın.
[00:19:03] Speaker C: Dördüncü mum, sevgi mumu.
Bu dördüncü mum elbette bunu anlat anlat bitiremeyiz.
[00:19:10] Speaker B: Agape'ye gireriz oradan.
[00:19:12] Speaker C: Enkarnasyon, İsa Mesih'in kendi sözleriyle. Yuhanna 3.16'da daha önce dünyaya olan sevgisinden bahsedebiliriz. Bu dördüncü mum için nasıl açıklamak istersin? İlk defa duyan bir insan için.
[00:19:22] Speaker A: Hepsi çok büyük bir şey ama sevgi en büyük. Neden? Çünkü işte kalıcı olan şeylerdir. Örneklerde dediği gibi iman, umut, sevgi bunların en üstünü de sevgidir. Neden? Çünkü her şey yok olacak ama sevgi kalacak. Nasıl yok olacak? Umut ediyoruz. Ama günü geldiğinde kavuştuğumuzda oğlumu da tamam artık umut edecek bir şey değil zaten sahip olduğun zaten içinde yaşadığın bir şey iman bile yani biz iman dediğimiz şey ne görmediğimize iman ediyoruz ve bekliyoruz umut ediyoruz birlikte geliyor. Ama o gün iman etmekten ziyade zaten göreceğiz artık gerçek gözlerimizin önünde. Ama neyi paylaşacağız? Sevgiyi paylaşacağız. Sonsuzlukta da sevgiyi paylaşacağız.
[00:20:04] Speaker C: Doğru. Doğru.
[00:20:05] Speaker A: Ve nihayetinde Tanrı zaten kimliği sevgidir. Birinci yuhana da dediği gibi Tanrı sevgidir. O da bir his değildir. Çünkü bizim Türkçe'nin azizliği mi yoksa yani genel olarak sadece başka kelime aklımıza gelmediğinden mi? Sevgi dediğimizde bir histen bahsediyoruz. Yani mesela kahveyi de seviyorum. Eşimi de seviyorum. Ama bir değişiyor.
[00:20:28] Speaker B: Daha sayılır. Hacı'yı da seviyoruz ama yani.
[00:20:31] Speaker A: Beşiktaş'ı da seviyoruz. Galatasaray'ı sevmiyoruz.
Ama yani bunun şekli nedir? Ya da bir hissiyatla mı ilgilidir? Yok, biz histen değil, eylemden ve karardan bahsediyoruz aslında. Bilmiyorum, sen sevgi dediğimizde, özellikle de enkarnasyonu düşününce, beden almayı düşününce, Mesih'in bize getirdiği sevgi hakkında ne düşünüyorsun?
[00:20:52] Speaker C: Zaten İsa Mesih'i düşününce en net halini görüyoruz. Başlangıçtan dünyanın yaratılışı da sevgiye dayalı, bizlerin yaratılışı da sevgiye dayalı ve sonunda da yine o olacak. Değişmeyen tek etken zaten ve İsa Mesih'in beda alışığında Tanrı'nın bize olan sevgisinin görünür hali. Bizi bize bırakmıyor, bizi kendi çabalarımıza bırakmıyor ve karşılık veremeyeceğimiz halde o sevgiyi bize gösteriyor. Dünya bize devamlı karşılıklı sevgiyi öğretiyor. Ben senin için neler yaptım. Ben senin için şu öne feda ettim. Buna da sevgi diyoruz. Ama İsa Mesih'in yaptığına, senin dediğine de katılıyorum. Yani ona da sevgi. Yani bu nedenle agape kelimesini kullan. Agape sevgisi bu nedenle çok önemli.
karşılık veremediğimiz, karşısına geçtiğimizde böyle bir say şükür hissettiğimiz bir sevgiyi tadıyoruz. Fakat sana da yine eşlik edeceğim, o sevgi bize kalmıyor. Sevginin paylaşılması gerekiyor. O aldığımız sevgiyi veriyoruz. Aldığımız bir şey değil. Tanrı bizden oğlum yap bakayım şunu. Bir anda böyle hayal etmemizi istemiyor. Ben seni nasıl sevdiysem. Mesela Pavus Efendi'nin eşlerimizi sevmemiz için bize verdiği yemir de, Mesih kiliseyi nasıl sevdiyse.
[00:21:56] Speaker B: Örneğiniz var, kaçamazsınız.
[00:21:58] Speaker C: Bizim de kilise olarak, Hristiyanlar olarak böyle güzel bir Tanrı'nın iyiliğini tattık, sevgisini tattık ve şimdi o sevgi paylaşılabilir bir şey.
[00:22:06] Speaker A: Ki zaten biz se seviyoruz, çünkü önce o bizi sevdi diyor. Aynı zamanda karşılıksız aldınız, karşılıksızı vereyim diyor.
[00:22:14] Speaker C: Doğru. Sevgiyi o zaman şu kişi biraz daha toparlasın, o zaman benim sevgime layık olacak diye ilk başta seveceksin.
G.K. Chesterton, zaten en sevdiğim yazarlardan biri de onu bahsederim, onun bir ortodoksi kitabında bahsettiği bir konu var, der ki ben sevilmeyen bir şeyin ya da sevilemeyen bir şeyin ilk başta sevilince sevilebilir hale geldiğini şeyden öğrendim. Güzel ve çirkin o kitabından, hikayesinden öğrendim. Fakat Tanrı aslında onu kutsal kitaptan alıyor, diyor ki İsa Mesih biz daha günahkarken bizi sevdi. Biz hak ettiğimiz için değil. O sevmesi gerekti ki biz bir nevi değişebiliriz onun sevgisiyle.
[00:22:47] Speaker A: Yani zaten orada soru o. İnsanlar çok mu sevecendi de Tanrı onları sevdi ya da çok mu harika davranışlaşsa gidiyorlardı Tanrı onları kurtarıyor, onları yanına alıyor, onları ailesine dahil ediyor.
[00:23:00] Speaker C: Doğru.
[00:23:00] Speaker A: Yok. Yani Tanrı kendisi sevgi olduğu için aynı zamanda o sevgisini yarattıklarıyla paylaşıyor. Yarattıklarının da bir anlamda kendisi gibi olmasını istiyor.
[00:23:12] Speaker C: Doğru.
[00:23:12] Speaker A: Tabii ki bu dünyada bu bir mücadeledir. Son güne kadar duygularımızla da savaşacağız, eylemlerimizle de savaşacağız. Çünkü henüz kutsallaştırılma sürecindedir kilise. Kusurlu insanlardan oluşur. Ama o gün geldiğinde nihayetinde Mesih gibi kutsallaşacağız diyor kutsal yazılar. Yani bir aklanma Tanrı'nın bu anda bizi kurtarışıdır ama kutsallaşma yaşam boyu süren bir süreçtir.
Yani o yüzden her şeyi sana iyi olasın sarılın diyor kutsal yazılar.
[00:23:44] Speaker C: Ve dediğim gibi o bir süreç.
Tanrı vazgeçmiyorsa, Tanrı bıkmıyorsa bizlerinde. Bazen ben bıkıyorum, Tanrı bıkmıyor ama ben diyorum ki ya Özgür, kendim için söylüyorum, ne de bu yaptığın devamlı. Aynı şey. Bir türlü şurayı sanki toparlayamadım. Sanki benim elimdeymiş. Özgür biraz daha çabalasa. Ondan bile Tanrı'ya muhtacım, Tanrı'ya ihtiyacım var. O da iyi bir baba olduğu için, sevgi dolu bir baba olduğu için bunu gösteriyor. Bu dört muma baktık. Bazen şey kalabiliyor ama Özgür. Güzel bir teolojik bilgi edindik. Teşekkürler, ağzına sağlık. Fakat hepsi aksiyon. Dünyanın sana vereceği, yarın uyandın böyle, tamam her şeyi tıkırında ayarladın. Şimdi umut, şimdi esenlik, şimdi sevinç, şimdi sevgi. Değil de o kötü günde, iyi haberler gelmediği zamanda bu dördünün de varlığı. O zaman da bir çağrı yapmak isterim, hem senden duymak isterim. Bu umut, sevgi, sevinç, bunların anlamı hakkında kardeşlerimiz şu an nasıl bir aksiyon alabilir? Esenlik, nasıl bir teşvik etmek istersin, bir pastörsün?
[00:24:40] Speaker B: Bağzını solu gibi düşün.
[00:24:41] Speaker A: Son kapanışı yapalım diyorsun. Dediğin gibi bunları kaosun ortasında, işte zorlukların ortasında, sıkıntıların ortasında hissiyatla hareket edersek bence zamanı gelmeyecek. Yani niye? Çünkü hislerimiz hep değişecek. Bu dünya da bize birçok zaman kötü olan şeyleri veriyor zaten. Bu dünya adaletsizdir. Bu dünya düşmüş bir dünyadır.
Ama bu bahsettiğin dört mum Mesih'te sahip olduklarımızı bize hatırlatıyor ve bunlar sadece böyle temel ilkeler gibi. Yani daha birçok şey var. Sadece bu dört mumla kalmıyor. Mesih bize sadece umudu, esenliği, sevinci, sevgiyi getirmedi. Mesih bize birçok şeyi getirdi. Ama bunları hatırlamak, bunlar üzerinde düşünmek, derin düşünmek yani Advent denmesinin gelişine odaklanmak yüreklerimizi hazırlamanın en değerli yollarından birisidir. Yani program başlarken de söyledik, bu bize özellikle iki yönlü bir şey söylüyor. Birincisi Mesih geldi, ikincisi Mesih gelecek ve Mesih geldiğinde her zaman o benzetmelerde konuştuğu gibi acaba bize nasıl seslenecek? Aferin ne diyecek? Yoksa yanlış yaptığımızla ilgili ona yüz yüze mi geleceğiz? Bu şeyleri düşünürken hep ondan korkuyor. Yani bizim iman yolunda olup olmadığımızı bile sınamamız gerekiyor.
Bu demek değildir ki yani Mesih'in bize sağladıklarından şüphe edelim. Ama biz gerçekten o şeyleri ne kadar uyguluyoruz, o şeyleri ne kadar bineri benimsiyoruz ve o şeyleri nasıl bir yaşam tarzı haline getiriyoruz. Yani bu bizim dini yaşamımız burada, seküler yaşamımız burada diyebileceğimiz bir konu değil. Bunlar bizim kimliğimizdir. Yani dünya umutsuzken umut vermek Mesih'in öğrencisinin kimliğidir aslında. Veya herkes mutsuzken, herkes sevinçten uzakken tanrısal bir sevinç mesajı vermek ki o en değerlisidir. Müjde de sevinç getirir. Müjde nedir? Mesih'in bizler için bu dünyaya gelişi, beden alışı, aramızda yaşayışı, kefaret ödeyişi, ölüşü, dirilişi. Yani bunların hepsi gözümüzü Tanrı'ya odaklayan şeyler. Ve baktığımızda bunları en iyi uygulama yolu nedir? Kutsal yazıları okumak, kardeşlerle bir araya gelmek ve hayatımızda uygulamak için gerçekten sürekli hatırlayıp çaba göstermek. Bazen şey zannediyoruz, tamam olduk biz, yarın geriye çekilelim.
[00:26:59] Speaker C: Yok.
[00:27:00] Speaker A: Tablos bile ne söylüyor? Günahla mücadele konusunda henüz kanımızı aksayacak kadar savaşmadınız.
[00:27:05] Speaker C: Çok doğru.
[00:27:06] Speaker A: Yani bunlar varken ortada. Ben demiyorum ki kurtuluş veya başka şeyler için bizim çabamız bununla alakalı konuşmuyorum. Ama bize kutsallaşmak için çaba göstermemiz gerekiyor. Mesih kilisesini kutsallaştırmak istiyor. Dolayısıyla bizi de değiştirmek istiyor, bizi de kutsallaştırmak istiyor. Neden? Kilise onun bedenidir.
Kiliseyi oluşturan kimdir? Sen, ben, Ahmet, Hasan, Mehmet.
Ayşe, Fatma. Şimdi bunlar bir diri taş olarak Rabb'in bedenini oluşturuyorsa biz birbirimizden de sorumluyuz. Kesinlikle. O yüzden bir araya gelmekten vazgeçmeyin diyor. Birbirinizi teselli edin, dua edin. Tam bir anlaşılmadan bahsedelim.
[00:27:45] Speaker C: Doğru.
[00:27:46] Speaker A: O zaman bence Advent Noel bunu hatırlamanın en güzel dönemidir.
[00:27:50] Speaker C: Çok doğru.
[00:27:50] Speaker A: Yani karşılıksız vermenin, umudun, sevginin, sevincin, esenliğin, Mesih'te sahip olduklarımızın harikalı hatırlatıcısıdır.
[00:27:59] Speaker C: Ağzına sağlık. Orada çok güzel bir şeye değindim, ben de o son bir şey daha ekleyip salacağız, bırakacağız burada. Eklemek istediğim de şu, sen değindin aslında. Bunların hiçbiri benim hissiyatımla alakası yok. Ben nasıl hissediyorum, ben bugün nasıl uyandım alakası yok. Fakat bir pratiğe dökecek olursak, ben umutsuz uyandım belki, çok nedense bir anda böyle sabah uyandım, her şeyi negatif görüyorum.
[00:28:19] Speaker A: Hissimiz böyle olabilir.
[00:28:20] Speaker C: Hissimiz böyle, uyanabilirsiniz. Ya da bir mesaj gelir, dersin ki dünyanın alt üst olduğu olur, o anlamda. Sınavı geçemezsin, bir şey olur, atanamazsın. Daha yakın zamanda atanamayan kardeşlerimiz oldu. Dünyan alt üst olur o anlamda. Fakat dönüp, Rab benim umudum bundaymış, onu gördüm. Bütün çankimi dünya son bulsa diye istemeye başlıyor bazen insan. O zaman bana bir işaret bu. Dön, teslim et. Sen kontrolde değilsin, Tanrı'ysan. Ya Rab bunu neden hissediyorum bilmiyorum ama böyle hissediyorum. Tövbe ediyorum. Ben bunu daha taşıyamayacağım. Lütfen sen taşır mısın? Tanrı'ya verme.
[00:28:51] Speaker A: Sevinemiyorum.
[00:28:52] Speaker C: Sevincim yok. Tamam yine inkar etme. Yok ben seviniyorum. Yok sevinemiyorsan tamam. Dön Tanrı'ya ver. Yapamıyorum. Sen bana bunu emretmişsin. Yapamıyorum şu an.
[00:29:01] Speaker A: Aynı zamanda dua konuşuyor.
[00:29:03] Speaker C: Kesinlikle bu bir tövbe ve dua.
[00:29:05] Speaker A: Maranata demek için bence fırsattır. Evet buyur. Tezgâh-ı yarat demek için fırsattır.
[00:29:10] Speaker C: Doğru. Doğru. O Maranata'ya da değinelim, böyle kapatalım. Yani dediğin gibi bir umut etmek güzel, iyi bir dayanağımız var.
Esenlik için çalışmak, çabalamak ve o esenlikte kalmak çok güzel. Fakat bir gün, bir gün o son bulacak. Senin dediğin gibi. O sadece sevgi kalacak o son gün. Bu Maranata'da araştırmaya bakıyordum da bir teologun dediği şey şuydu. Maranata, Rabbimiz geldi. Maranata, Rabbimiz gel ya da tez gel. Bu da bir dua aslında. Yani bu acı içindeyim, bu umutsuzluk içindeyim. Biliyorum ki kutsal kitaba uygun değil. Fakat gel, yani sana ihtiyacım var. Şu an bulunduğum ana gel ve bir gün son günde de gel ve halkını tekrardan birleştir. O tamamıyla kutsallığı ver. Bir dua, bir yakarış.
[00:29:55] Speaker A: Amin, kesinlikle. Amin. Kardeş ağzına sağlık. Dediğim gibi Mesih'in gelişi bize birçok şey getiriyor. Bugün de bunları gördük. Bunlar hakkında konuştuk. Önümüzdeki haftalarda da tabii ki Advent ile ilgili ya da Advent'e bağlı olarak birçok konuda konuşacağız. Hepinize de teşekkür etmek istiyorum. Yani videoyu izlediğiniz için. Aynı zamanda başta da dediğimiz gibi bu Advent döneminde de, bu Noel döneminde de Mesih'in bize sağladıkları, O'nun getirdiklerini hatırlamak için, birbirimizi teşvik etmek için Kanala abone olabilirsiniz. Sorularınız varsa sorularınızı yazmaktan çekinmeyin lütfen. Seve seve sorularınıza da yer vereceğimiz zamanlar olur. Hepinize izlediğiniz için teşekkür ederim. O zaman Mesih'in gelişi şimdiden yüreklerimizde esenlik doldursun. Kendinize iyi bakın. Esen kalın.
[00:30:39] Speaker C: Esen kalın kardeşler.